Yazı İçerikleri
Kemaliye Gezi Rehberi (Eğin Gezi Rehberi)
Kemaliye hem doğal güzellikleri hem de kendine has kültürü ile kesinlikle gezilip görülmeye değer bir coğrafya. Maniler, göçler, dut üretimi ve halkın emekleri Kemaliye’nin öyküsünde geniş bir yer tutuyor. Hepsini bu Kemaliye Gezi Rehberinde uzun uzun anlatacağım.

Kemaliye Hakkında
Kemaliye ile Eğin Aynı Yer mi?
Buradan kimi zaman Kemaliye, kimi zaman Eğin olarak bahsedildiğini duymuş olabilirsiniz. Aslında ikisi de aynı yer. Eğin buranın eski adı. (daha eski adı ise Ermenice AKN’miş) Bu adın nereden geldiği ile ilgili çelişkili bilgiler okudum ama hangisi doğru bilemiyorum. Bazıları kelime anlamının Göktürkçe “cennet gibi güzel bahçe” olduğunu söylüyor, bazıları ise yamaca kurulu olduğu için bu adı aldığını ve Eğin kelimesinin eski Türkçede “sırtın üst kısımları” gibi anlamları olduğunu söylüyor.
İlçenin Kemaliye adını alışı ise doğrudan Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili. Milli Mücadele döneminde Eğinliler Mustafa Kemal Atatürk’e bir mektup ya da telgraf yazarak 500 kişilik bir süvari birliği ile yanında olacaklarını bildirmişler. Üstelik bu mektup Atatürk’ün eline çok kritik bir zamanda, Sivas Kongresinde sürekli “durumun ne kadar umutsuz olduğunun” anlatıldığı bir dönemde ulaşmış. Atatürk bu mektubu kongrede okuyarak halkın son derece kararlı, umutlu ve motive olduğu ile ilgili bir konuşma yapmış. Yani bu mektup kongredekilere tam bağımsızlığı hedefleyebilecek özgüveni, morali ve motivasyonu kazandırmış diyebiliriz.
Atatürk Eğinlilerin Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasındaki katkılarını görmezden gelmemiş ve 1922 yılında Eğinlilerin “Kemale ermiş insanlar” olduğunu ve kendi adını Eğinlilerle paylaşmak istediğini söylemiş. O günden beri buranın resmi adı Kemaliye. Elbette eski alışkanlıklar kolay bırakılamadığı için Eğin adı da sıkça kullanılıyor.

Kemaliye Fırat Nehri’nin (Bu bölümüne Karasu da deniliyor) kıyısında yer alıyor. Yamaca kurulmuş olan yerleşim Karanlık Kanyon’a bakıyor.
Kemaliye’ye Nasıl Gidilir?
Kemaliye aslında Erzincan’ın bir ilçesi ancak kara yoluyla ulaşmak Erzincan’dan da, Elazığ’dan da, Malatya’dan da hemen hemen aynı süreyi alıyor ve 2,5 saat kadar sürüyor. Ben Kemaliye gezimi, Divriği gezimin devamına ekledim. İki ilçe arası ulaşım yaklaşım 1,5 saat kadar sürüyor. Eğer siz de benzer bir rota izlemek isterseniz burayı gezmeden önce Sivas Gezi Rehberi yazımı okuyabilirsiniz. Orada Divriği’den de bahsediyorum.
Bu tarafları arabasız gezmek pek mümkün değil çünkü gezilecek yerler dağınık biçimde. Eğer yakın bir havalimanına uçmayı planlıyorsanız oradan araba kiralamanızı öneririm.
Kemaliye’ye ne zaman gidilir?
Kemaliye’de gezilecek yerlerin çoğu açık havada olduğu için buraya güzel bir havada gelmenizi öneririm. Kışın soğuğu ya da yazın sıcağı buradan keyif almanızı engeller. “En ideal zaman ne zaman” derseniz ekim ayı derim çünkü sonbaharın turuncu tonları doğanın güzelliğine güzellik katıyor.
Ortalama sıcaklıklara bakarsak havalar nisan ortasında ısınmaya başlıyor. Nisan, mayıs ve haziran da gezmeye gayet uygun aylar. Temmuz ve Ağustos’ta sıcaklıklar 37-38 derecelere çıkabiliyor. Bence pas geçmekte fayda var. Eylül ortasından ekim sonuna kadar hava gezmeye gayet uygun oluyor. Kasım ortasından itibaren üşütebilecek havalar başlıyor.
Gece ile gündüz arasında sıcaklık farklarının çok yüksek olduğunu da not düşmüş olayım. Sıcak bir havada gidiyor olsanız bile yanınıza akşam giymelik kalın bir şey alın.

