4 Şub, 2025

/

/

Antoni Gaudi’nin Barselonası

Antoni Gaudi’nin Barselonası

Barselona’ya gezmeye gittiğimizde gezilecek yerler listemize aldığımız yapıların çok büyük bir bölümü, mimar Antoni Gaudi’nin eseri. Yani başka bir deyişle Gaudi olmasaydı, Barselona aynı Barselona olmazdı.

Peki Sagrada Familia, Casa Batllo, Casa Mila, Park Güell gibi eşsiz yapıları şehre kazandıran Antoni Gaudi kimdir? Tasarımlarını yaparken nelerden ilham almıştır? Barselona’ya hangi güzellikleri kazandırmıştır? Hepsini bu yazıda derlemeye çalıştım.

Casa Battlo’nun 1. katındaki salon (fotoğraf: casabatllo.es)

Antoni Gaudi Kimdir?

1852 Yılında İspanya’nın küçük bir köyünde doğan Gaudi, babası ile birlikte büyükbabasının kazan imalathanesinde çalışmaya başlıyor. Bu deneyimin ona 3 boyutlu tasarım yapma ve malzemeleri tanıma motivasyonu kazandırdığı söyleniyor. Büyük bir şehir yerine küçük bir köyde geçen çocukluğu da ona doğayı daha yakından gözleme fırsatı sunuyor.

Antoni_Gaudi

1870 yılında mimarlık eğitimi almak için Barselona’ya taşınıyor. Gaudi mezun olurken mimarlık okulunun direktörü Elies Rogent “Bu unvanı bir deliye mi yoksa bir dâhiye mi verdik bilemiyorum. Bunu ancak zaman gösterecek.” diyor. Nitekim bu konu mimarın en popüler olduğu dönemlerde de tartışılmaya devam edecek.

Gaudi ilk olarak vitrin tasarımı, mobilya tasarımı, iç dekorasyon gibi işler yapıyor. 1877 yılında ise Güell ailesiyle tanışıyor. Bu onun hayatında önemli bir dönüm noktası oluyor çünkü Eusebi Güell onun bir nevi patronu (hamisi) oluyor. Patron derken maaş veren bir işveren gibi düşünmeyin. “Art patronage” denilen kavram, varlıklı kişilerin işlerine hayran oldukları sanatçıları maddi manevi desteklemelerini anlatan bir müessese. Diyelim ki ben bir besteciye hayranım ve huzur içinde çalışıp daha çok eser üretsin istiyorum. O besteciye ev veriyorum, para veriyorum, konserler verip para kazanmasını sağlayacak bağlantılarla tanışmasını sağlıyorum… Bunları her zaman spesifik bir fayda sağlamak için yapmıyorum üstelik. Sadece o sanatçı daha çok eser üretebilsin diye yapıyorum. İşte Eusebi Güell, Gaudi için böyle bir figür. Bu aileyi Güell Palace’ı anlatırken anlatacağım ama siz şimdilik Barselona’nın Koç’u, Sabancı’sı gibi düşünebilirsiniz.

Eusebi Güell ve ailesiyle yaşadığı Palau Güell Binası (Fotoğraf: Thomas Ledl / Wikimedia Commons)

1883 yılında Gaudi ilk konut projesi olan Casa Vicens işini alıyor. Aynı yıllarda Eusebi Guell’in kayınpederi için El Capricho adlı yazlık villayı inşa ediyor. Mimarı projeyi yarım bırakmış olan Sagrada Familia projesi de Gaudi’ye veriliyor ve bundan sonrası akıp gidiyor…

Gaudi’nin ilk işleri ya şehir dışında ya da bahçeli özel mülklerin içinde olduğu için halkın pek fazla gözüne çarpmıyor. 1900’lerin başlarında şehrin tam merkezinde yer alan iki bina tasarlıyor ve o noktada ciddi bir linç başlıyor. Halk Casa Battlo ve Casa Mila’dan nefret ediyor. Binaların görünüşü ile dalga geçiyor. Aristokratlar ise “siz sanattan ne anlarsınız” deyip Gaudi’ye kol kanat geriyor.

Casa Batlló

Casa Batllo Binası

Gaudi 1906 yılında Park Güell’de bir ev satın alarak buraya taşınıyor. Babası ve yeğeniyle birlikte burada yaşıyor. Hiç evlenmemiş, hiç çocuğu olmamış. Buraya taşındıkları yıl babası vefat ediyor. Altı yıl sonra yeğeni de ölünce evine çok az gitmeye, daha ziyade Sagrada Familia’daki stüdyosunda yaşamaya başlıyor.

