Yazı İçerikleri
İstanbul’u Anlatan Kitaplar
İstanbul’u gezmeyi planlıyorsanız ya da zaten İstanbul’da yaşayıp şehrinizin zenginliklerini daha yakından tanımak istiyorsanız okuyabileceğiniz birkaç kitabı bu yazıda derledim. Önerilerim akademik bir araştırma yapmak isteyenler için yeterince derinlikli olmayabilir ama bu konularda herhangi bir uzmanlığı olmadan İstanbul’u tanımak isteyen kişiler yeterince tatmin edici olduklarını düşünüyorum.

İlk bölümde gezi rehberleri gibi kurgu dışı kitaplar var. İkinci bölümde ise İstanbul’da geçen hikayeler anlatan ve o yazıldığı dönemin İstanbul’unu anlamanızı sağlayan kurmaca kitaplar var.
İstanbul’u anlatan kitaplar için paylaştığım linkleri hangi kitaptan bahsettiğimin anlaşılabilmesi için ekledim. Yani en uygun fiyatın nerede olduğunu araştırıp ona göre bir öneride bulunmadım. Satın almadan önce farklı sitelere bakarsınız. Keyifli okumalar. 🙂
Kurgu Dışı
1) İstanbul Gezi Rehberi – Murat Belge
Murat Belge’nin kaleme aldığı İstanbul Gezi Rehberi, İstanbul hakkında yazılmış en önemli kaynak kitaplardan biri olarak kabul ediliyor. Yazar baya samimi bir dille, sohbet eder gibi yazmış İstanbul’u. “Şimdi buraya dönün, karşınıza şu çıkacak. İşte o binanın mimarı böyleymiş, binada yaşayanlar şöyleymiş” tarzında bir anlatımı var. Yani İstanbul’u bir turist rehberi ile geziyormuşsunuz gibi hissettiriyor size.

Alıntı:
“Aspar’ın başında Yavuz Selim Camii var. Geldiğimiz yöne göre göre, caminin bahçesine güneydeki kapısından gireceğiz. Camiye bakmadan önce avluyu geçip terasa çıkalım. Burada çok güzel bir manzara var, ama birkaç münasebetsiz apartman olmasa çok daha güzel olabilirdi.
Şimdi Camiye gelelim. Sultan Selim Camii şehrin beşinci tepesini taçlandırır. Ortası şadırvanlı, Selvili güzel bir avlusu vardır. Pencere üstlerinde erken İznik çinilerini görürüz. Lacivert, Turkuaz, yeşil ve sarı çiniler. Caminin mimarisi oldukça sadedir. Kocaman Kubbe, doğrudan 24,5 metrelik kare mekânın üstüne oturur ve ona pandantiflerle bağlanır”
Kitapta anlatılan mekanlarda geçen onaylara, tarihi kişiliklere ve söylencelere de yer veriliyor. Sadece görülecek yapıları değil, semtleri ve sokakları da anlatıyor.
Öte yandan bu kitap herkese göre olmayabilir çünkü bazı yerlerde sıradan bir gezginin ilgi alanlarını aşacak kadar detaya girebiliyor. Zaten İstanbul’da yaşıyorsanız ya da İstanbul’u gezmeye ayırabileceğiniz 1-2 aynınız varsa her binayı, her çeşmeyi, her hanı, her sütunu öğrenmek elbette keyifli olacaktır. Ama benim gibi İstanbul’a kırk yılda bir gidiyorsanız bir öncelik sıralaması yapmanız gerekiyor. Bu kitaptan bu öncelik sıralamasını yapmak çok zor çünkü tamamen yenilendiği için tarihi dokusundan en ufak bir eser kalmamış küçük bir cami sayfalarca anlatılırken, sıra dışı mimarisine dönüp dönüp tekrar bakacağınız Fener Rum Lisesi ya da muhteşem korunmuş mozaikleri olan büyüleyici Kariye Cami birkaç paragrafla geçilebiliyor.
Özetle İstanbul’u en ufak ayrıntısına kadar öğrenmek istiyorsanız, bu kitabı okuyun. Eğer ilk kez keşfedecekseniz ve bazı spesifik yerleri daha yakından tanımanın peşindeyseniz bir sonraki önerime sıçrayın.
Kitabı satın almak için tıklayın.
2) Öyküleriyle İstanbul Anıtları – Adnan Özyalçıner, Sennur Sezer
İstanbul’daki tarihi yapıları tek tek ve çok akıcı bir dil ile anlattığı için benim epey faydalandığım kitap oldu bu. Bazı terimleri, tarihi olayları ya mitolojik olayları zaten biliyormuşsunuz da adını duyunca bağlamını zaten kendiniz kurarmışsınız gibi yazılmadığı için her seviyeden okuyucuya gayet uygun. Tanzimat Fermanı deyip geçmiyor, bunun gayrimüslimler için ne ifade ettiğini de anlatıyor eğer konuyla ilgiliyse. Medusa deyip geçmiyor, Medusa’nın kim olduğunu da anlatıyor. Çapraz okumalara hiç gerek kalmadan akıp gidiyor kitap.

