İstanbul’da Gezilebilecek Saraylar

İstanbul’da Gezilebilecek Saraylar

İstanbul’un zenginliklerini keşfetme niyetindeyseniz mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında saraylar geliyor. İstanbul’da günümüze ulaşabilmiş beş büyük saray var. Bu sarayların dördü müze olarak ziyarete açık. “Minik Saray” kabul edilebilecek kasırların ise bir kısmı etkinliklerde kullanılıyor, bir kısmı müze olarak gezilebilir durumda.

İstanbul'da Gezilecek Saraylar

Dolmabahçe Sarayı (Fotoğraf: Vincent_St_Thomas / Getty Images)

İstanbul’da gezilebilecek sarayların tamamı Milli Saraylar Başkanlığı’na bağlı olduğu için hepsinde aynı kurallar geçerli:

– Yılbaşında ve dini bayramların ilk günlerinde kapalılar, diğer resmi tatil günlerinde ziyarete açıklar. Ayrıca haftanın bir günü (pazartesi, Salı veya çarşamba) kapalı oluyorlar.

– Hepsinde Müzekart geçerli, ama bazı bölümlere girebilmek için (Topkapı Sarayı’nın Harem bölümü, Yıldız Sarayı’nın bazı bölümleri, Dolmabahçe Sarayı Selamlık bölümü) ekstra ücret ödeyerek bilet almak gerekiyor. Bilet fiyatları bence makul ve kesinlikle görülmeye değer yerler.

– İç mekanlarda fotoğraf çekimi yasak. Çeken çekiyor tabii. Siz de “ülkede kurallara uyarak yaşayan bir enayi benim galiba” diye sinirleniyorsunuz. Bu sayfada göreceğiniz fotoğrafları ya devlet sitelerinden aldım ya da parasını verip stok fotoğraf olarak satın aldım.

Eğer İstanbul’u detaylı bir şekilde gezmek istiyorsanız İstanbul Gezi Rehberi I. Bölüm: Tarihi Yarımada yazıma da göz atmak isteyebilirsiniz.

İstanbul’daki Büyük Saraylar

1.  Topkapı Sarayı

İstanbul’da gezilebilecek saraylar denilince ilk akla gelen yer elbette Topkapı Sarayı. Topkapı, İstanbul’daki günümüze ulaşabilmiş en eski Osmanlı Sarayı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonraki ilk saray; bugün İstanbul Üniversitesinin bulunduğu alana kurulmuş ama kısa süre sonra Topkapı’yı yaptırıp (1460-1478 yılları arasında) buraya taşınmışlar. Takip eden 400 yıl boyunca Osmanlı padişahları ve aileleri Topkapı Sarayında yaşamış.

Topkapı Sarayı’nın Babüsselam Kapısı (Fotoğraf: Andrey X)

Topkapı Sarayı nispeten mütevazı bir saray ve bu bilinçli bir tercih. Çünkü o dönemin kültürel kodları gereği dünya malına çok önem veriyormuş gibi görünmek istemiyorlar. Saray zamanla büyüyüp yeni odalar ekleniyor. Sonradan yapılan odaların içleri de daha şık ve gösterişli olmaya başlıyor.

Sarayın kimi odalarında küçük müzeler var. Saray hazinesi, sofra takımları, hanedanın giyindiği kıyafetler ve kutsal emanetler bu müzelerde sergileniyor.

Topkapı Sarayı’na Müzekart ile ücretsiz girilebiliyor ama Harem kısmı Müzekart’a dahil değil. Oraya giriş için harem kısmının girişinde ayrıca bilet alıyorsunuz. 2025 yılı için 200 TL giriş ücreti var ama bence değiyor.

Topkapı Sarayı’ndaki Harem Sokakları (Fotoğraf: Tatiana Bralnina / Envalto Elements)

Sarayın salı günleri kapalı olduğunu da not düşmüş olayım. Diğer günlerde 09:00 – 17:00 saatleri arasında gezilebiliyor. Hem büyük hem de kalabalık olduğu için birkaç saatinizi buraya ayırmanızı öneririm.

