Anadolu Medeniyetleri Müzesi Gezi Rehberi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi sadece Ankara’nın değil ülkemizin en önemli müzelerinden bir tanesi çünkü içeride Anadolu’nun dört bir yanına izleri bırakmış pek çok uygarlığa ait buluntular kronolojik bir sırayla sergileniyor.

Müze neredeyse 10.000 yıllık bir tarihi ayaklarınızın önüne seriyor. Haliyle Ankara’da gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Eğer yakın zamanda Ankara’yı gezmeyi planlıyorsanız Ankara Gezi Rehberi ve Gezilecek Yerler yazıma da mutlaka bakın derim.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin giriş kapısı

Müze Ziyareti

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Nerede?

Müze Ankara Kalesi’nin çok yakınında, tam olarak şu noktada yer alıyor.

Anadolu Medeniyetleri Müzesine Nasıl gidilir?

Taksiyle, 402 numaralı belediye otobüsüyle ya da kendi aracınızla ulaşabilirsiniz. Sokağın az ilerisinde (şuralarda bir yerlerde) aracınızı park edebileceğiniz ücretli bir otopark var.

Dolmuşlar biraz daha aşağıdan geçiyor. Yürüme mesafesinde ama dik bir yokuş çıkmak gerektiği için tavsiye etmiyorum.

Ziyaret Saatleri

Müze haftanın her günü 08:30-17:30 saatleri arasında gezilebiliyor. Sanırım yazın daha geç kapanıyor ama emin değilim.

Giriş Ücreti

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne Müzekart ile ücretsiz olarak girebiliyorsunuz. Müzekart’ı olmayanlar için giriş ücreti 12€. Dolayısıyla 100TL verip Müzkart satın almak en mantıklısı.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin Tarihi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi ülkemizin en eski müzelerinden bir tanesi. Mustafa Kemal Atatürk Ankara’da bir Hitit Müzesi kurulmasını isteyince, yurdun dört bir köşesinde bulunan Hitit buluntuları Ankara’ya taşınmış.

1921 yılında Ankara Kale’sinin bir kulesi olan Akkale’ye, ufak bir Hitit Müzesi (Ậsar-ı Ậtika Müzesi) açılmış. Gerçi burası modern anlamda bir müze sayılmaz çünkü halka açık bir yer değil. Sadece akademisyenlerin ziyaret edebildiği bir depo gibi düşünebilirsiniz. Haliyle “bu iş böyle olmaz” deyip daha geniş bir müze alanı aramaya başlıyorlar.

Bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak kullanılan Mahmut Paşa Bedesteni’nin restorasyon öncesi görünümü. (Fotoğraf: SALT Araştırma / Ali Saim Ülgen Arşivi)

Yeni müze, yani bugün gezdiğimiz müze için tarihi Mahmut Paşa Bedesteni seçiliyor. İdari ofislerin ve kütüphanenin bulunduğu kısım içinse hemen bitişiğindeki Kurşunlu Han. 1936 yılında yarı yıkık durumdaki bu iki binayı alıp, restore edip, bugün gezdiğimiz müze haline getiriyorlar.

1943 yılında müzenin ilk bölümü açılıyor. 1968 yılında diğer uygarlıkların eserleri de buraya taşınıyor ve müze bugünkü adını almış olıyor. 1997’de “Avrupa’da Yılın Müzesi” seçilmişliği de var.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde neler var?

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin öne çıkan parçalarından da biraz bahsetmek istiyorum çünkü her eser hakkında detaylı bilgi bulunmuyor. Haliyle önceden okuyup öğrenince gezmesi daha keyifli hale geliyor.

Paleolitik Çağ Bölümü

Bu bölümde 11.000 yıldan daha eski aletler sergileniyor. Tahmin edebileceğiniz gibi çoğu taştan oyulmuş el aletleri. Müzede bu döneme küçük bir yer ayrılmış.

Paleolitik Dönem Bölümü

Neolitik Çağ Bölümü

MÖ 11.000 ve 5.500 tarihleri arasında, yani insanoğlunun tarımı benimsemeye başladığı ve yerleşik hayata geçtiği yıllarda üretilmiş alet edevatlar, figürinler, duvar resimleri ve çanak çömlekler bu bölümde yer alıyor.

Özellikle Çatalhöyük ve Hacılar Höyüğünden çıkartılan buluntuların bir bölümü bu alanda sergileniyor.