Bu yıllarda Gaudi tüm konsantrasyonu ile Sagrada Familia üzerine yoğunlaşıyor. Sagrada Familia “bu kadarı da şov ya” dedirtecek çok abartılı bir proje olduğu için inşaat giderleri bütçeyi epeyce aşıyor. Gaudi finansman bulunması noktasında da aktif görev alıyor ve varlıklı ailelerden sürekli bağışlar toplayarak finanse ediyor kiliseyi. Bitirmeye ömrünün yetmeyeceğini de biliyor muhtemelen. Bu yüzden kiliseyi parça parça inşa ediyor. Yani bir cephenin yarısını tamamlayıp diğer cepheye geçip sütunları yapıyor. Böylece ölümünden sonra kilise yapılmış olan parçalar örnek alınarak tamamlanabiliyor (yani az kaldı tamamlanacak diyeyim).

Sagrada Familia Kilisesi

1926 yılında Gaudi Sagrada Familia’ya bakarak geri geri yürürken kendisine tramvay çarpıyor. Aslında ünlü bir sima olmasına karşın üstü başı inşaat kiri içerisinde yerde yatan bu yaşlı adamı kimse tanımıyor ve kimse zahmet edip hastaneye götürmüyor. Kim olduğu, çok geç götürüldüğü Sant Pau Recinte Modernista hastanesinde anlaşılıyor ve mimar burada hayatını kaybediyor.

73 yaşında hayatını kaybeden mimar Antoni Gaudi, ömrünün 40 yılını inşa etmekle geçirdiği Sagrada Familia’ya gömülüyor. Mezar odası kilisenin alt katında kalsa da parmaklıklı bir pencereden görebiliyorsunuz.

Gaudi’nin Mimari Stili

Gaudi’nin mimari stili pek çok mimari akımdan izler taşıyor fakat hiçbir mimari akımın sınıfına sokulamayacak kadar sıra dışı ve kendine has işler yapıyor. Örneğin art nouveau’nun metal ve ahşap gibi çeşitli malzemeleri uyum içerisinde kullanan ve doğaya öykünen o süsleme estetiğini de görüyorsunuz, Neo-Gotik üslubun o heybetli ve uhrevi yapılar yaratmada kullandığı yapı elemanlarını da, Katalan modernizminin gelenekten kopmadan yeni ve özgün bir eser yaratma tutkusunu da görüyorsunuz Gaudi Eserlerinde. Bu yüzden hiç kimse “Gaudi şu stilde eserler vermiştir” diye sınıflandıramıyor.

Sagrada Familia’da kulelerden aşağı inerken kullanılan merdivenler (Fotoğraf: Mark de Jong / Unsplash)

Antoni Gaudi’nin mimari yaklaşımını anlamak için bilmemiz gereken iki önemli konu var. Öncelikle Gaudi çok koyu bir Katolik. Doğanın mimarı tanrı olduğu için, en mükemmel formların doğada bulunabileceğine inanıyor. Doğadan ilham alıyor ve bu formları eserlerinde sıklıkla kullanıyor. Örneğin denizin dibinde salınan yosunlar balkon korkuluklarına, bir balinanın omurgası çatı katını taşıyan kemerlere, kelebek kanatlarındaki desenler pencere korkuluklarına, bir salyangoz kabuğu bir merdiven formuna dönüşüyor onun eserlerinde. Hayvan kaukları, yapraklar, ağaçlar ve kayalıklar ona aradığı formları veriyor zaten.

Sagrada Familia’nın ağaç biçimli taşıyıcı sütunları (Fotoğraf: Manuel Torres Garcia / Pexels)

Doğada birbirini tekrar eden şekilleri, dik köşeleri, simetrik yerleşimleri, pürüzsüz yüzeyleri pek görmeyiz. Antoni Gaudi de eserlerinde bu formları pek kullanmaz. Daha düzensiz, kavisli, eğri, neredeyse rastgele bir araya gelmiş gibi görünen parçalar tercih eder.

Tüm bu estetik stili kullanırken işlevsellikten asla ödün vermez. Hatta işlevselliğin öncelikli olduğunu bile söyleyebiliriz. Binanın eğimini öyle ayarlar ki tüm daireler ışık alabilsin. Pencereleri öyle bir konumlandırır ki evler en güzel şekilde havalandırılabilsin. Sandalyeler insan vücuduna bir puzzle parçası gibi oturacak kadar ergonomik olsun. Hatta o garip şekilli pencere mandalları bile ele tam oturacak formu taşıdıkları için o şekilde üretilmişler.

