Yazı İçerikleri
Diyarbakır Gezi Rehberi ve Gezilecek Yerler
Tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan ve hala kültürel zenginlikleriyle ülkemizin sıra dışı bir coğrafyası olmayı sürdüren Diyarbakır’ı gezmeye ne dersiniz? “Doğu’nun Paris’i” olarak bahsedilen kentin tarihi, kültürü, mimarisi ve mutfağı kesinlikle keşfetmeye değer. Diyarbakır gezi rehberine ve diğer detaylara gelmeden önce kenti biraz tanıyalım.

Hasan Paşa Hanı
Diyarbakır Hakkında
Yaklaşık 9000 yıllık bir tarihe sahip olan Diyarbakır, 1 milyon 800 bini aşkın bir nüfusa ev sahipliği yapıyor. Öte yandan gezip görmek gereken, tarihi önemi olan yerlerin çok büyük bir bölümü eski şehir merkezinde yer aldığı için gezmesi son derece kolay bir şehir.
Diyarbakır’ı gezmeye değer özelliklerinden bir tanesi, volkanik bir taş olan siyah bazalt taşının yerel mimaride önemli bir yere sahip olması. Siyah-beyaz çizgili taş binalar buranın alameti farikası. Tabii Diyarbakır evleri sadece taşlarıyla değil, çeşmeli geniş avluları, yüksek tavanları, eyvanları ve duvarlardaki nişleriyle de kendine has, dikkat çekici yapılar. Daha detaylı bilgi almak isteyenler için buraya bir kaynak bırakıyorum: (tıklayın)
Kentin bir diğer özelliği ise şehri çevreleyen surları. Büyük bölümü halen ayakta olan Diyarbakır surları tam 5,2 kilometrelik uzunluğu ile dünyanın en uzun şehir surları olma unvanını elinde tutuyor.
Çayönü Höyüğünden anladığımız kadarıyla bu bölgede 9 bin yıldır hayat var. Aradan geçen binlerce yılda Hititler, Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Persler Makedonyalılar, Ermeniler, Romalılar Bizanslılar gibi pek çok medeniyet arasında el değiştir bir coğrafya burası. Sonrasında Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Büveyhiler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Artuklular, Eyyûbîler, Moğollar, Akkoyunlular, Safevîler, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti bölgeye egemen olmuş. Diyarbakır’ı da içine alan bu geniş coğrafyaya boşuna “medeniyetler beşiği” denilmiyor anlayacağınız.
2200 yıl kadar önce şehri yöneten Asur hükümdarı Adad-Nirari’nin kılıç kabzasına işlenen yazılardan, kentin ilk adının “Amid” olduğunu öğreniyoruz. Roma ve Bizans döneminde de bu ve buna benzer adlarla anılan şehir Arap akınları sırasında Diyâru Bekr adını alıyor. “Bekr kabilesinin yurdu” anlamına gelen bu isim cumhuriyetin ilk yıllarında Türk Dil Kurumu tarafından Diyarbakır’a çevriliyor.

Diyarbakır Ulu Cami’nin avlusuna açılan revaklı duvarın işlemeleri
Diyarbakır’ı Gezerken Bilinmesi Gerekenler
1. Diyarbakır’ın sert bir karasal iklimi var. Ortalama sıcaklık kışın sıfırın altına, yazınsa 30 derecenin üzerine çıkıyor. Diyarbakır’ı mart, nisan, ekim ya da kasım aylarında gezmek en ideali. Ben mayıs ayında gezdim ve havada benim Ankara’lı bünyemi bir hayli bunaltacak derecede sıcaktı. Gezi tarihini iklim şartlarına göre ayarlamakta fayda var.
2. Bu bana mı denk geldi bilemiyorum ama aşırı bir kalabalık vardı. Ben bu kalabalığın hafta sonu ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Sülüklü Han’da bir kahve içebilmek için boşalan masayı ilk kapan olmaya yönelik kıyasıya bir mücadele dönüyordu örneğin. Özellikle de fotoğraf çekmek istiyorsanız, hafta içi gezmeyi ya da gezmeye sabah erken saatlerde başlamayı düşünebilirsiniz.
3. Güvenlik sorunu büyük ölçüde çözülmüş gibi görünüyor. Nesillerdir Diyarbakır’da yaşayanların “eskiden bu sokaklara giremezdik, arka mahalleye gitmek için taa aşağıdan dolaşırdık” dediği yerler bugün turist dolu. Bana anlatılanlara göre eskiden yaşanan o “yabancıyı sokaklarında istememe” olayı da tamamen değişmiş. Tam aksine, gezmeye gelenlerin esnafa para kazandırdığını ve olanakların gelişmesine vesile olduğunu herkes anladı diyorlar. Benim muhatap olduğum herkes çok güler yüzlü ve yardımcıydı ama ben eski şehir bölgesinden bahsediyorum. Köyünde, kentin çeperinde, arka mahallesinde durum nasıldır bilemem. Aynı şekilde gecesini de bilmiyorum peşinen söyleyeyim.
4. Bence buraya gelip sadece Diyarbakır’ı gezip dönmeyin. Kapsamlı bir Güneydoğu Anadolu turu yaparsanız bölgenin tarihini, kültürünü, coğrafyasını çok daha iyi anlarsınız. Bu coğrafyada görülmeye değer çok fazla şey var ve gerçekten her anına değiyor. Yalnız tüm bölgeyi gezmek istiyorsanız araba şart. Ben arabayla uğraşmamak için turla geldim (Ankaralılara Tempo Tur’u tavsiye ederim) ve son derece pratik bir şekilde bir sürü yeri gezme fırsatım oldu.
5.Diyarbakır’ın içini gezmek için bir gününüzü ayırmanız yeterli. Eğer civardaki başka yerleri de gezecekseniz o zaman bir günden fazla zaman ayırabilirsiniz.
6. Gezilecek tüm müzelerde Müzekart geçiyor dolayısı ile Müzekart almayı unutmayın. Kartınızı online olarak alıp telefonunuzdaki Müzekart uygulamasına işlemeniz yeterli.