Yazarlar öyle güzel bir denge benimsemiş ki ne aşırı detayda boğuluyorsunuz ne de önemli bir bilgi eksik kalıyor. Yapının tarihi, mimarisi, neden önemli olduğu, dikkat çeken detayları ve varsa orayla ilgili halk söylenceleri tam kıvamında gibi anlatılıyor.
Alıntı:
Sultan III. Ahmed tarihte Lale Devri olarak bilinen dönemin padişahıdır. Şair, müzisyen ve hattat olan III. Ahmed sanatı ve sanatçıları korumuştur. (…)
Üçüncü Ahmet Çeşmesi yalnız Lale Devri sanatının değil, bütün Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Türk Rokoko tarzının en parlak örneklerinden sayılan çeşmenin dört köşesinde yer alan yuvarlak sebillerin üstüne, küçük birer kubbe oturtulmuştur. Sebillerin arasındaki bölümlerde bulunan çeşmelerin yanlarında süslü gözler vardır.
Çeşmenin Ayasofya’ya bakan yüzünde sözleri olduğu gibi yazması da III. Ahmed’e ait olan şu iki tarih düşürme dizesi vardır:
Aç besmeleyle iç suyu
Han Ahmed’e Eyle DuaEbced hesabı denilen, harflerin sayısal değerleriyle oluşturulan tarih düşürmede bu yazıt Hicri 1141 yılını (Miladi 1729 yılı) yani çeşmenin yapıldığı tarihi göstermektedir.
Kitap semtlere göre bölümlere ayrılmış ve her bir anıt için ayrı bir başlık atılmış. Böylece aradığınız şeyi kolayca bulabiliyorsunuz. Bolca resim ve harita da okuma zevkini artırıyor tabii.
Tek sıkıntı kitabın çok büyük olması. Gezerken çantama atayım da yeri geldikçe açıp bakayım diyemiyorsunuz. Dijital versiyonu var mı bilemiyorum, varsa gezerken daha kullanışlı olabilir.
Kitabı satın almak için tıklayın.
3) İstanbul’dan Sayfalar – İlber Ortaylı
İlber Ortaylı’nın İstanbul’u anlattığı yazı dizilerinden derlenerek kitap haline getirilen İstanbul’dan Sayfalar, şehrin tarihin ve bu tarihin şehri nasıl şekillendirdiğini anlamak için çok güzel bir kaynak.