Casa Battlo’da içinde oturma yeri olan şömine alanı (fotoğraf: casabatllo.es)

Gaudi’nin eserlerinde yoğun bir sembolizm vardır. Bu sembolizm genellikle din ile (bazen de mitoloji veya Katalan milliyetçiliğiyle) ilişkilidir. Örneğin Sagra’da Familia’nın bir cephesi İsa’nın doğumunu, bir cephesi İsa’nın çilesini, diğer cephesi ise göğe yükseldiğini sembolize eder. Binanın kulesinin yüksekliği “tanrının eseri” olan Montjuic tepesinin yüksekliğini geçmemek için tepeden yarım metre daha kısa bırakılmıştır.

Antoni Gaudi’nin mimari yaklaşımını anlamak için bilmemiz gereken diğer konu ise onun çok katı bir Katalan Milliyetçisi olması. Katalanca konuşmanın yasaklandığı bir dönemde inadına Katalanca konuşarak kendini tutuklatmışlığı varmış.

O dönemde Katalonya son kolonisini de kaybetmiş, ama sanayi devrimine çok iyi adapte olarak ciddi varlıklı bir sınıf yaratmış, ilk Dünya Fuarını yeni düzenleyerek dünyaya ne kadar güçlü bir toplum olduğunu göstermeye çalışan bir yer. Tüm bu şartlar altında ortaya çıkan Katalan Modernizmi stili ise yenilik peşinde koşan mimarlar yetişmesine neden oluyor. Özgün, sıra dışı, dikkat çekici, iddialı ve kendinden bahsettirecek yapılar…

Casa Mila’nın terasındaki bacalar

Bu yapıları hayata geçirmek için çözülmesi gereken mühendislik problemleri, ya da büyük bütçeler kimseyi korkutmuyor. Hatta belki de ne kadar zor o kadar iyi diye bile düşünüyor olabilirler. Çünkü kendilerine güvenleri tam ve ülkelerini gururlandırmak istiyorlar. Ülkelerin yeni çağın gerisinde kalmadığını, yeniliğin öncülerinden olduğunu göstermek istiyorlar dünyaya.

Antoni Gaudi Eseleri

  • Casa Vicens – Barcelona (1883-1888)
  • El Capricho – Cantabria (1883-1885)
  • Sagrada Família – Barselona (1883-1926)
  • Finca Güell Köşkleri – Barselona (1884-1887)
  • Palau Güell – Barselona (1886-1890)
  • Palace of Astorga – Astorga (1887-1893)
  • Col·legi de les Teresianes – Barselona (1888-1890)
  • Casa Botines – León (1891-1893)
  • Cellers Güell – El Garraf (1895)
  • Casa Calvet – Barselona (1898-1900)
  • Church at Colònia Güell – Barselona (1890-1917)
  • Park Güell – Barselona (1900-1914)
  • Torre de Bellesguard – Torre de Bellesguard (1900-1909)
  • Casa Batllo – Barselona (1904-1906)
  • Casa Mila (La Pedrera) – Barselona (1906-1912)

 

Gaudi’nin ilk konut projesi olan Casa Vicens ( Fotoğraf: Dosde Publishing)

Öne çıkan Eserler Hakkında Kısa Bilgiler

Aslında Barselona seyahatiniz sırasında ziyaret etme olasılığınız yüksek olan Gaudi eserlerinden Barselona Gezi Rehberi yazımda bahsetmiştim. Eğer o yazıları okuduysanız bu kısım sizin için ikinci baskı olabilir. Eğer okumdaysanız ve koskoca Barselona Rehberinin içerisinde Gaudi eserlerini aramakla uğraşmak istemezseniz diye buraya da kısa bilgiler bırakıyorum:

Casa Batllo

Tekstil alanında çalışan birkaç fabrikanın sahibi olan varlıklı iş insanı Josep Batlló, 1903 yılında şehrin en prestijli caddelerinden bir tanesinde bulunan bu apartmanı satın alır.  Binayı Gaudi’ye emanet eder ve her istediğini yapmakta özgürsün der. Aslında bu bina sıfırdan yapılmış bir bina değil, yenilenmiş bir binadır.

İki yıllık bir inşaatın ardından çatısına bir ejderha tükenmiş gibi duran, balkonları sanki balık kafatasları varmış gibi görünen bu ikonik bina çıkar ortaya. Binanın içi de dışı kadar şıktır.