Zerzevan Kalesi
Haritalı Diyarbakır Gezi Rehberi
Haritalı gezi rehberimde görülmesi gereken yerleri kısa kısa açıklıyorum. Hepsi hakkında çok daha detaylı bilgileri, tarihi, mimarisi ve ilginç bilgileri biraz aşağıdaki “Diyarbakır’da Gezilecek Yerler” başlığı altında bulabilirsiniz.
Diyarbakır’a hava yoluyla geldiğinizi varsayıyorum, buradan araç kiralayarak ya da taksiye binerek On Gözlü Köprü’ye rahatlıkla ulaşabilirsiniz çünkü havalimanı şehir merkezine çok yakın. İlk durağımızı burası olarak seçme sebebim de, önce araç gerektiren yeri aradan çıkarıp sonra yürüyerek gezebilmek. Köprünün konumunu yürüyüş rotasına koymadığım için linke tıklayarak görebilirsiniz. Dicle’nin iki yakasını birleştiren On Gözlü Köprü; tarihi önemi olan çok güzel bir yapı. Burada sadece köprüye bakıp dönmek yerine, nehir kenarında oturup çayınızı kahvenizi içebilirsiniz. Yol yorgunluğunu attıktan sonra istikamet şehir merkezi.
On Gözlü Köprü’den sonra aracınızı Deliller Hanının karşısındaki park yerine park edip yürüyerek gezmeye başlayabilirsiniz. Buradan kavşağa doğru baktığınızda Tarihi Mardin Kapı‘yı da görürsünüz. Deliller Hanı bugün “Büyük Kervansaray Otel” adıyla otel olarak işletilse de aslında tarihi önemi olan önemli bir yer. Şehrin hemen Mardin kapısı önünde bulunan 500 yıllık handa hacı adayları toplanır, kervanlara önderlik eden rehberler (yani deliller) kafileleri buradan alıp yola çıkarırmış. Avlusunda bir de kafe bulunduğu için içine girerek en azından avlusunu görebilirsiniz.
Sıradaki durağımız Şeyh Mutahhar Camii ve Dört Ayaklı Minare. Anadolu’daki tek ayaklı minare örneği olan bu yapı, camiye bitişik değil, ayrı bir yapı olarak inşa edilmiş. Minare 1500 yılında Akkoyunlular tarafından yapılmış. Buranın çok yakınında ise Surp Girakos Kilisesi’ni bulacaksınız. 16. Yüzyılda inşa edilen bu Ermeni Apostolik Kilisesi aslına uygun şekilde restore edilerek ziyarete açılmış.

Şeyh Mutahhar Camii ve Dört Ayaklı Minare
Bu küçücük bölgede bir cami (Şeyh Mutahhar) ve iki kilisenin (Surp Girakos ve Mar Petyun Keldani Kilisesi) neredeyse yan yana olması, aslında şehrin tarihinde yatan kültür mozaiğini gösteriyor. Eskiden bu bölgeden içlere doğru olan tarafa, yani Hançepek Mahallesine, “Gavur Mahallesi” deniliyormuş. 1800’lü yıllarda şehrin yaklaşık 3’te birlik bir nüfusunu Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler ve daha azınlıkta olmakla birlikte Yahudiler oluşturuyormuş. Daha yakın tarihleri anlatsa da bu bölge hakkında bir fikriniz olsun isterseniz Mıgırdiç Margosyan’ın Gavur Mahallesi (1992) kitabını okuyabilirsiniz. Hatta yazar hakkında şöyle bir de belgesel buldum, izlemek isteyen tıklasın. Tabii zamanla önce gayrimüslim nüfus göçmüş, yakın zamanda yaşanan iç karışıklıklarda ise mahalle neredeyse tamamen harabeye dönmüş, yıkılmış, yeni inşaatlar yapılmış. Bugün “Gavur Mahallesi” diye bir yer yok. Görülecek bir şey kalmadığı için ilerlemeye devam ediyoruz.
Bir sonraki durağımız Sülüklü Han. 1683 yılında inşa edilen bu tarihi han; hem gelip geçenlere konaklama imkânı sunarmış, hem de kuyusundaki sülükler tedavi amacıyla kullanılırmış. Bugün hanın avlusu bir kafe olarak işletiliyor ve kahve, şerbet, Süryani şarabı gibi içecekler servis ediliyor. Buradaki Menengiç kahvesi de gerçekten güzel. Avludaki devasa ağacın altına oturup keyif yapmanızı öneririm.
Sülüklü Han’dan çıktıktan sonra bir başka tarihi han olan Hasan Paşa Hanı’na gidiyoruz. Koyduğum haritada girişi sanki arkadanmış gibi görünüyor ama siz caddeden de girebilirsiniz. Burası özellikle kahvaltıcılarıyla meşhur. Eğer Diyarbakır’da bir gün daha geçirecekseniz sabah kahvaltısı için buraya gelebilirsiniz. Eğer kahvaltı için gelmeyecekseniz bile girin içini bir görün.
Sırada Diyarbakır’ın en önemli tarihi yapılarından bir tanesi olan Diyarbakır Ulu Cami var. Anadolu’nun en eski camilerinden biri olan Ulu Cami, 639 yılında şehirdeki en büyük dini yapı olan Martoma Kilisesi’nden camiye dönüştürülmüş. Sıra dışı bir mimariye ve köklü bir tarihe sahip olan cami bu gezinin olmazsa olmazı. Ayrıca El-Cezeri tarafından yapılan 800 yıllık bir güneş saati de caminin avlusunda bulunuyor.

Ulu Cami’nin Avlusundan bir detay.
Ulu Cami’nin biraz arkalarında Ziya Gökalp Müzesi var. Ziya Gökalp’in doğduğu bina çok güzel bir şekilde restore edilmiş ve yazarın hayatı hakkında bilgiler ve fotoğraflar bulunan bir müze olarak ziyarete açılmış. Dürüst olmak gerekirse mutlaka gezilmesi gereken bir değil çünkü içerideki bilgiler zaten internette rahatlıkla bulabildiklerinizden daha fazlası değil. Ancak ben klasik bir Diyarbakır evi gezme fırsatı sunduğu için gezmeyi tercih ettim, bu gözle bakınca da memnun kaldım.
Şimdi Ahmet Arif Edebiyat Müzesi’ne gitmek için geri dönebiliriz. Ünlü şairin kişisel eşyalarının da sergilendiği bu müzeyi ben gezmedim ancak müze binasının geleneksel Diyarbakır konut mimarisinin en güzel örneklerinden bir tanesi olduğu söyleniyor. Bu müzenin hemen yanında ise Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi var ancak müze tadilat nedeniyle geçici olarak kapalıydı.
Bu arada eğer acıktıysanız eski bir hamamdan dönüştürülmüş olan Fırın-ci Sur Restoran’ın çok yakınında olacaksınız. Burada bir yemek molası verebilirsiniz çünkü yemekleri lezzetli, menüde çok fazla çeşit var ve ortam çok şık.
Şimdi İçkale’ye gidiyoruz. Haritada “Artuklu Kemeri” olarak işaretlediğim yer aslında Diyarbakır Kalesi ve Arkeoloji Müzesi’nin girişi. Burası uzun uzun gezilebilecek bir yer ama benim şansıma gittiğimde bazı binalar kapalıydı. Ne zaman açılır bilemiyorum. İçeride iki farklı Arkeoloji müzesi ve Atatürk Müzesi var. St. George Kilisesi ve Eski Hapishane 6 Şubat depreminde zarar gördüğü için uzun süre kapalı kalacağa benziyor.
Müzenin kafesi ise Hevsel Bahçeleri’ne bakan muhteşem bir manzaraya sahip. 8000 yıldır aralıksız tarım yapılan ve zengin biyoçeşitliliği ile UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bu bereketli topraklara buradan bakmadan geçmeyin.