Kemaliye’de Sonbahar
Kemaliye’nin Tarihi
Bence gezmeye gitmeden önce Kemaliye’nin tarihini öğrenmek önemli çünkü bölgenin kendine has kültürünü oluşturan bazı şeyler, Kemaliye’nin tarihiyle yakından ilişkili.
Bölgede yerleşim M.Ö. II. yüzyıla kadar uzansa da asıl ilginç olaylar Kemaliye Osmanlı’nın kontrolü altına girdikten sonra (1400’lerde) başlıyor. 1512 yılında tahta geçen Yavuz Sultan Selim Kafkasya’dan gelen aileleri Kemaliye’ye yerleştiriyor. Bunu muhtemelen Türk Nüfusu ile Ermeni Nüfusunu dengelemek için yapıyor. Zira 1530 tarihli kayıtlara göre bile ilçe nüfusunun yarıya yakını Ermeni.
Nüfus konusunda neden bu kadar titizleniliyor derseniz, burası ana ticaret yılları üzerinde kalan bir durak olduğu için önemli bir yerleşim. Karadeniz’den yani Giresun Limanı’ndan gelen mallar Kemaliye üzerinden İran’a iniyor.
Bu nüfus politikası güdülürken dikkate alınmayan bir problem var. Kafkasya’dan gelen aileler hayvancılık ile uğraşan aileler. Ancak Kemaliye kesinlikle hayvancılığa uygun bir coğrafya değil. Geniş düzlükler yok. Her yer yamaç! Getirilen aileler başlıyor Kemaliye’den kaçmaya. En çok da İstanbul’a göçüyorlar. Hatta bir seyyah “genç erkeklerin çoğu İstanbul ve İzmir’de arar” yazmış ilçeyi anlatırken.
Osmanlı hükümeti göçü engellemek için konuya el atıyor ve önce ilçeye bazı iltimaslar geçiyor. Örneğin İstanbul’un et kethüdalığı “Eğin ve on dokuz pare köyüne” veriliyor. Bu göçü önlemeye yetmeyince kömür ve odun kethüdalığı da veriliyor. Kethüdalık bir çeşit idari görev bu arada. Şehre ne kadar et girecek, ne kadar et dışarı satılacak, orduya, saraya ne kadar et ayrılacak gibi kararları almakla mesuller. Her neyse…
Bu görevler halkı geçindirmeye yetmediği için göç tam gaz sürüyor. En sonunda ailecek göçmek yasaklanıyor. Aileden yalnızca bir kişi gidip, evine para göndererek ailesini geçindirebiliyor. Tek başına giden bekarların bir süre sonra geride kalanlarla ilişkisini kestiğini fark edince, gidecek kişiyi önce evlendirip sonra göndermeye başlıyorlar. Geride büyük şehirlere giden kocasını bekleyen pek çok yeni evli kadının kalması; Eğin manilerinin doğumuna zemin hazırlıyor. Elbette memleket hasreti, gidene duyulan özlem ya da bağını koparanlara yönelik sitemler bu işin bir parçası.

Sakin Şehir (Cittaslow)
Kemaliye 2022 yılından beri “cittaslow” unvanına sahip bir ilçe. Peki nedir bu Cittalow? “Sakin Kent” olarak türkçeleştirilen bu unvan aslında İtalya merkezli bir belediyeler birliği. Bu ağa dahil edilen yerleşimlerin doğayı da insanı da tüketmeyen bir hayat yaşanabilen; hayatın koşturmaca ile akıp gitmediği, tadına varılarak yaşandığı yerleşimler olduğunu söyleyebiliriz. Haliyle bu ağa dahil olabilmek için belirli kriterleri karşılamak gerekiyor.
Havası suyu kaliteli, ışık ve ses kirliliği olmayan, kültürünü ve geleneklerini yaşatabilen, sanat, misafirperverlik, sosyalleşebilme gibi alanlarda belirli imkanlar sunabilen yerleşimler bu ağa dahil olabiliyorlar.
Türkiye’den İznik, Safranbolu, Seferihisar, Şavşat gibi yerler de cittaslow ağına dahiller. Kemaliye de ülkemizdeki 28 Cittaslow unvanlı yerleşimden bir tanesi.