Kitapta Beyoğlu’nda kimler yaşardı, aydın sınıfı arasında nasıl bir rekabet vardı, halkın ahşap mimari ısrarı nereden geliyordu, halk devlet kademesiyle iletişimi nasıl sağlıyordu gibi soruların yanıtları var. Şehrin kültürü, gezdiğimiz sokaklarla, gördüğümüz anıtlarla bugün varlığını sürdüren mekanlarla ilişkilendirilerek anlatmış. Hal böyle olunca İstanbul’u gezerken aklınızda canlanıyor o sokaklardan nasıl hayatlar yaşandığı.
Alıntı:
Ahşap evleri kârgire çevirmek, Tanzimat Dönemi yöneticilerinin başlıca uğraşlarından biriydi. Büyük Reşid Paşa, daha Londra elçiliğindeyken; “Nasıl becerilse de, taş yapı işçiliği ve ustalığı geliştirilse?” sorunu üzerinde raporlar yazıp Babıâli’ye gönderiyordu. Avrupa’da inşaat ustası yetiştirmek bile düşünülmüştü. Açıkçası, kârgir bina yapacak usta, hiç de sanıldığı kadar çok değildi. Bazı kamusal yapıların dışında, kârgir konut yapacak kadar ne usta ne malzeme ne de yeterince para vardı toplumda.
(…)
Çıkan yangınlardan sonra hükümet, yeni yerleşim planları hazırlatıyor, yangın yeri haritaları yaptırıyordu. Ama boşuna… Para kıtlığı, yazışmalar, düzensizlikler derken ahşap yapılar gene yangın yerlerine doluyordu. Yöneticilerin bu gayreti sadece kundakçılık dedikodularının çıkmasına yarıyordu. Birinci Büyük Savaş’tan önceki Fatih yangınını hükümetin kundakladığı, Edirne yangınını, gayretli çalışması ve imar faaliyeti bazılarını sinirlendiren belediye reisi Dilaver Bey’in kasten söndürtmediği gibi dedikodular kulaktan kulağa fısıldanıyordu.
Özetle bu bir gezi rehberi değil ama gezinizi daha lezzetli bir hale getirecek temel bilgileri içeren bir kaynak. Ben epey faydalandım, sizin de hoşunuza gideceğini düşünüyorum.
Kitabı satın almak için tıklayın.
4) Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi – John Freely
Bu kitabı okumadım ama okuma niyetiyle bir kenara not ettiğim için sizinle de paylaşmakta bir sakınca görmüyorum.
Bu kitap sadece Beyoğlu’na odaklanıyor ama buraların sadece tarihini ve mimarisini anlatmıyor. Mafyasıyla, sosyetesiyle, yaşanmışlıklarıyla bütüncül bir semt portresi sunuyor. Beyoğlu’nun önemli apartmanları, sokakları ve anıtları da hikayeleriyle birlikte anlam kazanıyor. Beyoğlu’nu geçmişten bugüne uzanan bir periyodda en detaylı anlatan kitaplardan bir tanesi olduğu söyleniyor bu kitabın.

Alıntı:
Galatasaray Lisesi’nin duvarını takip ederek yokuş aşağı inen yol Yeniçarşı Caddesi’dir. Lisenin aşağısında adı Boğazkesen Caddesi’ne dönüşür.
Bu ad, 1453 baharındaki Konstantinapol kuşatmasında yaşanan bir olaydan kaynaklanır: Gecenin karanlığına gizlenen Sultan II. Mehmed donanmasını iplerle çektirerek Boğaz’dan tepeye bu yoldan çıkartmış, şafaktan önce diğer bayırdan Haliç’e indirmiş, böylece Bizans limanını koruyan büyük zinciri aşmış, Boğaz’ı kesmiştir.
Kitabı satın almak için tıklayın.
Edebiyat ve Kurgu
Huzur – Ahmet Hamdi Tanpınar
Bu kitabı okuyalı öylesine uzun zaman oldu ki (sanırım 15 yıl) bölük pörçük hatırladığımı itiraf etmeliyim. Ama kitapta İstanbul’a öyle çok yer veriliyor ki, İstanbul da hikâyenin ana karakterlerinden bir tanesi oluyor. Öyle herhangi bir zamanın İstanbul’u da değil üstelik. Cumhuriyetin ilk yıllarını yaşayan, halkın kafasının epey karışık olduğu bir İstanbul portresi var kitapta.