Daha önce Topkapı Sarayı’nın tüm avlularını, odalarını, adetlerini çok detaylı bir şekilde anlattığım için aynı şeyleri tekrar yazmak istemedim. Eğer daha detaylı bilgi arıyorsanız İstanbul’da Gezilecek Yerler başlığının altındaki Topkapı Sarayı kısmını okuyabilirsiniz.

Topkapı Sarayı’nın konumu için tıklayın.

Topkapı Sarayı’ndaki Hünkar Sofası Odası (Fotoğraf: Mert Kahveci / Unsplash)

2. Dolmabahçe Sarayı

Dolmabahçe Sarayının adı, burasının gerçekten deniz doldurularak yapılmış bir bahçe olmasından geliyor. Dolmabahçe Sarayı’nın bulunduğu yer eskiden sığ, yer yer bataklık olan bir koymuş. 17. yüzyılda koyu doldurup, alanı padişahların dinlenip eğlenebileceği bir hasbahçeye dönüştürmüşler. Bahçeye köşkler ve kasırlar inşa etmişler. Köşkler yetersiz kalınca yıkılmışlar ve 1844-1855 yılları arasında bugün gördüğümüz Dolmabahçe Sarayı inşa edilmiş.

Sultan Abdülmecid (1839-1861), Sultan Abdülaziz (1861-1876), Sultan V. Murad (1876), Sultan II. Abdülhamid (1876-1909), Sultan V. Mehmed Reşad (1909-1918) ve Sultan VI. Mehmed Vahideddin (1918-1922) bu sarayda yaşamışlar.

Mustafa Kemal Atatürk de ömrünün son 4 yılında zaman zaman bu sarayda kalmış. 10 Kasım’da hayata veda ederken bulunduğu oda, yatağı ve eşyaları ile birlikte görülebiliyor. Sonraki 11 yıl boyunca İsmet İnönü tarafından Cumhurbaşkanlığı makamı olarak kullanılan Dolmabahçe Sarayı, 1984 yılında özgün haline döndürülerek müzeye çevrilmiş.

Dolmabahçe Sarayı’ndaki Muayede Salonu (Fotoğraf: Milli Saraylar Başkanlığı)

Sarayda Türk mimarisinin kimi özellikleri Barok, Rokoko, Neo-klasik gibi batı üslupları ile birlikte kullanılmış. Odalar arası ilişkiler bakımından geleneksel Türk evlerinde görülen yapıya sadık kalınmış. Kristaller, porselenler, tablolar ve halılar da yurt dışından getirtilmiş.

Dolmabahçe Sarayı’nın ana binasını üç ana parça halinde düşünebilirsiniz. Bunlardan ilki devlet işlerinin yürütüldüğü odaların bulunduğu selamlık bölümü. Selamlık bölümünde saraya giren kişilerin karşılandığı Medhal salon, elçilerin ağırlandığı Süfera Salonu, insanların padişahın huzuruna çıktıkları Kırmızı Salon var.

İkincisi Padişahın ve ailesinin yaşadığı harem bölümü. Bu alanda Valide Sultan Odası, Mavi Salon, Pembe Salon, Cariyeler Odası, Kadınefendi odası gibi Padişaha ve ailesine ait odalar bulunuyor. Yani burası sarayın yaşam alanı.
Bu iki bölümün arasında ise özel bir statüsü olan Muayede Salonu var. Muayede Salonu önemli törenler ve ziyafetler için kullanılan, çok büyük ve görkemli bir salon. 2000 metrekarelik alanıyla dünyanın en büyük balo salonlarından bir tanesi sayılıyor. Zaten içeri girince “bu kadarı da şov ama ya” diyorsunuz. Buraya çıkışı sağlayan Kristal Merdiven de yine sarayın önemli noktalarından.