Kemaliye’nin gerçekten huzur verici bir atmosferi var.
Kemaliyeliler
Normalde bir ilçenin insanlarını komple genelleyerek tespit yapmak çok mantıklı değil ama Kemaliye’de çok hoşuma giden bazı şeyler gördüğüm için bahsetmeden geçmek istemedim. Öncelikle Kemaliyeliler gerçekten bir sorun varsa elini taşın altına koyup sorunu çözen insanlar. Bunun somut örneğini ilçenin her köşesinde görebiliyorsunuz.
Bir duvara bakıyorsunuz “Bu duvarı x kişi yaptırmıştır” yazıyor. Bir kapıya bakıyorsunuz “bu kapıyı y kişi yaptırmıştır” yazıyor. Yani oraya bir duvar yapılması gerekiyorsa oturup bundan şikayet etmek yerine kalkıp kendileri sorumluluk alıyorlar. Yer gök çeşme zaten. Adamlar kilometrelerce yolu kendi emekleriyle açmış dağı delerek! Buranın hikayesini Taş Yolu anlatırken anlatacağım.
Kemaliyeliler İlçelerini gerçekten seviyorlar ve çok sahiplenmiş durumdalar. Babam ilk kez 80’li yıllarda gittiğinde yerde tek bir çöp, tek bir izmarit bile olmamasına çok şaşırmış. Gidip esnafla konuştuğunda bunun tesadüf olmadığını söylemiş. Açıkçası ben 80’ler Türkiyesinde çevreyi temiz tutma, koruma bilinci olan pek fazla yer olduğunu sanmıyorum.
Kemaliye eğitim seviyesi yüksek bir yer. Nüfus düşük olmasına karşın pek çok yazar, şair ve politikacı çıkarmışlar. Ahmet Kutsi Tecer, Behçet Kemal Çağlar, Enver Gökçe, Biyolog Ali Demirsoy, Şemsettin Günaltay, Doğu Perinçek, Tuncay Özkan ve Cem Davran Kemaliyeli tanınmış simalar arasında sayılabilir.

Kemaliyeliler Taşyolu
Kemaliye’de Gezilecek Yerler
Normalde gezilecek yerlerin hepsini haritalı yürüyüş rotalarıyla paylaşıyorum ama burası için aynısını yapmayacağım çünkü nerede ne kadar vakit geçirmek isteyeceğiniz biraz kişisel zevklere göre değişebilecek bir şey.
Karalık Kanyon
Karanlık Kanyon, orasından Fırat Nehri (Fırat’ın bu bölümüne Karasu da deniyor) akan, toplam 25 kilometrelik uzunluğa sahip bir kanyon. Bazı bölgelerde kanyonun derinliği 500 metreye kadar çıkabildiği için dünyanın en derin kanyonlarından bir tanesi sayılıyor. Karanlık Kanyon’u Kemaliye’den ve köylerinden de görebilirsiniz ama bence tam tadına varmak için yapılması gereken şey burada tekne turuna çıkmak.

Karanlık Kanyon’da tekne turu
Karanlık Kanyon’da Tekne turu hem çok sakin ve huzurlu, hem de doğanın azameti karşısında kendinizi küçücük hissettiğiniz bir deneyim. Yani karışık duygularla iniyorsunuz tekneden. Ayrıca kanyonun yamacına kazılmış olan Taşyol’un bir bölümünü de nehirden takip edebiliyorsunuz.
Karanlık Kanyon tekne turları bu konumdan kalkıyor. Yanlış bilmiyorsam belirli saatleri yok siz biletinizi alıp bekliyorsunuz, yeterli kişi sayısına ulaşınca başlatıyorlar turu. Teknelerin kalktığı yerde oturabileceğiniz manzaralı bir restoran da var dolayısıyla burada vakit geçirmek sıkıcı olmaz. Yemekleri içecekleri nasıldır onu bilemiyorum ama.
Burada vadinin karşısına uzanan bir zipline hattı ve yine uçuruma doğru sallanabileceğiniz bir salıncak da var. Yok ben adrenalinin dozunu daha da artırmak istiyorum derseniz Karanlık Kanyon’un meşhur bir Wingsuit / Base jump noktası olduğunu da bilmelisiniz.
Her yıl, yaz aylarında burada “Kemaliye Kültür ve Doğa Sporları Şenliği” düzenleniyor ve base jump atlayışları festivalde önemli bir yer tutuyor. Tabii trekking, koşu, bisiklet yarışları gibi türlü aktiviteler de var. Benim bu konulara pek ilgim olmadığı için çok detaylı bilgi veremiyorum. Yine de sizin ilginizi çeken bir alansa Kemaliye’ye sırf bu aktiviteler için bile geldiğinize değer.