Casa Battlo’un ön cephesi

Bu noktada bir not düşeyim. O dönemde soylular apartmanların 1. katlarında kalıyor ve bu kata “Noble Floor” veya “Principal Floor” deniliyor. Ne kadar üst katlarda kalıyorsanız evin prestiji de kirası da o kadar azalıyor. Bu binanın en şık katı da Batlló ailesinin yaşaması için tasarlanan 1. kat elbette.

Akışkan hatlar, deniz canlılarından ilham alan formlar, camlar tamamen açılabildiği için bir balkona dönüşebilen ana salon, bir anafora benzeyen avize, bir mantar şeklinin arkasında oturma alanı olarak düzenlenmiş bir şömine… Apartmanın içerisinde gezerken mavi karolarla döşenmiş apartman boşluğundan dalgalı camlara vuran ışığın size denizin altındaymışsınız gibi hissettirmesi… Kesinlikle bambaşka bir dünya bu binanın içi.

Bina hakkında detaylı bilgi ve online biletler Casa Batllo’nun resmi web sitesinde.

Casa Battlo’un içi (fotoğraf: casabatllo.es)

Casa Mila (La Pedrera)

Casa Mila ardından ciddi tartışmalara sebep olmuş, hem ev sahiplerini hem Antoni Gaudi’yi epeyce yormuş bir bina.

Dönemin zengin ailelerinden gelen Pere Milà ve Roser Segimon çifti bu binayı sıfırdan inşa ettiriyor. Gaudi binaya istediği şekli özgürce verebilmek için -o dönemde çok nadiren kullanılan- çelik konstrüksiyon bir iskelet yapıyor. Binanın ağırlığını çelik iskelet taşıdığı için binanın geri kalanını özgürce şekillendirebiliyor.

Casa Milà (La Pedrera)

Casa Mila, dışarıdan bakıldığında bir yamaca ya da bir taş ocağına benziyor. Balkonlarda tamamen hurda demirler kullanılarak yapılmış düzensiz parmaklıklar var. Halk bu binayı son derece çirkin buluyor. Gazetelerde çok sayıda karikatürü çiziliyor buranın. Örneğin bir karikatürde, içinde yırtıcı hayvanların yaşadığı mağara delikleri olarak görünüyor pencereler. Başka bir karikatürde binanın zeplinler için kapalı otopark olduğu gösteriliyor. Bu arada park demişken, daha Barselona’da sadece 3-5 kişinin arabası olduğu bir dönemde yapılan bu binanın en alt katında kapalı otoparkı var. Böyle bir öngörü yani.

Gazetelerde sadece Gaudiyle değil ev sahibi Pere Mila’yla da dalga geçiliyor. Daha sonra binaya o dönemki regülasyonları ihlal eden bir büyüklükte olduğu için ceza kesiliyor.  100,000 pesetalık bir ceza ödemek zorunda kalan Mila’nın şalteri iyice atıyor ve Gaudi’nin parasını ödemiyor. İkili davalık oluyorlar. Yaşanan bu husumetten dolayı olsa gerek, Mila ailesi kendi kaldıkları katı epey değiştirmiş. Alçı kabartmalar sökülmüş, sembolik süslemeler çıkartılmış.  Zaten bu binayı gezerken Mila ailesi için yapılan 1. Katı değil, başka bir komşularının yaşadığı bir evi geziyorsunuz. Elbette avlusu, terası ve müzesi ile birlikte.

La Pedrera (Casa Mila) ile dalga geçen karikatürler (Görseller: pedrerainedita.lapedrera.com)

Burası aslında bir apartman değil, birbirine yapışık olarak inşa edilmiş, ayrı ayrı girişleri olan iki ayrı apartman gibi. Zaten binanın iki adet apartman boşluğu bulunuyor. (Aslında toplamda üç ama bir tanesi kablolar ve borular geçsin diye yapılmış) Gaudi apartman boşluklarını önemsiyor çünkü bu sayede daha çok odanın günışığı ve hava almasını sağlıyor.

Casa Mila, Casa Batllo kadar sürpizlerle dolu bir bina değil. Ancak buranın üst katındaki müze de, sesli rehber de oldukça bilgilendirici. Gezmeye ilk olarak Casa Mila’dan başladığınızda temel pek çok şeyi öğrenmiş oluyorsunuz ve diğer yerleri daha keyifli bir şekilde geziyorsunuz.