Dolmabahçe Sarayı’ndaki Kristal Merdivenler (Fotoğraf: Mert Kahveci / Pexels)

Dolmabahçe Sarayı’na da Müzekart ile ücretsiz olarak girebiliyorsunuz ama bu giriş Selamlık bölümünü kapsamıyor. Yani sadece Atatürk’ün odasının da bulunduğu harem kısmı ve bahçeleri gezmenizi sağlıyor. Eğer asıl görkemli odaların bulunduğu Selamlık kısmını ve Muayede salonunu görmek isterseniz ekstra bilet almanız lazım. Bilet 2025 yılı için 200 TL. Biletler Selamlık girişinin hemen solunda satılıyor. Biletiniz yoksa deniz tarafından dolaşıp yan kapıdan giriyorsunuz saraya.

Dolmabahçe Sarayı pazartesi günleri ziyarete kapalı. Geri kalan günlerde ise 9.00 – 17.00 saatleri arasında gezilebiliyor. Gezmek en az iki üç saatinizi alıyor. Yanlış hatırlamıyorsam ben 4 saat kalmıştım içeride. Kalabalığın da biraz etkisi var tabii.

Konumu için tıklayın.

3. Yıldız Sarayı

Yıldız Sarayı Osmanlı’nın İstanbul’da yaptırdığı son büyük saray ve aynı zamanda Osmanlı’nın son yönetim merkezi. Buraya ilk köşkü 1600’lerin ilk yarısında IV. Murad yaptırmış ama o dönemde burası bir nevi av köşkü gibi kullanılıyormuş. Daha sonra III. Selim’in annesi için Yıldız Kasrı’nı yaptırmış ve buralar ufaktan bir yaşam alanına dönüşmeye başlamış.

V. Murad kısa bir süre için bu sarayda ikamet etmiş olsa da Yıldız Sarayı’nı asıl olarak II. Abdülhamid (1876-1909) ile anıyoruz. Sultan II. Abdülhamit iki darbenin yaşandığı Dolmabahçe sarayını yeterince güvenli bulmadığı için kalıcı olarak Yıldız Sarayı’na yerleşmiş ve 33 yıl boyunca ülkeyi buradan yönetmiş.

Yıldız Sarayı bahçesi (Fotoğraf: Milli Saraylar Başkanlığı)

Yıldız Sarayı tek bir büyük binadan oluşmuyor. Bahçe içerisine yayılmış çok sayıda binadan oluşan bir kompleks burası. Bugün Yıldız Parkı olarak bilinen yer de o zamanlarda sarayın dış bahçesiymiş.

Sarayın Büyük Mabeyn, Şale Köşkü, Malta Köşkü, Çadır Köşkü, Tiyatro ve Opera Evi ve İmparatorluk Porselen Üretimevi gibi pek çok binası var. Elbette eczane, mescit, marangozhane, demirhane gibi çeşitli hizmet binaları da. Sarayın aktif olarak kullanıldığı dönemde, 12 bin kişinin doğrudan veya dolaylı biçimde burada çalıştığı düşünülüyor.

Büyük Mabeyn, Sarayın idari işlerinin yürütüldüğü yer. Resmi işler ve görüşmeler burada yapılıyor. Şale köşkü ise sarayın en göz alıcı köşklerinden bir tanesi. Rokoko ve Barok gibi batılı üslupları, İslam mimarisi ile harmanlayan bir yapısı var. Bu köşk önemli konukların ağırlanması için yapılmış.

Yıldız Sarayı (Fotoğraf: Milli Saraylar Başkanlığı)

Çadır Köşkü ise neredeyse Çırağan Sarayı’nın arka bahçesinde kalan bir köşk olduğu için Çırağan’da düzenlenen eğlencelere yönelik bir seyir köşkü olarak kullanılmış. Bu nedenle yatak odası ve hamamı yok. Bugün burası kafe olarak hizmet veriyor. Malta köşkü de bu yerleşkedeki bir diğer seyir köşkü.