Şırzı Köprüsü. (Tarihi köprü sular altında. Bu görülen sonradan yapılan yeni köprü)
Taşyol (Kemaliyeliler Taşyolu)
Kemaliye’yi Divriği’ye bağlayan bu yolun her metresinde emek var. Bu yol Kemaliyelileri İstanbul, Ankara ve Giresun Limanı’na ulaştıran güzergahı (çok göç olduğundan bahsetmiştim) 220 km kısaltıyor. Bu yolu sıra dışı yapansa yapımına halkın çabalarıyla başlanmış olması.
Yol Karanlık Kanyon’un sarp bir yamacında, yaklaşık 400 metre yükseklikte yer alıyor. Önemli bir bölümü tünel şeklinde açılmış ve yamacın içine kazılmış durumda. Yolun yapımına başlanan 1867-1870 yılları arasında elde pek bir imkan yok tabii. Kazma kürek gibi basit malzemelerle açmaya çalışıyorlar yolu. 1960 yılına gelindiğinde yolun sadece 1,9 kilometrelik bir kısmı tamamlanmış oluyor.

Kemaliyeliler Taşyolu’nun girişi
Bir nokrada dönemin Ercincan Valisi olan Muhsin Yazıcıoğlu devreye giriyor ve yolun yapım çalışmaları hızlanıyor. 1995 yılında işler elinde imkan bulunan şirketlere taşere ediliyor ve Kemaliyeliler Taşyolu nihayet 2002 yılında ulaşıma açılıyor. Yani bu yolun yapımı 132 yıl sürüyor.
Kemaliyeliler Taş Yolu’nun toplam uzunluğu 8,5 kilometre. 31 adet tünel ve 62 adet havalandırma/aydınlatma deliği mevcut. Zaman zaman iki aracın yan yana geçemeyeceği kadar daralıyor ve tünel olmayan yerlerde uçurumun kenarında gitmeyi gerektiriyor. Bu haliyle dünyanın en tehlikeli yollarından bir tanesi sayılıyor ve bu da motor sporları tutkunlarını bir mıknatıs gibi bölgeye çekiyor. Arazi cipleri, motorsikletler ve bisikletler için sıra dışı bir rota haline geliyor.
Eğer motor sporları ile ilgileniyorsanız zaten bu yolda araç kullanmak istersiniz. Eğer bu konulara ilginiz yoksa dahi gelip yabancı basının bile “dünyanın en tehlikeli yolu” diye haber yaptığı bu yolu uzaktan da olsa görmenizi tavsiye ederim.
Yolu Şırzı köprüsünden, nehrin karşı yakasından ve nehirden (tekne turu yaparken) görebiliyorsunuz. Tam şu noktada yolun tarihçesini anlatan bilgilendirme levhaları ve haritalar var. Buradan girip yolun ufak bölümünü yaya olarak gezebilirsiniz.

Kemaliyeliler Taşyolu
Prof. Dr. Ali Demirsoy Doğa Tarihi Müzesi
Prof. Dr. Ali Demirsoy Doğa Tarihi Müzesi; Erzincan Üniversite’nin Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu binasında yer alıyor. Beklentinizi çok yüksek tutmamak kaydıyla uğramanızı öneririm. Beklentiyi yüksek tutmayın dememin tek sebebi ise çok bilgilendirici şekilde düzenlenmemiş olması. Bunun çok anlaşılır bir sebebi var elbette. Mekan küçük, imkanlar kısıtlı. Hatta bildiğim kadarıyla müze Kemaliyelilerin ve başta Prof. Dr. Ali Demirsoy olmak üzere birkaç akademisyenin emekleri gelişiyor ve varlığını sürdürüyor. Bu perspektiften baktığınız zaman ortaya çıkan müzenin ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorsunuz.
Müzenin koleksiyonu oldukça geniş. Müzede çok sayıda fosil, mineral, kristal, çeşitli bitki örnekleri (180 liken, 200 kara yosunu, 100 mantar ve 1000 çiçekli bitki) ve 2500 hayvan türü var. Elbette bunların hepsi teşhirde yer almıyor. Bir kısmı uzmanların incelemesine olanak sağlayan dolaplarda, bir kısmı ise her gelenin görebileceği vitrinlerde bulunuyor.