Diyarbakır Arkeoloji Müzesinin girişi
Müzeden çıktığınızda tekrar İçkale’deki parka çıkacaksınız. Buradan ayrılmadan önce parkta vakit geçirebilir ve meşhur Diyarbakır Surlarına çıkarak manzaraya yukarıdan bakabilirsiniz. Parkın içerisinde göreceğiniz tarihi caminin adı ise Hazreti Süleyman Cami. Yaklaşık 900 yıllık bir tarihle sahip olan cami şu anda aktif olarak ibadet için kullanılıyor. Caminin yanında ise Diyarbakır’ın Müslüman Araplar tarafından alınışı sırasında burada şehit düşen 27 sahabenin türbesi bulunuyor.
Yürüyerek Diyarbakır gezimizin ilk günü böyle sona erdi. Eğer hala vaktiniz varsa Diyarbakır Kültür Evi’ne uğrayarak canlı müzik dinleyebilirsiniz. (konumu için tıklayın.) Bir başka alternatif de Kürtçe hikayelerin çalgısız olarak seslendirildiği Diyarbakır Dengbêj Evi’ne gitmek. (konumu için tıklayın) Ben buraya gitmedim ama diğer blog yazıları ve Google yorumlarından okuduğum kadarıyla Kürtçe bilmeyen kişiler bile etkileyici bir deneyim olduğunu düşünüyor.
Diyarbakır’da Gezilecek Yerler
1. On Gözlü Köprü (Dicle Köprüsü)
Asıl adı Dicle Köprüsü olmasına karşın halk arasında On Gözlü Köprü olarak bilinen bu tarihi köprünün adı 10 adet kemere sahip olmasından geliyor. Bu köprü 172 metrelik uzunluğu ve 18 metrelik yüksekliği ile heybetli bir görünüme sahip ve Dicle’nin iki yakasını birbirine bağlıyor.
Köprünün en az 950 yıllık olduğu biliniyor ancak farklı kaynaklarda farklı yaptım tarihleri ve hatta türlü türlü efsaneler var. Köprünün üzerindeki kitabeye göre burası 1065 yıllında Mervaniler (Selçuklulara bağlı bir emirlik) tarafından yapılmış. Ancak öncesinde de burada bir köprü olduğu bilindiğinden bunu ilk yapım mı, yenileme tartışmalı. Kimine göre köprü yıkılırsa tekrar yaptırılabilsin diye ayaklarından birinin altına altın gömülmüş, kimine göre köprüden Dicle’nin sularına bırakılan yazılı dualar gerçek olurmuş. Köprünün adı konusunda bile uzlaşı yok. Burası kimine göre On Gözlü, kimine göre Silvan Köprüsü… Kimisi Dicle Köprüsü diyor, kimisi Mervani Köprüsü… Özetle köprü konusunda kafalar karışık.
Aslında burası 15 sene öncesine kadar araç geçişi için aktif olarak kullanılan bir köprüymüş. 2008 yılında zarar görmesini engellemek için araç trafiğine kapatılmış. Sonra restore edilmiş ve nehir kıyısı, çay bahçelerine yer açacak şekilde düzenlenmiş. Bugün kıyı boyunca uzanan oturma alanlarında çay, kahve içebileceğiniz bir alan mevcut.
Konumu için tıklayın.
2. Deliller Hanı
Bugün “Büyük Kervansaray Otel” olarak işletilen bina aslında Diyarbakır tarihinin önemli yapılarından bir tanesi. Diyarbakır hem tarihi İpek Yolu’nun merkezinde kaldığı hem de hacca giden kafilelerin geçiş noktasında olduğu için şehirde dört adet tarihi han bulunuyor. Bu hanlardan 3 tanesi günümüze kalmış durumda ve Deliller Hanı işte o üç handan biri.
1527 yılında Diyarbakır Valisi Hüsrev Paşa tarafından yaptırılan han, şehrin Mardin çıkışı (Mardin Kapı) tarafında bulunuyor. O dönemde şehirler arası yolculuk yapmak günler hatta haftalar süren bir olay olduğu için yaklaşık 30 kilometrede bir han veya kervansaray bulunurmuş. Deliller hanı ise daha çok hac kafilelerinin yola çıktığı bir yermiş. Hacı adaylarına bu yolculukta rehberlik eden kişilere “delil” deniliyor. Burası genellikle delillerin konakladığı bir han olduğu için Deliller Hanı adını almış. Hacı adayları deliller ile burada buluşup buradan yola çıktıkları için hanın önündeki açıklığa da “Hacılar Harabesi” denirmiş.