1. Tanrıça Figürini / Oturan Tanrıça

M.Ö 5750 yılına tarihlenen pişmiş toprak figürün Çatalhöyük’ten çıkartılmış. İki leoparın arasında oturur şekilde tasvir edilen ve dolayısıyla doğa üzerindeki gücü vurgulanan figürinin büyük memeleri ve geniş kalçaları ise doğurganlık, verimlilik ve bereketi sembolize ediyor. Bacaklarının arasındaki yuvarlak çıkıntısının ise bir çocuk başı olduğu düşünülüyor.

Çatalhöyük’ün ana tanrıçası sadece verimlilik bahşeden anaç bir figür değil, bereketi verdiği gibi geri almasını da bilen, dolayısıyla zaman zaman “korkutucu” şekilde betimlenen bir figür.

Oturan Ana Tanrıça Figürünü

2. Çatalhöyük Evi

Müzede bir Çatalhöyük evi canlandırması da var. Birbirine bitişik, ortak duvarlı kerpiç evlerden oluşan Çatalhöyük evlerinin duvarları açık renkli bir sıva (alta kireç, üste kil) ile kaplanıyordu. Duvarlara kırmızı tonlarında çizilmiş resimler bulunuyordu. Ayrıca gerçek boğa başlarını kil ile sıvayarak yaptıkları boğa başı heykellerini de evlerin duvarlarına asıyorlardı.

Evlerin içlerinde gömü platformları vardı ve ölülerini armağanlarla birlikte evin içerisindeki bu platformlara gömüyorlardı. Evlerde şömine tarzı bir fırında da bulunuyordu. Evlerin girişi ise tavandaydı.

Çatalhöyük evi canlandırması

3. Çatalhöyük Şehir Planı Duvar Resmi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde, Çatalhöyük’ten çıkarılan çok sayıda duvar resmi sergileniyor. Bunlar arasında en ilgi çekici olanlarından bir tanesi bu duvar resmi.

M.Ö. 6000’li yıllara tarihlenen bu duvar resminin arkada Hasan Dağı’nı, ön tarafta ise Çatalhöyük evlerini tasvir ettiği düşünülüyor. Hatta volkanik bir dağ olan Hasan Dağı, volkanik bir aktivite halindeymiş gibi görünüyor. Eğer bu doğruysa, bu resim dünyanın ilk şehir planı oluyor.

Resimde Çatalhöyük’ün değil, geometrik desenlerle süslenmiş bir leopar olduğunu söyleyenler de var, bunu da not düşmüş olayım.

Çatalköyük Şehir Planı Resmi

4. Leopar Kabartmaları

Yine M.Ö. 6000’li yıllardan kalma bir duvar resmi olan leopar kabartmaları bir Çatalhöyük evinin duvarında bulunmuş. Tıpkı ana tanrıca figürininde olduğu gibi leoparlara yer verilmiş olması, leoparlara özel bir önem atfettiklerini düşündürüyor.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Çatalhöyük

Kalkolitik Çağ Bölümü

MÖ 5.500-3.000 tarihleri arasında yaşanan toplumsal değişimin izlerini bu bölümde görüyoruz. Bu yıllarda bakır işleyebilmeye başlıyoruz. Bir nevi taş devrinden tunç çağına bir geçiş dönemi gibi düşünülebilir.

Anadolu için bu dönem farklı coğrafyalardan gelen göçlerin etkisiyle şehirlerin büyüdüğü ve kültürel çeşitliliğin arttığı bir dönem. Ayrıca bu dönemde çanak çömleklerin kalitesindeki artış bir nevi iş bölümü ve profesyonelleşme işareti olarak değerlendiriliyor. Tarım, hayvancılık, dokumacılık ve seramik üretimi artıyor.

Hacılar, Canhasan, Tilkitepe, Alacahöyük, Alişar ve Karaz’dan çıkarılan kaplar, mühürler, el aletleri ve kişisel eşyalar bu bölümde sergileniyor.

1. Alişar Mühürleri

Bu mühürlerin en önemli özelliği Anadolu’da özel mülkiyet kavramının ortaya çıktığını kanıtlayan en eski buluntulardan bir tanesi olması. Hiç fotoğrafını çekmemiş olmam yazık olmuş.

2. Geyik Biçimli Törensel Kap

Hacılar Höyüğünde tamamen el ile biçimlendirilmiş olmalarına karşın çok düzgün hatlara sahip pek çok seramik kap bulunuyor. Genellikle krem rengi üzerine kahverengi desenler ile boyanmış durumdalar. Aynı tarza pek çok örneği bulunan kaseler, vazolar, testiler ve kadın biçimli kaplardan ayrışan örneklerden bir tanesi ise bu geyik biçimli kap.