Prof. Dr. Ali Demirsoy Doğa Tarihi Müzesi’nde sergilenen Anadolu Parsı kürkü. 1900’lerin başlarında öldürülmüş.
Müze olarak ayrılan alanın dışında, okul koridorlarının birleştiği bir açıklıkta bir fil iskeleti göreceksiniz. Bu iskelet Şeker Fil Mohini’ye ait. Mohini nispeten ünlü bir fil olduğu için hikayesini çok iyi biliyoruz. II. Dünya Savaşı sonrasında Hindistan başbakanı Cevahirlal Nehru, hayvanat bahçesinde hiçbir hayvan kalmayan Tokyo’nun çocuklarına moral olması amacıyla Japonya’ya bir fil hediye ediyor. Bu olay basında yer alınca Vedat Nedim Tör muhtemelen “isteyenin bir yüzü kara” deyip Nehru’ya bir mektup yazıyorlar ve Türk çocuklarının da kendisinden bir fil istediğini söylüyor.
Bir süre sonra çabalar sonuç veriyor ve Mohini (Şirin) adlı bir yavru fil “Hintli çocukların Türk çocuklarına armağanı” olduğu notuyla birlikte Türkiye’ye gönderiliyor. Önce İstanbul’da sergileniyor, sonra ülkenin tek hayvanat bahçesi Ankara’da olduğu için Ankara’ya getiriliyor.
Mohini, ülkeye geldikten 63 yıl sonra, 5 Haziran 1996’da Ankara’da ölüyor ve gömülüyor. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümü bilimsel araştırma için fili gömüldüğü yerden çıkarıyor. Bilimsel araştırmalar bitip kemikler depoya kaldırıldığında Prof. Dr. Ali Demirsoy gerekli izinleri alıp fili kendi imkanlarıyla Kemaliye’ye götürüyor ve burada birleştirerek Doğa Tarihi Müzesi’nin bir parçası haline getiriyor.
Müzeye giriş ücretsiz. Okul binasının önüne gelip güvenlik görevlisi ise konuşursanız o sizi yönlendirecektir.
Konumu için tıklayın.

Çocukluğu Ankara’da geçenlerin hatırlayacağı Şeker Fil Mohini
Kemav Kültür Evi ve Müzesi
Ben bu müzeyi gezmedim ancak hakkında olumlu yorumlar okuduğum için bu listeye dahil etmek istedim. Eski bir Kemaliye Evi restore edilmiş ve bir etnografya müzesine çevrilmiş. İçeriyi size bir rehber gezdiriyor ve böylece Kemali’ye kültürünü daha yakından tanıyabiliyorsunuz.
Konumu için tıklayın.
Mani Yolu
Kemaliye’nin buraya özgü maniler ile özdeşleşmiş bir yer olmasının aslında çok göç vermesi ve göçü durdurmak için getirilen politikalarla ilgili olduğunu Kemaliye’nin Tarihi bölümünde anlatmıştım. Bu kültürel değere hak ettiği önemi gösterebilmek için “Mani Yolu” adı verilen bir yürüyüş yolu yapmışlar. Bu yolda yürürken bir yanınızda Kemaliye manzarasını, diğer yanınızda tabelalara yazılmış manileri görüyorsunuz ve okuya okuya ilerleyebiliyorsunuz.