Deliller Hanı (Fotoğraf: Türkiye Kültür Portalı)
Deliller Hanı 1527 yılında Diyarbakır Valisi Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmış. İki katlı hanın ilk katı dükkanlar ve depolar, ikinci katı ise konaklama içinmiş. Revaklarla çevrili geniş avlusu, ortasındaki çeşmesi ve siyah beyaz kesme taştan örülmüş duvarlarıyla dönemin izlerini günümüze taşıyan bina aslında ziyarete açık değil. Ancak otelin avlusu aynı zamanda kafe olarak kullanıldığı için girip avlusunu görebilir, burada oturup bir şeyler içebilirsiniz. Konumu için tıklayın.
3. Cemil Paşa Konağı
Peşinen söyleyeyim; Cemil Paşa politik bir figür olduğu için Cemil Paşa Konağı herkese hitap etmeyebilir. Dolayısıyla bu konağı yürüyüş rotasına eklemedim. Yine de Diyarbakır mimarisine ya da 200 yıl öncesinin zenginlerinin nasıl yaşadığına ilgi duyuyorsanız bu konağın varlığından haberdar olmak isteyebilirsiniz. Burada hem geleneksel mimariyi görebileceğiniz çok büyük bir konak var; hem de eski mutfak eşyaları, enstrümanlar, geleneksel kıyafetler gibi eşyalar sergileniyor. Dolayısıyla hem konağı görüp hem de müzeyi gezmiş oluyorsunuz.
Konak 1887 yılında inşa edilmeye başlanmış. Cemil Paşa 1902 yılında ölmüş ve ailesi 1927 yılında konaktan ayrılmış. Öncesinde ise hizmetliler ve dadılar eşliğinde tam bir aristokrat hayatı sürmüşler burada. Ailenin erkekleri üniversite eğitimi almaya Avrupa’ya yollanmış, kadınların çeyizleri altın, inci ve pırlanta süslü ziynet eşyalarıyla, ipek kumaşlarla dizilmiş. 2000 yılına kadar çeşitli amaçlarla kullanılan bina bu süreçte oldukça zarar görmüş. 2010-2014 yılları arasında yapılan restorasyonla bugünkü görünümüne kavuşmuş ve müze haline getirilmiş.
Konumu için tıklayın.:
4. Şeyh Mutahhar Camii ve Dört Ayaklı Minare
Diyarbakır denilince ilk akla gelenlerden biri Ulu Cami’yse diğeri de Dört Ayaklı Minare’dir. Böyle akılda kalıcı bir yapı olmasının bir sebebi de eşsiz olması elbette. Anadolu’da Dört Ayaklı Minare’den başka ayaklı (sütunlu) minare yok. Türünün tek örneği yani.
1512 yılında Akkoyunlu beylerinden Kasım Bey tarafından inşa ettirilen cami, Şeyh Mutahhar’ın kabrinin bulunduğu yere yapıldığı için Şeyh Mutahhar Camii almış. Caminin binası, bazalt ve kalker taşlarının birlikte kullanılması ile oluşturulan o siyah beyaz çizgileriyle, Diyarbakır’ın kendine has mimari dokusunu sergiliyor. Buradaki en önemli yapı ise caminin minaresi.
Dört Ayaklı Minare camiye değil, caminin önüne yapılmış. Bunun nedeninin sesi daha uzak noktalara taşıyabilmek olduğu söyleniyor. Minare dört taş sütun üzerinde yükseliyor. Sütunların neyi temsil ettiğiyle ilgiliyse farklı görüşler var. Kimine göre bu sütunlar 4 mezhebi (Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli) simgeliyor ve mezheplerin birlikteliğini / kardeşliğini vurguluyor. Kimine göre ise ayaklar şehrin kapılarına (Mardin Kapı, Urfa Kapı, Yeni Kapı ve Dağ Kapı) işaret ediyor.
Konumu için tıklayın.
5. Surp Girakos Ermeni Kilisesi
Farklı kaynaklarda farklı rakamlar geçse de 1800’lü yıllarda Diyarbakır nüfusunun yaklaşık 3’te birinin Ermeni olduğu tahmin ediliyor. Dolayısı ile burada çok büyük bir Ermeni kilisesi mevcut. Hatta bu kilisenin Ortadoğu’daki en büyük Ermeni Kilisesi olduğu söyleniyor. Surp Girakos Ermeni Kilisesi adlı bu kilise bugün aslına uygun bir şekilde restore edilerek ziyarete ve ibadete açılmış durumda.
İlk kez 1515-1518 yılları arasında inşa edilen kilise 1880 yılında tamamen yanmış ve 3 yıl içerisinde yerine yenisi inşa edilmiş. Bu yeni kilise kısa bir süre ibadet için kullanılsa da kısa süre içinde yine ortalık karışmış. I. Dünya Savaşında kilise, Alman Askerleri tarafından kışla olarak kullanmış ve 1914 yılında çan kulesi dört ayaklı minareden yüksek olduğu için yıktırılmış. Sonraki yıllarda ise askeri depo, bez deposu gibi amaçlarla kullanılmış. Kilise 1960 yılında Ermeni cemaatine verilmiş ama uzun bir süre metruk bir bina olarak kalmaya devam etmiş.
Surp Girakos Kilisesi 2011 yılında çok güzel bir şekilde restore edilmiş ve bugün içerisi gezilebiliyor. Beş nefi ve beş apsisi bulunan yapı, zarif sütunlar üzerinde yükseliyor. Bölgenin yapılarında geleneksel olarak kullanılan bazalt taşı da Kilise’ye apayrı bir hava katmış. Bu kilisenin bir Ortodoks kilisesi olduğunu da not düşmüş olayım. Ermeni Katolik kilisesi buranın biraz daha güneyinde yer alıyor ve bildiğim kadarıyla ziyarete ya da ibadete açık değil.
Konumu için tıklayın.

Surp Girakos Ermeni Kilisesi’nin içi
6. Sülüklü Han
Diyarbakır’dan gelip geçen kervanları ağırlayan tarihi hanlarından bir diğeri olan Sülüklü Han hem görülmeye hem de oturup bir kahve içmeye değer. 1683 yılında yapılan han eskiden üç katlıymış. Günümüze tamamı değil yalnızca tek katı ulaşabilmiş. Bahçesinde bir çeşme, bir de içerisinde sülükler olan bir kuyu varmış. Şifacılık amacıyla kullanılan bu sülüklerden dolayı hanın adı Sülüklü Han olarak kalmış. Üst katlarındaki 18 odası konaklama için kullanılırken, hayvanlar bodrum kattaki ahırlara konurmuş. Kurtuluş savaşında karargâh olarak kullanılan bina zamanla han işlevini yitirmiş. 2010 yılında ise -orijinalinden biraz uzaklaşsa da- restore edilerek ziyarete açılmış. Bazalt taşı duvarları ve avluyu çevreleyen revaklarıyla geleneksel mimarinin güzel bir örneği olan hanın avlusu bugün kafe olarak kullanılıyor.
Sülüklü Han’ın menengiç kahvesi meşhur. Kahve fincanın içinde pişirildiği için fincanın kulpu da çok sıcak uyarayım. Eğer kahve dışında bir şeyler içmek isterseniz Süryani şarabı ve çeşitli şerbetler de servis ediliyor. Aslında burası avluda bulunan ağacın gölgesinde huzurla oturup keyif yapabileceğiniz bir yer ancak hafta sonları çok kalabalık oluyor. Yer bulmak için ya sabırlı ve çevik olacaksınız, ya da hafta içini tercih edeceksiniz.
Konumu için tıklayın.