Ortaçağ şatolarını andıran Seramik üretim evi sarayın en ilginç yapılarından bir tanesi. Burası saray ahalisinin ve en zenginlerin kullanabileceği kalitede “Avrupa tipi” porselenler üretmek için yapılmış. Saray Müzesin’de sarayda kullanılan eşyalar, II. Abdülhamid’in kişisel eşyaları, fotoğrafları ve Poselen Üretimevi’nde üretilen porselenler var. Sarayın Tiyatro ve Opera Evi de bugün sahne sanatları müzesi olarak kullanılıyor. Burada bazı sanatçıların kişisel eşyaları ve o döneme ait kostüm ve aksesuarlar var.

Yıldız Sarayı (Fotoğraf: Milli Saraylar Başkanlığı)

Aslında burada Müzekart geçerli ama sınırlı bir gezi imkanı sağlıyor. Yani hasbahçeyi ve bazı bölümleri (Harem ve Küçük Mabeyn) gezmek için ekstra olarak bilet almak gerekiyor. Gezilen alan geniş olduğu için biletinizi en başta alıp girerseniz tekrar gir-çık yapmak zorunda kalmazsınız. 2025 yılı itibarıyla 150 TL olan bileti almanızı tavsiye ederim aksi halde sarayın çok az bir kısmını görebilirsiniz.

Yıldız Sarayı Çarşamba günleri ziyarete kapalı. Diğer günler 09.00-17.00 saatleri arasında gezilebiliyor. Detaylı bir şekilde rahat rahat gezmek isterseniz birkaç saatinizi buraya ayırmalısınız.

Konumu için tıklayın.

4. Beylerbeyi Sarayı

Beylerbeyi Sarayı, eskiden İstavroz Bahçeleri olarak bilinen bir alanda yer alıyor. II. Mahmut bu bölgede bir saray yaptırmaya niyetlenince bahçeler kamulaştırılıyor ve inşaat başlıyor. Bu saray henüz yapılalı 20 yıl olmuşken bir yangın çıkıyor ve eski saray yanıyor. Bundan 10 yıl sonra Sultan Abdülaziz eski sarayı yıktırıp yerine yeni bir saray yaptırıyor. İşte bizim bugün gezdiğimiz saray, Sultan Abdülaziz’in 1861-1864 yılları arasında yaptırdığı yeni saray.

Beylerbeyi Sarayı hem yazlık saray olarak kullanılmış hem de yabancı devlet misafirleri bu sarayda ağırlanmış. Saraydan kalanlar arasında Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph (1869), Fransız İmparatoriçesi Eugénie (1869), Karadağ Prensi Nikola (1874) ve Alman İmparatoru II. Wilhelm gibi isimler var. Ayrıca Sultan Abdülhamid’in de tahttan indirildikten sonra önce Selanik’e götürüldüğü, daha sonra savaş nedeniyle bu saraya yerleştirildiği söyleniyor. Abdülhamid hayatının son yıllarını burada geçirip 1918 yılında burada ölmüş.

Beyler Beyi Sarayı (Fotoğraf: Yakov_Oskanov / Envanto Elements)

Birinci katı tamamen mermer, ikinci katı mermer taklidi olan Beylerbeyi Sarayı, dönemin Avrupa mimarisine göre inşa edilmiş. İç dekorasyonda Rokoko bezemeler ve dünyanın dört bir yanından gelen eşyalar (kristaller, porselenler, ayna ve ahşap mobilyalar) kullanılmış.