Mümtaz ile Nuran’ın aşkını anlatıyormuş gibi görünse de aslında o dönemin sosyal hayatını, düşünce dünyasını, yaklaşmakta olan savaşı, boğazı, korulukları, müziği ve mimariyi anlatıyor bir yandan. Yalnız biraz yavaş akan bir kitap olduğunu söylemeliyim. Akıcı, kolay tüketilebilir bir roman değil yani.
Alıntı:
Eylül sonlarına doğru Lüfer Avı Boğaz’ı tatmak için yeni bir vesile verdi. Lüfer belki Boğaz’ın en cazip eğlencesidir.
Beylerbeyi’nden ve Kabataş’tan başlayarak Telli Tabya’ya ve Kavaklar’a kadar iki kıyı boyunca uzanan, akıntı ağızlarında kümelenen bu aydınlık eğlence, bilhassa mehtapsız gecelerde küçük şehrayinler yapar. Öteki avların bir nevi iş içinde pişirme, uzak seferler istemesine mukabil, o bulunduğunuz yerde, hemen herkesle beraber yapılan bir oyundur.
Nuran kayık ışıklarının siyah, mor kadifelerde maphus elmaslar gibi parıldadığı sulara (…)
Kitabı satın almak için tıklayın.
Ağır Roman – Metin Kaçan
İstanbul’da geçen hikayelerde genellikle İstanbul’u aydın sınıfının gözünden görür, varlıklı ailelerin yaşadığı semtlerde bir yolculuğa çıkarız. Ağır Roman’ı kendine has yapan şeylerden biri kentin en tekinsiz mahallesinde yaşayan insanların hikayelerini anlatan bir yeraltı edebiyatı romanı olması.

Kitap “Kolera Sokağı” adında hayali bir sokakta geçse de yaşananların hayal ürünü olmadığını biliyoruz. İşte Ağır Roman sizi o gezerken girmeye korkacağınız mahallelere sokuyor ve İstanbul’un yokmuş gibi davrandığımız bir yüzünü gözler önüne seriyor.
Alıntı:
Güneş buluttan sıyrılırken Kolera’nın alemci kadınları bir omuz darbesiyle yıkılacakmış gibi duran evlerinin önünde oto tamircileriyle, marangozlarla, tornacılarla aslanlar gibi muhabbete koyuldular. Bir yandan da kaynak yaparken elleri titreyen ustalara, esrarı daha kallavi içmeleri için zıvana hazırlamaya başladılar.
Köylü kadınlar, kocalarının mahalle hakkında anlattıkları korku hikayelerinden tırstıklarından mahkumlar gibi camdan bakıyorlardı.
Sanırım kitabı basılı şekilde bulmak biraz zor ama benim gibi Storytel’den dinleyebilirsiniz.
Üç İstanbul – Mithat Cemal Kuntay
Henüz benim de okumadığım ama okumam gerektiğini düşündüğüm için bu listeye de aldığım bir öneri ile bitireceğim bu yazıyı.
Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul romanı tarihi bir roman ve İstanbul tarihinin en büyük kırılımlarından bir tanesine, yani Osmanlı’nın son demlerine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna odaklanıyor. Zaten kitaba adını veren üç İstanbul da Abdulhamit dönemi İstanbul’u, İttihat ve Terakki dönemi İstanbul’u ve Kurtuluş Savaşı’ndan galip çıkmış bir İstanbul.

Kitap’ta hem tarihsel akış, hem her kesimden insan portreleri hem de gündelik hayata (evler, kıyafetler, gelenekler) dair pek çok bilgi varmış ve bu bilgiler aşk, entrikalar, ayak oyunları ile bezeli akışla kol kola gidiyormuş.
Alıntı:
“Hidayet 27 yaşında, hala rütbeli ve Osmanlı İmparatorluğı’nun devlet adamlarındandır. Gündüz saraydan para alır, gece saraya söver.
Cağaloğlundaki antika eşyalarla dolu konağında, lakırdı ederken hususi tavırları olan adamları toplardı. Bir adam hem Avrupa dili bilir, hem Beyoğlu terzilerinden giyinir, hem de padişaha söverse konağında ona antika bir koltuk verirdi. Kendi gibi ehemmiyetli adamları saraya curnal ederdi.”
Kitabı satın almak için tıklayın.