Erken Tunç Çağı Bölümü: MÖ 3000-1950 yılları arasında o güne dek işlenebilen en sert metal olan tunç işlenmeye başlıyor ve bunu başarabilen toplumlara teknolojik ve ticari bir avantaj sağlıyor. Bu bölümde çanak çömleklerin yanı sıra yine çeşitli höyüklerden gelen takılar ve dini törenlerde kullanılan objeler öne çıkıyor.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Hacılar Seramiği

Geyik Biçimli Törensel Kap

1. Hitit Güneş Kursu

Güneş Kursu güneşi simgeleyen bir daire içerisinde geometrik figürlerden oluşan ve dini seremonilerde kullanılan bir obje. Alacahöyük’ten çıkarılan ve M.Ö. 2500-2250 arasına tarihlenen bu güneş kursu tunçtan yapılmış.

Eğer yanılmıyorsam (çünkü nerede okuduğumu hatırlamıyorum) bir mezardan çıkartılmış olması gerekiyor. Ölülerin güneş kursları ile birlikte gömülmesi yaygın bir gelenek.

Hitit Güneş Kursu

2. Geyik Figürlü Güneş Kursu

Sıhhiye’de bulunan dev heykelinin de etkisiyle Ankara’nın sembollerinden bir tanesi haline gelen bu figür de bir güneş kursu. Alacahöyük’teki mezarlık alanından çıkarılan bronz figür M.Ö. 3. binin sonlarına tarihleniyor.

Geyik figürlü Hitit Güneş Kursu (Fotoğraf: Carole Raddato / worldhistory.org)

3. Kadın Heykelciği

Hasanoğlan Höyüğü’nde bulunan bu kadın heykelciği M.Ö. 3000’lerin sonlarına tarihleniyor. Vücudu elektrumdan, baş ve omuzdan gelen çapraz askılar ise altından yapılmış. Kadının çıplak olduğu ve çapraz askıların kıyafeti sembolize ettiği söyleniyor.

Hasanoğlan Kadın Heykelciği

Asur Ticaret Kolonileri Bölümü

M.Ö 1920 – 1750 yıllarında Asurluların Anadolu’ya gelip ticaret yapmak için kurduğu koloniler Anadolu’da yazılı tarihi de başlatıyor. Bu kolonilerden bize kalanlar arasında kil tabletler, heykelcikler, törensel kaplar, çanak çömlekler ve silahlar var. Ayrıca çömlekçi çarkı kullanımı da bu dönemde yaygınlaşıyor.

1. Kültepe Tabletleri

Çivi yazısı Asurlu tüccarlar aracılığıyla Anadolu’ya geliyor ve yaygınlaşıyor. Dolayısıyla Kültepe tabletleri bu coğrafyadaki ilk yazılı iletişim örnekleri. Adından da anlaşılacağı üzere Kültepe’den çıkartılmışlar. M.Ö. 19. ve 18. yüzyıllara tarihleniyorlar.

Müzede çok sayıda çivi yazısı ile işlenmiş kil tablet var. Bu tabletler mektup, evlilik belgesi, ticari sözleşmeler, yargılama evrakları gibi çeşitli yazılar var.

Müzede çok sayıda örneği bulunan Kültepe tabletlerinden birkaç tanesi.

2. İnsan Yüzlü Kaplar

Asur Ticaret Kolonileri döneminden kalma törensel kaplardan çok tatlı bir örnek. Pişmiş topraktan yapılmış ve Kültepe’de bulunmuş. Kültepe’de o dönem Asurlu Tüccarlar ile yerel halk birlikte yaşıyormuş.

Müzede yalnızca “kutu” olarak tanımlanmışlar. İçlerine ne konulduğu ile ilgili çelişkili bilgiler okuduğum için hangisini yazacağımı bilemedim. Keşke hakkında daha çok bilgi olsa.

İnsan Yüzlü Pişmiş Toprak Kaplar

Hitit Bölümü

MÖ 1750-1200 yıllarında Hititler Anadolu’da geniş bir alan yayılıyorlar. M.Ö. 1200-700 yılları arası ise Geç Hitit Dönemi olarak kabul ediliyor. Bu dönemde Hitit İmparatorluğu yıkılmış olsa da Torosların eteklerine çekilmiş küçük beylikler olarak varlıklarını sürdürüyorlar.

Boğazköy, İnandık, Eskiyapar, Alacahöyük, Alişar, Ferzant ve Maşathöyük gibi Hitit yerleşimlerinin bazılarından çıkarılan figürnler, törensel kaplar, vazolar ve mühürler bu bölümde toplanmış durumda.