Sülüklü Han
7. Hasanpaşa Hanı
Diyarbakır’ın günümüze kalan üç meşhur hanından bir diğeri ise Hasan Paşa Hanı. Bu han diğerlerinden daha büyük ve daha etkileyici bir mekan. Bazalt ve kalker taşları sıralanarak oluşturulan o siyah beyaz desenli duvarları, revakları, avlunun ortasında bulunan şadırvanı ile geleneksel Diyarbakır mimarisinin çok tatlı bir örneği.
Hasanpaşa Hanı 1573 yılında, Osmanlı Valisi Vezirzade Hasan Paşa tarafından yaptırılmış. Dönemin en meşhur hanlarından bir tanesi olması nedeniyle gezginler seyahatnamelerinde bu handan sıklıkla bahsetmişler. Hanı 1612 yılında ziyaret eden bir seyyah, buranın bodrum katında bulunan iki ahırın 500 beygiri barındırabilecek büyüklükte olduğunu kaleme almış. Hanın parmaklıklarının rengarenk olduğunu yazmış. Daha sonraki yıllarda Evliya Çelebi de anlatmış bu hanı. Tüccarlar açısından bölgenin en önemli hanı olduğu kabul edilen bina 2006 yılında restore edilmiş.
Bugün hanın içerisinde restoranlar, kafeler ve dükkanlar var. Bunlardan en çok rağbet göreni ise kahvaltıcılar. Diyarbakır’ı ziyaret eden pek çok kişi buranın kahvaltısını övüyor. Ben denemedim ama yazılanlara bakılırsa buraya gerçekten kahvaltı için gelmek lazım.
Konumu için tıklayın.

Hasanpaşa Hanı
8. Diyarbakır Ulu Cami
Diyarbakır’ın merkezinde bulunan Ulu cami aslında alıştığımız cami mimarisine hiç benzemeyen bir mimariye sahip. Bunun nedeni ise aslında cami olarak inşa edilmemiş; önceden kiliseyken daha sonra camiye dönüştürülmüş olması. Binanın yapım tarihi tam olarak bilinmese de camiye dönüşmesi Arap akınları sırasında (MS 639 yılında) olmuş. Öncesinde Mar Toma Kilisesi olarak bilinen yapı ketin en büyük kilisesiymiş. Cami olduktan sonra da hep önemli bir ibadethane olarak kabul edilmiş. Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı döneminde bakımı ve onarımı yapılan, yeni eklentilerle genişletilen cami, günümüze çok güzel korunmuş bir şekilde ulaşmış.
Kubbe yerine sivri bir çatıya sahip olan, avlusu korint sütunlarıyla ve incelikli taş işlemelerle süslü yapı yalnızca mimarisiyle değil, dini önemiyle de diğer camilerden farklılaşıyor. Diyarbakır Ulu Cami, beşinci Harem-i Şerif olarak kabul ediliyor yani İslam alemi açısından en kutsal olan mabetler arasında (Kâbe, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa ve Şam Emeviye Camisi’nden sonra) beşinci sırada yer alıyor.
Ulu Cami, geniş bir avlunun etrafına dizilen farklı bölümlerden oluşuyor. Avlunun güneyinde Hanefiler bölümü, kuzeyinde ise Şafiiler bölümü bulunuyor.

Diyarbakır Ulu Cami
Caminin doğu tarafında ana giriş kapısı ve yapıya 1164 yılında eklenerek kütüphane olarak kullanılan bir maksure var. Bu kapıdaki kabartma figürlerde bir aslan ile boğanın mücadelesi görünüyor. Batı tarafındaki maksure ise 1124 yılında yapılmış. Caminin iki tane de medresesi bulunuyor. Bunlardan bir tanesi Mesudiye Medresesi, diğeri içe caminin içinde değil hemen yanında yer alan Zinciriye Medresesi.
Caminin avlusun bir de güneş saati göreceksiniz. Bu güneş saati, mühendislik alanındaki buluşlarıyla robotiğin babası kabul edil El Cezeri’ye ait ve tam 800 yıldır cami avlusundakilere zamanı göstermeye devam ediyor.
Konumu için tıklayın.:

Caminin avlusunda bulunan, El Cezeri’ye ait güneş saati
9. Ziya Gökalp Müzesi
Ziya Gökalp’in doğduğu ve büyüdüğü ev bugün bir müze olarak ziyaret edilebiliyor. Dürüst olmak gerekirse burası “mutlaka görülmeli” diyebileceğim bir yer değil çünkü müze ağırlıklı olarak bilgilendirici içeriklerden oluşuyor. Gökalp’in hayat hikayesi ve mektupları gibi internette de rahatlıkla bulabileceğiniz bilgiler var içeride.
Ev 6-7 Ekim olayları sırasında yanmış ve sonradan tekrar onarılmış. İçeride Gökalp’in gündelik yaşantısına dair pek bir şey bulunmamasının nedeni bu da olabilir. Yine de gittiğime pişman değilim. En kötü ihtimalle 1806 yılında inşa edilmiş geleneksel bir Diyarbakır evi görmüş oluyorsunuz, Ziya Gökalp’in gündelik hayatını hayal etmek hayal gücünüze kalıyor diyebilirim.
Konumu için tıklayın.
10. Ahmet Arif Edebiyat Müzesi
Ahmet Arif Edebiyat Müzesi ve Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi aynı sokakta, yan yana yer alıyor. Ben bu müzeleri gezmediğim için detaylı bilgi veremiyorum ama yorumlardan anladığım kadarıyla 120 yıllık bir konakta yer alan müze kimilerinin çok hoşuna gitmiş, kimlerini ise pek tatmin etmemiş.
Konumu için tıklayın. :
11. Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi
Burası Mayıs 2024’te gittiğimde restorasyonda olduğu için gezilemiyordu ve ne zaman açılacağını bilemiyorum. Belki sizin ziyaret tarihinizde açılmıştır diye yine de listeye ekledim. Müze Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğum büyüdüğü evde yer alıyor. Tabii ev dediğime bakmayın, avlusu, eyvanı, çeşmesi ve revaklarıyla çok güzel bir Diyarbakır Evi burası da. İçeride aynı zamanda bir de kütüphane mevcut. Restorasyondan sonra nasıl bir müze olacak göreceğiz.
Konumu için tıklayın.
12. Diyarbakır Kalesi ve Arkeoloji Müzesi
İçkale olarak adlandırılan bölgede yer alan müzeye girdiğinizde yalnızca Arkeoloji müzesi değil birden çok ziyaret noktası olan bir müze komplesi sizi bekliyor. Normalde Arkeoloji müzesinde 10.000’in üzerinde eser varmış ancak bazı bölümlerin tadilat nedeniyle kapalı olduğu söylendi. Yani muhtemelen biz eserlerin küçük bir bölümünü görebildik. Gezdiğimiz kadarıyla Arkeoloji Müzesi tematik olarak düzenlenmiş. Yani aynı işleve sahip objeleri aynı galeriyle koymuşlar; biri 1000 yıllık, biri 500 yıllık, biri 300 yıllık, biri de günümüzden. Böyle olunca bir iğnenin ya da havanın yüzyıllar içinde nasıl değiştiğini görebiliyorsunuz.
Bir bölümde İslam Eserleri sergisi vardı. Dünyanın en küçük tespihi, sedef kakma işçiliği örnekleri gibi eserler sergileniyordu.
Müzenin bir alanı ise Zerzevan kalesinden çıkan buluntulara ayrılmıştı. Benim gördüklerim arasında en ilginç parçanın Zerzevan Kovası olduğunu söyleyebilirim. Malum Zerzevan Kalesi 1300 yılı aşkın tarihi olan, Pers, Roma gibi pek çok medeniyet arasında el değiştirmiş bir yer. Buna karşın 1960’lara kadar bölge halkı bu kalede / tapınakta yaşamaya devam etmiş, burada buldukları eşyaları kullanmışlar. Bir gün buraya gelen ziyaretçilerden biri köylülerin hayvanlara su taşımak için kullandığı kovanın düpedüz tarihi eser olduğunu fark etmiş ve bir ayakkabı karşılığında bu kovayı onlardan satın almış. Roma döneminden kalma 1500 yıllık işlemeli kova daha sonrasında İstanbul’da bulunmuş. İstanbul Arkeoloji Müzesi envanterine alındığı döneme kadar ise bağışlandığı kilise tarafından vaftiz ayinlerinde kullanıldığı tahmin ediliyor. Üzerinde mitolojik figürler, av sahneleri ve haç motifleri bulunan bu etkileyici kova bugün Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’nin Zerzevan koleksiyonunda sergileniyor.

Zerzevan Kovası
Müze kompleksinde bulunan iki önemli yapı; St. George Kilisesi ve Eski Cezaevi tamamen restorasyona alındığı için şu anda gezilemiyor. Sanıyorum her ikisi de 6 Şubat Depreminde zarar görmüş. Burada bir de Amida Höyük var ama bildiğim kadarıyla burası sadece kazı alanı, yani gezilebilir bir yer değil. Yerleşkede bir de Atatürk Müzesi var ama biz tam orayı gezecekken Kaleiçi’nde kalabalık bir eylem başladı. Kapılara polis falan da yığılınca arada kalmaktan çekindiğimiz için gezimizi erken noktaladık. Bir sıkıntı çıkmamış aslında ama tedbir iyidir dedik.
Buraya gelmişken müzenin kafesine oturup bir şeyler içmenizi tavsiye ederim. Müze kafeleri pahalı evet ama buranın Hevsel Bahçelerine bakan çok güzel bir manzarası var. Oturmak istemiyorsanız bile en azından bir uğrayıp manzaraya bakın.
Konumu için tıklayın.
13. Hevsel Bahçeleri
Diyarbakır Kalesinin hemen yanı başında başlayıp Dicle Nehri kıyısı boyunca uzanan 700 hektarlık, vaha gibi yemyeşil bir alan Hevsel Bahçeleri. Doğasının güzelliği bir yana, ekoçeşitlilik açısından da çok kıymetli bir bölge. 180’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapan Hevsel Bahçeleri Güneydoğu’nun en büyük kuş cenneti kabul ediliyor. Susamuru, tilki, sansar, sincap ve kirpi gibi pek çok memeli de yaşıyormuş burada. Bu özellikleri sayesinde 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine girmiş. Binyıllar boyunca sivil halkın kullanımına açık bir yer olarak kaldığı için bu topraklardan gelip geçen her medeniyeti beslediği düşünülüyor.
Hevsel bahçelerini görmek için Kale’nin dışındaki yolda bulunan manzara terasında mola verebilir ya da Kaleiçi tarafına çıkıp buradan görünen manzaraya bakabilirsiniz. Yukarıda da belirttiğim gibi Arkeoloji Müzesi’nin kafesinden görünen manzara gerçekten çok güzel.
Konumu için tıklayın.

Hevsel Bahçeleri (Fotoğraf: MikaelF / Wikimedia Commons)
14. Meryem Ana Kilisesi
Haritalı rehberimdeki yürüyüş rotasına dahil etmesem de yolunuzu biraz uzatarak Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi’ni de gezebilirsiniz. M.S. 3. yüzyıldan kalma Süryani kilisesi tarih boyunca birkaç kez zarar görüp onarılsa da günümüze halen ibadete açık bir kilise olarak gelmeyi başarmış. Kilisenin diğer adı ise Mor Yakup Kilisesiymiş. Eski bir Pagan tapınağının (güneş tapınağının) üzerine yapılan kilise Süryaniler için önemli bir dini merkez olmuş. Bir dönem Patrikliğe ev sahipliği yapması ve önemli din adamlarının mezarlarının burada bulunması, kilisenin Hristiyanlar açısından önemini gösteriyor.
Kilise, ayin alanında bulunan işlemeli ahşaplar, ceviz ağacı kapılar, gümüş işçiliği kandiller ve azizlerin tabloları ile süslenmiş durumda. Burasının yalnızca bir kilise değil. Din eğitimi için kullanılan alanlara ve patriklerin çalışması ya da toplantı yapması için kullanılan divanhane ve patriklik yapılarına da ev sahipliği yapıyor.
Konumu için tıklayın.

Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi (Fotoğraf: Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tanıtma Genel Müdürlüğü)
15. Diyarbakır Surları, Burçları ve Kapıları
Diyarbakır surları ile ünlü bir şehir. Dünyanın en uzun şehir surları burada bulunuyor. Sadece şehir surlarını değil tüm savunma duvarlarını listelersek de Çin seddinden sonraki ikinci en uzun savunma duvarı sayılıyor. 5,2 kilometre uzunluğa sahip olan surların yüksekliği 10-12, genişliği ise 3-5 metre arasında değişiyor.
Surların büyük bölümü 349 yılında Roma İmparatoru II. Constantinious tarafından yenilendiği için pek çok kaynak surların yapımını bu döneme tarihlendiriyor. Oysa tarihin farklı dönemlerinde pek çok onarım ve eklenti yapılan surların bazı bölümleri ilk kez 9000 yıl önce inşa edilmiş. Dolayısı ile surları ilk kimin yaptırdığı, bugünkü şeklini ilk ne zaman aldığı biraz belirsiz. Eskiden dış surlar üzerinde 82 adet, İçkale üzerinde ise 19 adet burç varmış ama bu burçlardan birkaçı zaman içerisinde yıkılmış veya yıktırılmış.

İçkale tarafındaki Diyarbakır Surları
Bu arada surların tarihini araştırırken ilginç bir habere denk geldim. 1932 yılında Diyarbakır valisi olan Faiz Ergun “‘Sur içine hava girmiyor,” diyerek surların 250 metrelik bir bölümünü yıktırmış. Vali bunu salgın hastalıklarla mücadele için yaptığını söylese, Diyarbakırlılar “zaten şehrin genişlemesi gerekiyordu” dese de; benim gözümde 40 dereceyi aşan yaz sıcakları yüzünden geçirilmiş bir cinnet canlandığı için epey güldüm. “Esmiyor” diye sur yıktırmak böyle daha anlamlı çünkü.
Diyarbakır’ın 4 ana kapısı bulunuyor. Bu kapıların da 19. yüzyıla kadar gündoğumu ile açıldığı, gün batımı ile kapatıldığı söyleniyor. Yani şehir geceleri tamamen kapatılarak dış dünyadan izole ediliyormuş. Şehrin Mardin’e bakan kapısına Mardin Kapı (veya Telkapı), Urfa’ya bakan kapısına Urfa Kapı (veya Rum Kapı), kuzeye bakan kapısına Dağ Kapı, doğuya bakan kapısına ise Yeni Kapı deniliyor. İçkale bölgesini çevreleyen iç surların da yine dört kapısı bulunuyor. Bunlardan ikisi (Saray Kapı ve Küpeli Kapı) surların içine, diğer ikisi (Oğrun Kapı ve Fetih Kapı) surların dışına açılıyor.
Diyarbakır sularını görmek için Suriçi bölgesinin surlara paralel ilerleyen caddelerinde turlayabilirsiniz. Surlara Kaleiçi bölgesinde, Hz Süleyman Parkına bakan yerlerden çıkabiliyorsunuz. Bunun dışında başka çıkış noktası varsa da ben bilmiyorum.

Diyarbakır – Mardin Yolu
Diyarbakır Civarında gezilecek Yerler
Eğer arabanız ve bir gün daha vaktiniz varsa Silvan bölgesini veya Zerzevan Kalesini de gezebilirsiniz. Silvan’a Diyarbakır’dan 1 saat 10 dakikalık bir araba yolculuğu ile ulaşılıyor. Eğer Silvan’a gideceksiniz Malabadi Köprüsünü, Hasuni Mağara Şehrini ve Silvan Kalesi’ni gezebilirsiniz.
Diyarbakır civarında bulunan bir diğer önemli yapı ise Zerzevan Kalesi. Kale şehrin güneyinde, Mardin sınırında bulunuyor. Zerzevan Kalesine Diyarbakır’dan 45 dakikalık bir araba yolculuğu ile ulaşmak mümkün.
Zerzevanla Silvan birbirine pek yakın değil ama “ben erken çıkarım, günün yarısını araba kullanarak geçirmekten yorulmam” diyorsanız ikisini birden gezebilirsiniz. Aksi taktirde Silvanla Zerzevandan birini tercih etmeniz daha iyi olur. Ben Zerzevan’ı gezdim, Silvan’ı gezmedim. Tabii ki aklım gezmediklerimde kaldı. Dolayısı ile hangisini tercih etmeniz gerektiği konusunda nesnel bir yorum yapamıyorum.
Malabadi Köprüsü: Malabadi Köprüsü, yaklaşık 900 yıllık bir tarihe sahip olan Artuklu yapısı bu köprü. Türkiye’nin en geniş kemerli köprüsü olması nedeniyle bir mühendislik harikası kabul ediliyor. Evliya Çelebi seyahatnamelerinde bu köprünün ne denli büyük olduğunu anlatabilmek için “Ayasofya’nın Kubbesinden büyük” demiş. Köprünün 150 uzunluğu 150, yüksekliği ise 19 metre. Köprünün bir diğer sıra dışı özelliği ise kemerin her iki yanında bulunan odalar. Bu odalar zorlu hava koşullarında yolcuların sığınılabilecekleri bir barınak olmasın için yapılmış deniyor.
Malabadi köprüsünün birçok hikayesi bulunuyor. Anlatılan o ki; köprü adını burada yaşayan Bad isimli bir kişiden almış ve Malabadi “Bad’ın malı” demekmiş. Bad’ın aşık olduğu kadın nehrin öbür yakasında yaşıyormuş ve bir gün Bad’a kavuşmak için nehri geçmeye çalışırken boğularak hayatını kaybetmiş. Bad yaşadığı üzüntü yüzünden kralın huzuruna kadar çıkmış ve buraya bir köprü yapmak konusunda ısrarcı olmuş. Kral buraya köprü yapılabileceğine inanmadığından olsa gerek, iddialaşmışlar. Köprüyü yapabilirse kral elini kesecekmiş, yapılamazsa Bad. Nitekim Bad köprüyü yaptırmış ve kralın elini kesmiş. Elbette bu işin hikâye kısmı çünkü köprünün 1147 yılında, yani Artukoğulları Beyliği döneminde Timurtaş Bin-i İlgazi adlı kişi tarafından yapıldığı, üzerindeki kitabede açıkça yazıyor.
Konumu için tıklayın.