Mila ailesinin evine çıkan merdivenler

Ayrıca evde yer tutmasın diye duvar içine giren sürgülü kapılar, daha kapıyı aşmadan geleni görmeyi sağlayan mekanizmalar, pencereyi açmadan da evi havalandırmayı sağlayan panjurumsu mekanizmalar var. Yani sadece estetik açıdan değil, işlevsellik açısından da çağının çok ötesinde bir yapı.

Bina hakkında detaylı bilgi ve online biletler Casa Mila’nın resmi web sitesinde.

Sagrada Familia

Antoni Gaudi’nin başyapıtı sayılan bu muhteşem yapıyı baştan anlatmayacağım çünkü burası ile ilgili çok detaylı bir yazı yazmıştım zaten. Sagrada Familia hakkında detaylı bir yazı okumak için tıklayın: Sagrada Familia Gezi Rehberi ve Gezmeden Önce Bilmeniz Gerekenler.

Sagrada Familia’nın vitraylarından yanısyan ışıklar (Fotoğraf: Kohanova / Envanto Elements)

Palau Güell (Güell Sarayı)

Güell ailesinin şehrin merkezinde bulunan malikanesi de bir Antoni Gaudi eseri. Burası biraz gotik ve karanlık bir yapı. Bir vampir filminde dekor olarak kullansalar yadırgamasınız. Mermer duvarları, sütunları ve vitrayları ile hem şık hem ürkütücü.

Palau Güell’in gezi dizaynı Antoni Gaudi’nin mimarlığından ziyade Güell ailesinin hayatına odaklanacak şekilde yapılmış.

Gaudi’nin partonu olan ve Palau Güell’de yaşayan Eusebi Güell zaten zengin bir iş adamı ile soylu bir kadının çocuğu. Tam sanayi devriminin patladığı yıllara büyük bir servetle girip, ardı ardına fabrikalar açarak bu servetini katlıyor. Nitekim Güell ailesi o zamanların en zengin İspanyol ailesi.  Servetleri bugünün standartlarına göre 70-90 milyar Euro kadar.

Palau Güell’in kubbeli salonu (fotoğraf: Manuel Torres Garcia / Unsplash)

Nasıl bir işveren olduğu ile ilgili çatışan görüşler var. Kimi kaynaklarda kurduğu fabrika kolonilerinin, az gelişmiş yerlerdeki işçileri sömürdüğü yazarken; kimi kaynaklar o dönemde hiçbir işverenin çalışanlarına sunmadığı imkanları sunduğunu yazıyor. Kurduğu kolonilere okul, klinik ve kilise yaptırarak çalışanlarına alışılmadık imkanlar sunduğu bir gerçek ama sanırım detayları asla bilemeyeceğiz.

Güell ailesi sadece zengin değil, aynı zamanda nüfuzlu bir aile. Eusebi 1875’te Barselona şehir meclisi üyesi oluyor. Üç yıl sonra Katalonya eyalet parlamentosunda milletvekili olarak yerini alıyor. 1908 yılında kendisine kont, oğluna baron unvanı veriliyor.

Palau Güell’in merdivenleri (Fotoğraf: Tomasz Zielonka / Unsplash)

Eusebi Güell, Gaudi’nin bir eldiven firmasının Paris fuarı için hazırladığı standı görmüş. Mimarın yeteneğini burada keşfetmiş ve kendisiyle tanışmak istemiş. O tarihten sonra hem patronu hem dostu olmuş. Projelerini finanse etmiş, gerekli çevrelerle tanıştırmış. Bu dostluk Eusebi Güell’in ölümüne (1918) kadar sürmüş.

İşte Palau Güell hem bir Gaudi eseri hem Gaudi’nin patronunun evi hem de dönemin en varlıklı insanlarının nasıl yaşadığına dair kesitler sunması açısından ilgi çekici. Gezi sırasında davet salonundaki misafirlerin nasıl ağırlandığını, çocuklarına nasıl bir eğitim verdiklerini, boş zamanlarını nasıl geçirdiklerini öğreniyorsunuz.  Elbette mimari detaylar da açıklanıyor. Güell ailesi bu evde 20 yıl yaşadıktan sonra Pak Güell’deki eve taşınıyor.

Malikane hakkında detaylı bilgi ve online biletler Palau Güell’in resmi web sitesinde.

Palau Güell’in içi (Fotoğraf: Tomasz Zielonka / Unsplash)

Park Güell

Bu yapı da Güell ailesinin adını yaşıyor çünkü burası da aslında Antoni Gaudi’nin, Güell ailesinin siparişi üzerine tasarladığı bir alan. Bugün park olarak halka açılmış olsa da yapım amacı çok daha farklı.