Saray yerleşkesinde 24 odalı bir ana binaya ek olarak iki tane de köşk var. Sarı Köşk ve Mermer Köşk adı verilen bu köşklerin yanan eski sarayın zamanından kaldığı düşünülüyor. Bu köşklerden biri Valide Sultana aitmiş; diğeri Mabeyn yani genel kullanıma açıkmış. Yerleşkede özenle süslenmiş bir ahır da var ama burası ziyarete açık değil.

Beylerbeyi Sarayı pazartesi günleri hariç her gün 09.00-17.30 saatleri arasında gezilebiliyor. Müzekart’ınız varsa giriş ücretsiz. Bu arada sarayın dış cephesi çok uzun zamandır restorasyonda. Bu içerisini gezmenize engel olmuyor ama restorasyon bitince gezmesi çok daha keyifli olur tabii.

Konumu için tıklayın.

Beylerbeyi Sarayı (ABBPhoto / Envanto Elements)

İstanbul’daki Kasırlar

Kasır kelimesi hükümdarın konaklaması için yapılmış malikanelere verilen isim. “Minik Saray” gibi düşünebilirsiniz. Bu tabir yıllar içerisinde değişikliğe uğrayarak üst düzey yöneticilerin ya da zenginlerin yaşadığı malikanelere de verilen bir isme dönüşüyor ama benim burada bahsedeceklerim gerçekten hükümdarlara ait olanlar.

1. Aynalıkavak Kasrı

Yapıldığı dönemde İstanbul’un en büyük saraylarından bir tanesi olan Tersane Sarayı’nın bugün günümüze ulaşabilmiş tek yapısı Aynalıkavak Kasrı.

Sarayın ilk yapım tarihi bilinmiyor ancak Evliya Çelebi 1600’lü yıllarda burada hamamı, sofraları, havuzu ve şadırvanı bulunan bir kasır bulunduğundan bahsettiğine göre yapım tarihi daha da eski olmalı. Arşiv belgelerinde zaman zaman adı geçse de en net kayıtlar 1720 yılında başlıyor çünkü III. Ahmed ve Sadrazam Damat İbrahim Paşa oğullarını sünnet ettirdiklerinde Tersane Sarayı’nda 30 gün süren bir sünnet düğünü düzenlemişler. Bu kutlamalar sırasında yüzlerce yoksul çocuğu da sarayın hemen önünde kalan Okmeydanı’nda sünnet ettirmişler.

Aynalıkavak Kasrı (Yasir Gürbüz / Pexels)

Kayıtlara göre III. Selim, Kırım’ın Rusya tarafından ilhakını onaylayan anlaşmayı bu sarayda imzaladıktan sonra; bu kötü anıyı çağrıştıran sarayı terk edip Beşiktaş Sahil Sarayı’na yerleşmiş. Tersane Sarayı 1800’lerin ortalarında yeniden tamir edilip zaman zaman kullanılsa da yıllar içinde tamamen terk edilmiş ve bölüm bölüm yıkılarak tersaneye katılmış. Sarayın günümüze kalan tek bölümü olan Aynalıkavak Kasrı, III. Selim’in Tersane Sarayı’na hasbahçe köşkü olarak yaptırdığı bir köşk aslında.

Aynalıkavak adı Venedikliler’in III. Ahmet’e hediye ettikleri büyük, değerli aynalardan geliyormuş. 1715 Osmanlı Venedik Muharebesi sonrasında gönderilen bu aynalar, Tersane sarayına yerleştirilmiş çünkü.

Aynalıkavak Kasrı (Fotoğraf: A. Savin / Wikimedia Commons)

Yapım tarihinin de etkisiyle Türk ve Osmanlı mimarisini en net görebileceğiniz Saraylardan bir tanesi (Topkapı’dan sonra) kesinlikle Aynalıkavak Kasrı. Padişahın konukları huzuruna kabul ettiği divanhane bölümü, hasodası ve önemli bestecilere ait enstrümanların ve çeşitli müzik aletlerinin sergilendiği müzesi dikkat çekici. Burada böyle bir müze bulunması tesadüf değil çünkü binayı yaptıran ve burada en uzun süre yaşayan padişah olan III. Selim müziğe olan ilgisiyle tanınan ve kendisi de bestecilik yapan bir padişah.