Kemaliye Mani Yolu
Bu yürüyüş yolunda toplam 80 mani yazılmış. Buraya ilki özlem, ikincisi sitem içeren iki Eğin manisi örneği bırakayım:
“Yine mi gurbete canımın içi
Dar mı geldi sana Eğin’in içi
Yalvarırım sana zalim katırcı
Hoş götür yarimi olursun hacı.”
“Ahirette İstanbul yok kaçasın
Yalan gerçek defterini açasın
Galata Köprüsü sıratın ola
Başın döne cehenneme düşesin”
Bu arada Mani Yolu’nın bitimine doğru, sağınızda zincirlere sarılmış büyük bir kaya göreceksiniz. Buraya “Zincirli Kaya” deniliyor. Söylenene göre kaya yuvarlanıp yerleşim merkezinin üzerine düşmesin diye zincirlenmiş. O zincirlerin böyle büyük bir kayayı tutması pek olası görünmediğinden çok da “vay canına” dediren bir şey olmadığını not düşmeliyim.
Konumu için tıklayın.

Mani Yolu
Lökhane
Kemaliye’nin en önemli geçim kaynaklarından bir tanesi dut üretimi. Bölgede çok fazla dut yetişiyor ve buraların dutunun çok güzel olduğu söyleniyor. Bunun neticesinde duttan yapılan yerel bir tatlıları var. Bu tatlının adına “lök” deniyor. Lök, kurutulmuş beyaz dut ve ceviz içinin bir nevi pestil kıvamına getirilmesi ise hazırlanıyor.
Aslında Eğin’de lök tadıp satın alabileceğiniz birden çok dükkan var ama Lökhane’yi ziyaret etmenizi önerme sebebim buranın biraz daha ziyaretçilere yönelik düzenlenmiş olması. Yani sahibi hiç erinmeden size lök nedir, nasıl üretilir, bölgenin diğer yerel lezzetleri nelerdir, hepsini anlatıyor. Ayrıca burada sadece lök değil başka yerel ürünleri de bulabiliyorsunuz. Bu nedenle Kemaliye’ye gelmişken Lökhane’yi de ziyaret etmenizi öneririm.
Konumu için tıklayın.

Lökhane
Kadıgölü Parkı
Kadıgölü Parkı’nı oturup keyif yapılacak bir yer olarak değil de bir manzara noktası olarak düşünebilirsiniz. Buradan çıkan su kaynakları bir alt sokakta, Lökhane’nin biraz ilerisinde bir noktaya kadar çağlayarak akıyor. Ağaçların gölgesi, çağlayan suyun sesi ve Eğin’e tepeden bakan bir teras burada sizi bekliyor.
Konumu için tıklayın.
Kemaliye Sokakları
Kemaliye yalnızca belirli noktaları ziyaret etmelik değil, ara sokaklarına girip çıkarak atmosferi sonuna kadar yaşamalık bir yer. Sadece manzarası değil, kendine has mimarisi de bu atmosferi yaratan öğelerden.
Kemaliye’de neredeyse “konak” sayılabilecek büyüklükte oldukça heybetli evler var. Genellikle 2-3 katlı, bitişik düzen inşa edilmiş evler bunlar. Alt katlarında genellikle ahşap hatıllı taş duvarlar, üst katlarında ise dikey döşenmiş ahşap kaplamalar görülüyor. Yakın zamanda (özellikle köylerde) ahşap kaplamaların üzerine ve çatılara metal saclar döşendiğini görüyoruz. Evin tadilatına yeterli zamanı ve parayı ayıramayanların, en azından var olan daha fazla zarar görmesin diye, biraz mecburiyetten yaptıkları bir şey bu.

Kemaliye Sokakları
Kemaliye evlerinin kapıları da dikkat çekici. Kapı tokmakları bir sanat eseri gibi incelikle işleniyor ve kapıların üzerinde iki tokmak bulunuyor. Eğer gelen kişi kadınsa tiz ses çıkaran tokmağı çalıyor. Gelen kişi erkekse tok ses çıkaran tokmağı çalıyor. Bu tokmak kültürü İslamiyet’in kabul edildiği yıllarda ortaya çıkmış olmasına karşın kamlık (Şamanizm) inancından gelen motifler sıklıkla kullanılıyor.
Bu saydığım mimari dokuyu birazdan bahsedeceğim köylerinde daha iyi görebilirsiniz.