1. İnandık Vazosu

Müzedeki en kıymetli Hitit buluntularından bir tanesi İnandık Vazosu. MÖ 1600’lü yıllara ait olan vazonun üzerine dini bir ritüelin (muhtemelen evlilik) nasıl gerçekleştirildiği adım anlatılıyor. Haliyle vazo Hitit dini seremonilerini anlayabilmemiz açısından çok önemli bir kaynak. Müzede tüm sembolleri tek tek anlatan etkileşimli bir ekran da mevcut.
Vazonun adı ise bulunduğu yerden, yani Çankırı’nın İnandık Köyü’nden geliyor.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi İnandık Vazosu

Farklı açılardan İnandık Vazosu

2. Boğa Biçimli İçki Kapları

Müzede birkaç adet boğa biçimli törensel içki kabı mevcut. İçki deyince aklınıza normal bir içecek gelmesin. Burada içkiden kasıt tamamen kutsal anlamlar atfedilen librasyon sıvısı.

Bu kaplar içkinin boğanın sırtından doldurulabileceği ve baş kısımlarından boşaltılabileceği şekilde tasarlanmış. M.Ö. 16. yüzyıldan kalan kapların bir çiftinin Fırtına tanrısı Teşup’un boğaları Hurri ve Şerri’yi temsil ettiği düşünülüyor ancak bu tüm boğa biçimli kap çiftleri için geçerli mi emin değilim.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Hitit törensel içki kapları

Boğa Biçimli İçki Kapları

Frig Bölümü

MÖ 1200 yılında Frigler’in Anadolu’ya gelmesi ve Hitit İmparatorluğunun yıkılması yepyeni bir kültür doğuruyor. Tekstil ve mobilyacılık konusunda ustalaştıkları biliniyor. Gordion’daki Büyük Tümülüs’te 50’den fazla ahşap Frig Mobilyası bulunmuş. Ahşap kolay çürüyen bir malzeme olduğu için bunların günümüze ulaşabilmiş olması gerçekten çok büyük bir şans.

Frigler kazanları, kepçeleri, tasları yani pek çok çanak çömleği tunçtan üretiyorlar. Türk hamamlarındaki göbekli taslar var ya, neredeyse aynılarının Frigler tarafından da kullanıldığını görmek şaşırtıcı.

Müzede Gordion’da ( Friglerin ilk başkenti) bulunan parçaların yanı sıra Alişar, Boğazköy, Kültepe, Pazarlı ve Maşathöyük’ten çıkarılan Frig eserleri de sergileniyor.

1. İşlemeli Ahşap Masa

Bu ahşap Frig masası yaklaşık olarak M.Ö. 750 yılından kalmış. Gordion’daki Büyük Tümülüs’te (MM Tümülüsü) bulunmuş. Tümülüsün ve dolayısıyla masanın Midas’ın babası Gordias’a ait olduğu düşünülüyor. Ahşap masa ustalıkla işlenmiş ve bakır çivilerle süslenmiş. Çok iyi durumda olmasa bile günümüze kadar ulaşabilmiş olması muhteşem bir şey.

Gordion MM Tümülüsünden çıkartılan ahşap masa

2. Ahşap Kakmalı Tabure

Yine tümülüslerden çıkartılan bu ahşap taburenin tarihi M.Ö. 8 yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. Tabure P Tümülüsünden çıkartılmış. P Tümülüsü 4-5 yaşlarında bir çocuğun mezarının ve hatta ahşap oyuncaklarının bulunduğu bir yer. Dolayısıyla bunun bir “çocuk sandalyesi” olması son derece olası.

Taburenin hemen önünde ise süslü bir servis masasının kalıntıları var.

Gordion’dan çıkartılan ahşap tabure

3. Koçbaşı Biçiminde Törensel İçki Kabı

Yine MM Tümülüsünden yani büyük tümülüsten çıkartılmış olan bir çift törensel içki kabı var. Fotoğrafını paylaşmış olduğum kap koçbaşı şekline sahipken diğeri kaplan başı biçiminde üretilmiş.

Yaklaşık olarak M.Ö. 740 yılına ait olduğu düşünülen kaplar tamamen Tunçtan üretilmişler. Gordias’ın cenaze töreninde kullanılıp daha sonra tümülüsüne bırakıldıkları tahmin ediliyor.

Koçbaşı Biçiminde Törensel İçki Kabı

4. Tunç Kazan

Yine MM Tümülüsünde bulunan ve M.Ö. 740 yılına tarihlenen bu kazan insan başlı ve kanatlı figürler ise süslenmiş. Frigler cenaze törenlerinde büyük şölenler düzenlediği için bu kazanın da cenaze merasiminde kullanıldığı ve daha sonra tümülüsün içerisine bırakıldığı tahmin ediliyor. Fotoğrafta pek belli olmuyor ama oldukça büyük bir kazan.