Aynalıkavak Kasrı Pazartesi günleri kapalı. Diğer günlerde 09:00 – 17.00 saatleri arasında gezilebiliyor.

Konumu için tıklayın.

2. Küçüksu Kasrı (Göksü Kasrı)

Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu alan 1700’lü yıllarda hasbahçelerin bulunduğu, sevilen bir mesire yeriymiş. Buraya çeşitli köşkler yapılmış ve yıkılmış ama bugün gördüğümüz Küçüksu Kasrı, Sultan Abdülmecit tarafından 1856-1857 yılları arasında yapılmış. İlk yapıldığında dış cephesi bu kadar süslü değilmiş. Sultan Abdülmecit dış cephedeki rokoko süslemeleri sonradan ekletmiş.

Küçüksu kasrı pek devlet işlerinin yürütüldüğü bir yer değil. Daha ziyade bir tatil evi gibi kullanılan, bahçesinde ata binip, atış talimi yapıp; içerisinde dinlenmek için gelinen bir yer. Osmanlının son dönemlerinde yabancı konukların ağırlanmasında da kullanılmış. Bu işlevi cumhuriyetin ilk yıllarında da sürmüş. 1927’de Mustafa Kemal Atatürk de burada konaklamış.

Küçüksu Kasrı (Fotoğraf: MatthewWilliams-Ellis / Envanto Elements)

Toplamda 2 salonu ve 8 odası var. Bahçeye açılan merdivenlerin arasına nakış gibi işlenmiş süs havuzu, renkli İtalyan taşlarıyla döşenmiş şömineleri, simetrik merdivenleri ve tavan süslemeleriyle gerçekten etkileyici bir yapı burası. Hatta iç mekânın dekorasyonunu Viyana Operası’nın dekoratörü tarafından planlanmış.

Sarayın içerisindeki eşyaların büyük bölümü de korunmuş. Avizeler, şamdanlar, Çin vazoları, İran halıları gibi değerli eşyaların yanı sıra Abdülaziz’in yatağı, yorganı gibi parçalar da Küçüksu Kasrında sergileniyor.

Küçüksu Kasrı pazartesi günleri ziyarete kapalı. Geri kalan günlerde 09.00-17.00 saatleri arasında gezilebiliyor. Müzekart’la giriş ücretsiz.

Konumu için tıklayın. 

3. Ihlamur Kasrı

Eskiden Ihlamur Mesiresi olarak bilinen, ıhlamur ve çınar ağaçları ile süslü bu arazide iki adet köşk bulunuyor. Bu köşklerden ilki törenler ve toplantılar için kullanılması planlanan Merasim Köşkü ki “Ihlamur Kasrı” olarak bilinen yer de burası. Diğer köşk ise padişahın maiyetindeki kişilerin ve ailesinin kalabilmesi için yapılan Maiyet Köşkü. Bu köşk şu anda kafe olarak hizmet veriyor.

Ihlamur Kasrı (Fotoğraf: Gökhan Yetimova / Pexels)

Eskiden hasbahçe olarak kullanılan ve bağ evleri bulunan araziye bugün gördüğümüz bu iki köşkü yaptıran kişi ise Sultan Abdülmecit olmuş. İnşaat 1849-1855 yılları arasında tamamlanmış.

Ihlamur Kasrı’nın dış cephesindeki süslemeler gerçekten çok etkileyici. Bahçesi de bir o kadar güzel ve şık. Ancak tek katlı ufak bir yapı olduğu için içerisini gezmek oldukça kısa sürüyor. Bahçenin keyfini çıkarmaya daha uzun vakit ayırabilirsiniz.

Konumu için tıklayın. 