Malabadi Köprüsü (Fotoğraf: Dyrt / Wikimedia Commons)
Hasuni Mağara Şehri: Malabadi Köprüsüyle Silvan arasında kalan Hasuni Mağaraları, tıpkı Kapadokya gibi taşlara oyularak oluşturulmuş bir yerleşim alanının kalıntılarını görebileceğiniz bir yer. Burada yaklaşık 300 oda, 2 kilise ve 12 sarnıç bulunuyor. Burada insanların ilk yerleşik hayata geçtiği dönemlerinden beri yerleşim olduğu tahmin ediliyor. Dolayısı ileHasuni Mağara Şehri, Anadolu’nun en eski mağara yerleşimlerinden bir tanesi olarak kabul ediliyor. Konumu için tıklayın.
Zerzevan Kalesi: Zerzevan Kalesi, 1800 yıllık önemli bir Roma garnizonunun kalıntılarını gözler önüne seriyor. Daha öncesinde burada Asurlar yaşıyormuş ama kale MS. 3. ve 7. yüzyıllar arasında Romalılar tarafından yapılmış. 639’da İslam akınlarına kadar bir garnizon olarak kullanılan kale sonrasında stratejik önemini yitirerek, zaman zaman barınak olarak kullanılan bir yere dönüşmüş. Burası gözetleme ve savunma kuleleri, yönetim binası, cephaneliği, kilisesi, sarnıçları ve konut alanları ile oldukça büyük bir yerleşke olmasına karşın bugün çok az bir bölümü ayakta kalabilmiş. Yapıldığı dönemde 12-15 metre yüksekliğinde surlara ve 19 metre yüksekliğinde kulelere sahip olan şehrin bugün yalnızca harabelerini görebiliyoruz. Yine de Zerzevan Kalesini çok ilginç ve önemli kılan bazı şeyler var:

Zerzevan Kalesi’ndeki eski kilise
-> Dünyada çok sayılı örneği bulunan Mithras tapınaklarının çok iyi korunmuş bir örneği Zerzevan kalesinde yer alıyor. Hristiyanlık öncesi Roma’da yaygın bir inanç olan Mitras kültüne adanan bu tapınak eskiden gezilebiliyor olmasına karşın bugün girişi kapatıldığı için yalnızca kapısından bakılabiliyor.
-> Amerika Birleşik Devletleri’nin sembolü kabul edilen ve dolar banknotlarında da bulunan bir kartal sembolü vardır. Bu kartal bir pençesinde oklar, diğer pençesinde zeytin dalı tutar ve önünde ABD bayrağına benzer bir arma vardır. Gagasına tuttuğu parşömende ise latince “E Pluribus Unum” yani “Çokluktan Birliğe” yazar. İşte bu sembolün birebir aynısı işlenmiş bir rozet, Zerzevan kalesi kazılarında bulundu. En az 200 yıldır toprak altında olduğu belirlenen rozetin ABD’nin kuruluşundan hemen önce üretilmiş olduğu düşünülüyor. Rozetin buraya nasıl geldiği, ABD’nin kuruluşuyla nasıl bir ilişkisi olduğu ise tamamen bir muamma.
-> Diyarbakır Arkeoloji Müzesini anlatırken, 30 haneli bir köyün 1967 yılına kadar Zerzevan Kalesinde yaşamaya devam ettiğinden ve burada bulunan eşyaları kullandıklarından bahsetmiştim. Köylülerin hayvanlarına su taşımak için kullandıkları, 1500 yıllık, işlemeli vaftiz kovası tam olarak bu kalenin kilisesine ait bir eşya.
Bir not olarak şunu da düşeyim, devlet tarihi değeri olan Zervevan’ı koruma altına almak için bölgeyi boşalmış değil. Kalede ulaşım ve su sıkıntısı yaşayan köy haklı kendi kararlarıyla kaleyi boşaltıp tepenin biraz daha aşağısında bulunan bir düzlüğe yeni bir köy kurmuş.
Konumu için tıklayın.

Zerzevan Kalesi Kalıntıları
Diyarbakır’da Ne Yenir?
Diyarbakır mutfağı da Güneydoğu’nun büyük bölümünde olduğu gibi et ağırlıklı bir mutfak. Patlıcan ve sumak ekşisi pek çok yemekte kullanılıyor. Tabii acı da. Diyarbakır’ın en meşhur yiyecekleri ise şu şekilde:
Patlıcan Dizme
Mumbar Dolması
Meftune
İçli Köfte
Ayvalı Kavurma
Kaburga Dolması
Ekşili Dolma
Lahmacun
Ciğer Kebabı
Bu yemeklerin dışında tatlı olarak kadayıf yiyebilir, menengiç kahvesi içebilir, pazarlardan pestil ya da cevizli sucuk alabilirsiniz. Ben pek sevmesem de Diyarbakır örgü peyniri için Diyarbakırlıların kırmızı çizgisi diyebilirim. Bölgenin karpuzu da ayrıca meşhur.

Diyarbakır lahmacununun ince hamurlu, çıtır çıtır olanı makbul. (fotoğraf: esindeniz / Envanto Elements)
Peki nerede yemeli derseniz şöyle bir öneride bulunabilirim:
Kahvaltı için Hasanpaşa Hanı (konumu için tıklayın.)
Ana yemek için Fırın-ci: (konumu için tıklayın.)
Menengiç Kahvesi için: Sülüklü Han (konumu için tıklayın.)
Diyarbakır’da Nerede Kalınır?
Ben Diyarbakır’da günübirlik olarak gezdim ancak bölgedeki en yüksek puanlı, en iyi yorumları almış otelleri listelersem Diyarbakır’da konaklayacaklara faydalı olur diye düşündüm.
Sur Palace Butik Hotel: Suriçi’nde, yani gezilecek yerlere yürüme mesafesinde, oda kahvaltı bir butik otel. İncelemek ve rezervasyon yapmak için tıklayın.
Hasuni Taş Otel: Gezilecek yerlerin tamamına yürüme mesafesinde, merkezi bir oda kahvaltı otel. İncelemek ve rezervasyon yapmak için tıklayın.
Ramada by Wyndham Diyarbakir: Havalimanına yakın ama Suriçi’ne taksi mesafesinde, 4 yıldızlı bir otel. İncelemek ve rezervasyon yapmak için tıklayın.
Radisson Blu Hotel: Merkezin biraz daha dışında kalan 5 yıldızlı bir otel. İncelemek ve rezervasyon yapmak için tıklayın.
Anemon Diyarbakır: Fiyatları Ramada ve Radisson’a kıyasla biraz daha uygun ancak mesafe olarak gezilecek yerlere biraz daha uzak. İncelemek ve rezervasyon yapmak için tıklayın.
Güneydoğu Anadolu’yu Gezmek
Eğer bölgeyi daha kapsamlı bir şekilde gezmek istiyorsanız, diğer seyahat rehberlerim de işinize yarayabilir.
Mardin Gezi Rehberim için tıklayın.
Gaziantep Gezi Rehberim için tıklayın.
Şanlıurfa Gezi Rehberim için tıklayın.