Sırakonak ve Apçağa’dan kapı ve kapı tokmakları
Surp Kevork Kilisesi
Burası aslında “Kemaliye Etnografya Müzesi” olarak düzenlenip açılmış ama müze bir süredir kapalı. Yine de “Burası neymiş ya” dedirten ilginç mimarisi ile dikkatinizi çekecek bir yapıya sahip. En azından dışarıdan bakıp fotoğraflayabilirsiniz.
1874-1876 yılları arasında inşa edilen kilise; eğer Kemaliye’nin yerel mimari özelliklerini taşıyan bir kilise inşa edilseydi nasıl görünürdü sorusunun cevabını veriyor. İtiraf etmek gerekirse ben hayatımda ilk defa burada cumbalı bir kiliseyi gördüm. 1900’lerin başlarında önce belediyeye sonra özel bir şirkete devredilen yapı uzun süre halı dokuma atölyesi olarak kullanılmış. 1999 yılında Etnografya müzesine çevrilmiş olsa da müze şimdilik kapalı. Geçen sene yapılan yorumlara baktım, o zaman da kapalıymış. Velhasıl günün birinde açılır mı onu bilmek güç.
Konumu için tıklayın.
Sırakonak ve Apçağa Köyleri
Bu iki köyü ayrı ayrı değil birlikte anlatmak istedim çünkü iki köyü birbirine bağlayan çok tatlı bir yürüyüş rotası var. İkisini bir arada, yürüyerek gezmek bence en güzeli. Yürüyüş rotası herkesin rahatlıkla yürüyebileceği, 40 dakika süren bir yol.
Apçağa köyü daha alçakta, Sırakonak Köyü ise yüksekte kalıyor. Bu yüzden iki alternatifiniz var. Ya gezmeye Apçağa’dan başlayıp, yürüyerek Sırakonak’a çıkıp sonra geri ineceksiniz. Ya da gezmeye Sırakonak’tan başlayacaksınız. Dönüşte arabayı kullanan kişi yürümek yerine aracı aşağı indirecek ve sizinle Apçağa’da buluşacak. Böylece yokuş yukarı değil, sadece yokuş aşağı yürümüş olacaksınız.

İki köy arasındaki yürüyüş yolundan manzaralar
Apçağa Köyü: “Orada bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür” dizelerini pek çoğumuz biliriz. İşte Apçağa köyü bu dizlerde geçen o köy! Bu dizelerin yazarı olan Ahmet Kutsi Tecer’de Apçağa’lı. Nitekim köye uğradığınızda gezmeniz gereken yerlerden bir tanesi Ahmet Kutsi Tecer Kültür Evi. İçeride yalnızca Ahmet Kutsi Tecer değil, bölgenin kültür ve sanatını şekillendiren başka simalar da detaylı şekilde anlatılıyor. Ayrıca gündelik hayat ve bölge kültürüne dair eşyalar ve bilgilendirici yazılar da var.
Köyün huzur dolu bir atmosferi, etkileyici binaları ve güzel bir doğası var. Sokaklarında yürüyüş yapmanızı kesinlikle öneririm. Zaten küçük bir yer.

Apçağa Köyü
Sırakonak Köyü: Sırakonak Köyü biraz daha yükseklerde kalan küçük bir köy. Kış olduğunda köy neredeyse boşalıyormuş. Geçen kış sadece köyün imamı kalmış burada. Geri kalan herkes gitmiş. Dut toplama mevsimi geldiğinde ise yeniden dolmaya başlıyormuş. Yazı burada geçirip havalar soğuyunca tekrar ayrılıyormuş insanlar.
Sırakonak köyünde de yerel mimariyi görüp; Kemaliye’nin içindekine benzer mini bir maniler yolundan geçebiliyorsunuz. Eğer burayı daha yakından tanımak isterseniz bir de kültür evi var. Köyün muhtarı bize burada köyü uzun uzun anlatmıştı.