4. Beykoz Mecidiye Kasrı

Beykoz Kasrı Sultan Abdülmecit için, Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılmış ama inşaat 10 yıl sürünce Kavalalı’nın ömrü inşaatın bitimini görmeye yetmemiş. Bina 1866 yılında Kavalalı’nın oğlu Sait Paşa tarafından tamamlanmış. O sırada padişah da değişmiş ve Sultan Abdülaziz tahta çıkmış. Haliyle Beykoz Kasrı’nı Abdülaziz’e hediye etmişler.

Burası boğaz hattındaki en eski kargir yapılardan bir tanesi olduğu için mimari üslubu da diğer kasırlardan biraz daha farklı. Dış cephesi neoklasik üslupta yapılmış, İtalya’dan getirilen taşlarla ve yerli mermerlerle kaplanmış. İçerisi ise 8 metreyi bulan kat yükseklikleri, oval salonu ve büyük aynalarıyla oldukça ferah.

Beykoz Mecidiye Kasrı (Fotoğraf: Milli Saraylar Başkanlığı)

Burası günübirlik vakit geçirilebilecek bir mekan olarak tasarlandığından içerisinde mutfağı ve hamamı yok. Padişah 200 dönümlük bir koruda yer alan araziye at binmeye geldiğinde burada dinleniyor. İlerleyen yıllarda önemli konuklar için konukevi olarak da kullanılıyor.

Osmanlı’nın son birkaç yılında, binayı kamu hizmetleri için kullanmaya başlıyorlar. Önce (1920’lerde) bulaşıcı bir göz hastalığının (trahomlu) hastalarına tahsis ediliyor. 1953’te prevantoryum (verem taşıyıcıları için bir nevi bakımevi) oluyor. 1963 yılında Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ne dönüşüyor ve restore edilip ziyarete açılması 2017 yılını buluyor.

İç mekanın genişliğinin de etkisiyle, Ihlamur Kasrından ve Küçüksu kasrından daha etkileyici salonları var. Ancak bu kadar çok el değiştiren bir mekanda o süslü perdelerin, avizelerin ve az sayıdaki mobilyanın orijinal olduğunu hiç zannetmiyorum. Bu konuda güvenilir bir kaynak bulamadım ama muhtemelen eski fotoğraflara göre yapılmış replikalardır diye düşünüyorum.

Beykoz Mecidiuye Kasrı’nın dış cephesi (Ferhat Kocakaya / Pexels)

Buranın bir de manzarası meşhur. Hatta pek kişi buraya kafesinde oturup huzurlu vakit geçirmek için de geliyor ama bahçeye giriş ayrı ücrete tabi.

Beykoz Mecidiye Kasrı Müzekart ile ücretsiz gezilebiliyor. Pazartesi günleri kapalı, diğer günler ise 09.00 -17:00 saatleri arasında gezilebiliyor.

Konumu için tıklayın.

5. Maslak Kasrı

Maslak Kasrı Sultan Abdülaziz tarafından 1860’lı yıllarda yaptırılmış ve o dönemde henüz bir Şehzade olan Abdülhamid’e tahsis edilmiş. Hatta Abdülhamid V. Osman’ın tahttan indirildiğini ve yeni padişahın kendisi olduğunu bu köşkteyken öğrenmiş.

Maslak Kasrı (Yasir Gürbüz / Pexels)

Burası aslında mütevazi bir çiftlik evi gibi. Tek bir büyük binadan değil birden çok yapıdan oluşan bir yerleşke. Örneğin Kasr-ı Hümayun binasında Sultan Abdülhamid’in yatak odasının ve çalışma odası bulunuyor. Mabeyn-i Hümayun padişah ile görüşmeye gelen kişilerin ağırlandığı bir kabul alanı. Ayrıca seyir köşkü, ağalar dairesi ve limonluk gibi bölümleri de var.