Kazanın süslemelerindne bir detay

5. Kaz Biçimli Kaplar

Gordion’daki tümülüslerden yalnızca tunç ve ahşap çıkmıyor elbette. Bu kaz biçimli kaplar seramikten üretilmiş ve törensel bir kullanım alanları olduğu düşünülüyor. M.Ö. 8 yüzyılın başlarında üretilmiş ve P Tümülüsünde bulunmuşlar.

Gordion’dan çıkartılan kaz biçimli kap

Urartu Bölümü

MÖ 1200-600 tarihleri arasında, Urartu’ların ağırlıklı olarak Van, Ağrı, Ezincan ve Muş’ta ürettikleri ev eşyaları, dini ritüellerde kullanılan objeler, takılar, savaş aletleri ve heykelcikler bu bölümde sergileniyor.

1. Fildişi Aslan Heykelcikleri

Benim mi dikkatimden kaçtı yoksa yeri mi değişti bilmiyorum ama gittiğimde göremediğim fildişi aslan heykelleri Urartu döneminden kalma önemli buluntulardan bir tanesi. Altıntepe’den çıkarılan heykelcikler birden çok fildişi plaka ile kaplanmış. M.Ö. 8. yüzyıla üretilen heykelciklerin bir mobilyanın parçaları olduğu düşünülüyor.

Fildişi Aslan Figürü (Fotoğraf: muze.gov.tr)

Taş Eserler Salonu

Müzenin tam ortasındaki salonda bulunan taş eserler salonu belli bir topluma ya da tarihe ait eserlere odaklanmak yerine geniş bir dönemi anlatıyor. Ağırlık Hitit ve Geç Hitit döneminde olsa da, Asur ve Frig eserleri de sergileniyor.

1. Kral Mutallu Heykeli

Kral Mutallu aslında Asur kralı II. Sargon’a bağlı bir yerel kral. Arslantepe’yi yönetmesi için Asurlular tarafından buraya gönderilmiş. gönderilen Kral Mutallu’nun heykeli kireçtaşından yapılmış ve Aslantepe’den çıkarılmış. Heykel MÖ 1200 – 700 yılları arasına tarihlene heykel saray girişinin sağ tarafında bulunmuş.

Kral Mutallu heykeli

2. Aslantepe Kapı Aslanları

Malatya’daki Arslantepe Höyüğüne adını veren Aslanlı Kapı’nın aslanları da Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor. Sarayın iç kapısında bulunan bu Hitit aslanı, bir buçuk metreye yakın uzunluğa sahip ve MÖ 12-11. yüzyıllara tarihleniyor.

Sarayın iç kapısındaki Hitit Aslanı

3. Sakçagözü Heykel Kaidesi

Gaziantep’teki Coba Höyükten (Sakçagözü) çıkartılan bu heykel kaidesi iki adet sfenks heykeli ise süslenmiş. Bazalttan yapılan kaide M.Ö. 1200-700 yılları arasına, yani geç Hitit dönemine tarihleniyor.

Sfenksli Heykel Kaidesi

4. Sakçagözü Sfenks Ortostatı

İnsan yüzlü, aslan bedenli ve kanatlı bir figür olarak resmedilen bu sfenks de Gaziantep’teki Coba Höyük’ten çıkartılmış ve M.Ö. 1200-700 yılları arasına tarihlendirilmiş.
Müzenin bu bölümünde kimi mitolojik figürleri, kimi kraliyet ailesini, kimileri çeşitli ritüelleri görselleştiren pek çok ortostat bulunuyor. Binaların zeminle birleştiği alana dizilen ince ve geniş taşlara verilen bir isim. Özellikle Hitit kentlerindeki kamu binalarının ortostatları çeşitli kabartmalarla süsleniyor.

Sfenks Ortostatı

Klasik Dönem ve Ankara

Müzenin alt katında Ankara civarından çıkarılan, ağırlıklı olarak Roma İmparatorluğu’na ait buluntular sergileniyor. Burada genellikle büstler ve ufak heykelciler var. Tek tek bahsetmek yerine fikir vermesi açısından birkaç fotoğraf paylaşacağım sadece.

Klasik Dönem Ankara buluntuları

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Rehberim burada sona eriyor. Eğer Ankara’daki başka hangi müzeleri gezebileceğinizi merak ediyorsanız Ankara’daki Müzeler listeme de göz atabilirsiniz. Herkese keyifli gezmeler!