Sırakonak Köyü Sokakları
Kırkgöz Mesire Alanı
Burası Eğin’e ve Karanlık Kanyon’a en yüksekten bakabileceğiniz ufak bir yer. Birkaç piknik masası ve manzara terasından oluşuyor. Ben adını Kırkgöz diye biliyorum ama internette aratınca “Kıkgöze” şeklinde çıkıyor. Hangisinin doğru olduğundan emin olmadığım açıkçası.
Burada çok sayıda su gözü yani su kaynağı var. Bir efsaneye göre zamanında bu su kaynaklarından biri yüzünden iki köy arasında kavga çıkmış. İki köy de suyu kullanma hakkının kendisinde olduğunu söylüyormuş. Kavgayı takiben çıkıp bir bakmışlar ki bir taş suyu iki eşit parçaya bölüp iki ayrı yere yönlendirmiş. Bunu Allah’ın adaleti olarak yorumlamışlar. Ayrıca buradan çıkan suyun şifalı olduğuna bir bir inanış var ama bu inanışın kaynağını bilemiyorum.
Kırkgöz’ün manzarası gerçekten etkileyici ama yolu pek hoş değil. Hani bir yanı uçurum olan dar ve virajlı yollar vardır ya, tam olarak öyle. Bence “Bi bakıp çıkmak” için değmez ama uzun uzun oturup keyif yapmak niyetindeyseniz gelin elbette.

Kırkgöz Mesire Alanı’ndan Kemaliye manzarası
Kemaliye’de Nerede Kalınır?
Kemaliye ufak bir yer olmasına karşın pek çok konaklama seçeneği var. Tabii “nasılsa seçenek çok” deyip rezervasyonsuz gitmenizi önermem çünkü talep de çok. Kemaliye’nin en çok tercih edilen birkaç otelini şöyle bırakıyorum:
Hanımeli Konağı: Tarihi bir konaktan otele dönüştürülen Hanımeli konağının çok güzel bir manzarası var. Hizmeti, konforu ve yemekleri övülüyor. Sadece kahvaltı için bile uğranabilir.
İletişim: 05362842772
Bozkurt Otel & Restoran: Kemaliye’nin tam merkezinde. Çok şık bir otel olduğunu söyleyemem ama konfor ve hijyen açısından tüm ihtiyaçlarınızı karşılıyor. Buradaki otellerin çoğu butik otel olduğu için bu kadar çok odası olan otel sayısı çok az. Haliyle tur grupları genellikle burada konaklıyor.
İletişim: (0446) 751 23 01
Eğin Konağı: 1890 yılında yapılmış tarihi bir konak burası. İçerisi de o tarihi atmosferi hissettirecek şekilde dekore edilmiş. Burada konaklayanlar çok olumlu yorumlar yazmış bu nedenle konaklamaya değer bir yere benziyor. İletişim 05334642511
Otel Vadi Kemaliye: Burası Kemaliye’nin içerisinde değil, Apçağa köyü yakınlarında yer alıyor. Merkezde kalıp çıkıp dolaşmak yerine daha doğayla iç içe bir yerde konaklamak için tercih edilebilir. İçi nispeten modern ve bakımlı. Burası bölgenin en büyük oteli olabilir bu arada.
Otelin Web sitesi için tıklayın.

Kemaliye Sokakları
Kemaliye’de Ne Yenir?
Bildiğim kadarıyla Badişli Çorba da denilen Eğin Çorbası ve Kör Dolma buranın yerel lezzetleri. Eğin çorbasının içinde yeşil fasulye, mercimek ve buğdayın yanı sıra reyhan bulunuyor. Kör dolmanın ise adı sizi yanılmasın, sarmalık yaprakla hazırlanan sulu bir tencere yemeği bu. Tatlı olarak ise dutlu cevizli bir çeşit pestil olan Lök sayılabilir.
Kemaliye’ye özgü lezzetlerin yanı sıra Erzincan mutfağında kendisine yer bulan pek çok yemeği de burada denebilirsiniz. Kabak çiçeği dolması, sarma, kavurma, keşkek, kahküllü pilav, kesme çorbası, kelecoş gibi çeşitli yemekler Eğin’de de tüketiliyor.
Peki nerede yemek yenilir derseniz Bozkurt Restoran, Cumhuriyet Lokantası ve Kültür Cafe dışında alternatifler varsa bile ben bilmiyorum derim. Bozkurt restoranda daha ev yemeği tarzı yöresel yemekler bulabiliyorsunuz. Ben burada keşkek, kavurma, biber dolması yedim örneğin. Diğer ikisine gitmedim ama Cumhuriyet restoran da bir çeşit esnaf lokantası. Kültür Cafe’nin menüsü ise köfte, hamburger ve tatlı çeşitlerinin ağırlıklı.

Kemaliye gezi rehberimizin burada sonuna geldik. Umarım herkes için faydalı bir kaynak olmuştur ve seyahatiniz muhteşem geçer!