Eusebi Güell şehrin biraz dışında, zenginlerin yaşayacağı lüks evleri olan, şehirden soyutlanmış büyük bir site inşa etmek istiyor. 1900 yılında arsaları alıyor ve Antoni Gaudi ile anlaşıyor. Evlerin yapımı için 60 bölüm ayrılıyor ve Gaudi alanın çevre düzenlemesini yapmaya başlıyor.

Barselona Park Güell

Park Güell’de bekçi köşkleri (Fotoğraf: Mehmet Turgut Kırkgöz / Pexels )

Bu noktada işler hiç bekledikleri gibi gitmiyor çünkü evlerin yapımı için ayrılan arsalar satılmıyor. Bir bölüme Gaudi yerleşiyor (Casa Rosa) ve burada yaşamaya başlıyor, bir bölümü ise Trial ailesi tarafından alınıyor. Güell ailesi ise proje başlamadan önce satın aldıkları malikanelerine yerleşiyor (Casa Larrard adlı malikane bugün devlet okulu olarak kullanılıyor) hepsi bu. Hal böyle olunca proje iptal ediliyor ve Eusebi Güell’in ölümünden sonra arsalar belediyeye devrediliyor.

Park Güell bugün girişindeki bekçi köşkleri (Porters Lodge Pavilion), merdivenden çıkanları karşılayan “El drac” heykeli, Yunan tapınaklarını andıran Hipostil Salonu, 110 metre uzunluğundaki mozaiklerle kaplı Serpentine Bench’i ilginç viyadükleri ve Laundry Room Portico geçidiyle oldukça sıra dışı bir park.

Hipostil Salonunun Tavanı

Bankta kullanılan seramiklerle ilgili ilginç bir bilgi, bu seramiklerin atık seramikler olması. Yani buraya özel olarak yaptırılmamışlar. Kırık dökük, atık malzemeler alınıp en güzel şekilde değerlendirilmiş. Aynı durum Casa Mila’daki balkon demirleri için de geçerliydi hatırlarsınız. O demirler de hurda demirler eğilip bükülerek balkon korkuluğu haline getirilmişti.

Parktaki seramiklerin bir diğer özelliği de “Trencadis” olarak adlandırılan bir malzeme kullanma geleneğine dayanması. Burada sadece seramik parçaları değil cam, doğal taş hatta deniz kabukları gibi çeşitli materyaller bir arada kullanılıyor. Bu gelenek özellikle Katalan Modernizmi mimarları arasında yaygınmış.

Mimari öğelerde kullanılan sembolizmin Hristiyanlıktan ziyade Yunan kültürüne ve Yunan mitolojisine ait olması da burayı diğer Gaudi eserlerinden biraz daha farklı kılıyor.

Park hakkında detaylı bilgi ve online biletler Park Güell’in resmî web sitesinde.

Serpentine Bench (Fotoğraf: Ignacio Brosa / Unsplash)

Gezi Notları

Ben Sagrada Familia, Casa Mila, Casa Battlo, Palau Güel ve Park Güell’i gezdim. Asla sıkılmadım çünkü gezi tasarımları asla birbirlerini tekrar etmeyecek şekilde yapılmış. Casa Vicens ve Finca Güell Pavillions da Barselona’da yer aldıkları için kolayca gezilebilecek yerler. Hepsini gezmek epey zamana ve paraya mal olduğu için daha kompakt bir şeyler yapmak isteyebilirsiniz. O yüzden size şöyle bir öneride bulunabilirim:

Sagrada Familia’nın içini de dışını da mutlaka görün. Diğer yapıları ilgi alanınıza göre seçin:

  • Farklı bir şeyler görüp size huzur verecek bir atmosferde bulunmak istiyorsanız o zaman Casa Batllo ve Park Güell’i gezin.
  • Eğer mimariye, tasarıma veya Antoni Gaudi’ye özel ilginiz varsa Casa Mila’yı gezin.
  • Eğer tarihe ve kültüre meraklıysanız Palau Güell’i gezin.

 

Biletlerinizi mutlaka seyahatten önce online olarak alın. Özellikle Sagrada Familia ve Park Güell gibi popüler yerlerin biletleri günler önceden tükenebiliyor.

Detaylı bir Barselona Gezi Rehberine ihtiyacınız varsa Barselona Gezi Rehberi yazımı ziyaret edebilirsiniz.