Maslak Kasrı Pazartesi günleri ziyarete kapalı. Diğer günlerde 09.00 – 17.00 saatleri arasında gezilebiliyor. Müzekart geçerli.

Konumu için tıklayın.

Bonus

Tekfur Sarayı

Tekfur Sarayı gezisi için tam anlamıyla bir “saray gezme deneyimi” diyemeyiz çünkü sarayın sadece binası ayakta kalmış ve içerisi çini müzesi olarak düzenlenmiş durumda. Yine de gezilip görülmeye değer bir yer. Tekfur adı Ermenice kral anlamına gelen “Tekabur” kelimesinden türemiş. Zamanla bu kelime Osmanlıca’ya yerleşmiş ve Bizanslı yöneticilere “tekfur” denmeye başlanmış.

Tekfur Sarayı

Burası bir Bizans Sarayı’nın (Blakernai Sarayı) günümüze yıkılmadan ulaşabilmiş az sayıda yapısından bir tanesi. Hatta doğrudan İmparator’un yaşadığı, konut olarak kullandığı binanın bu bina olduğu düşünülüyor. 14. yüzyılda inşa edilen bina, geç Bizans mimarisinin ayakta kalmış az sayıda örneğinden birini görmemizi sağlıyor.

Saray İstanbul’un fethi sırasında çok zarar görüyor ve uzun süre metruk kalıyor. 1719 yılında çini atölyesine dönüştürülüyor çünkü o yıllarda zayıflamaya başlayan İznik Çiniciliğini burada yaşatmak istiyorlar. Nitekim ünlü cami ve saraylarında gördüğümüz kıymetli çinilerin önemli bir bölümü burada üretilmiş.

Konumu için tıklayın.

Gezilmeye Uygun Olmayan Saray ve Kasırlar

İstanbul’da içerisi bir müze olarak düzenlenmemiş, dolayısıyla herkesin ziyaretine açık olmayan birkaç saray ve kasır daha var. Bunlardan bahsetmezsem liste eksik kalacağı için kısaca bu yapılardan da bahsetmek istedim.

Çırağan Sarayı: Çırağan Sarayı bugün otel olarak kullanıldığı için müze gibi oda oda gezme şansımız yok. Çırağan adı kandil veya ışık gibi anlamlara gelen Çerağ sözcüğünden türemiş çünkü çok eskiden, burası bir mesire alanıyken, burada Çırağan Şenlikleri adı verilen şenlikler düzenlenirmiş.

Buraya ilk olarak bir yalı yapılmış. Sultan III. Selim burayı görüp çok beğendiği için yalıyı satın almış ve buraya bir Mabeyin dairesi yaptırmış. II Mahmud (1808 – 1839) döneminde burası aktif olarak kullanılmaya başlamış ve yeni yeni bölümlerin eklenmesiyle burası bugün gördüğümüz sahil sarayına dönüşmüş. İnşaatın bitimi oğlu Abdülmecit’in tahta çıkışına yetişmiş.

Çırağan Sarayı 1987 yılında Kempinsky işletmesine satılmış ve 1993’den beri Çırağan Oteli’nin bir parçası olarak hizmet veriyor.

Çırağan Sarayı (Fotoğraf: Esindeniz / Envanto Elements )

Adile Sultan Sarayı: 1856 yılında inşa edilen saray Sultan Abdülmecid’in kız kardeşi Adile Sultan’a hediye olarak yapılmış. 55 odalı sarayın dış cepheleri sade, iç dekorasyonu ise rokoko üslubunda süslüymüş. 1916 yılında okula dönüştürülen Adile Sultan Sarayı 1986 yılında yanarak harabeye dönüşmüş. 2004 yılında yenilenen yapı bugün düğün, mezuniyet ve kurumsal etkinliklerin düzenlenebildiği bir organizasyon mekanı olarak hizmet veriyor.

İstanbul’da Gezilebilecek Saraylar listemizin böylece sonuna geldik. Keyifli Geziler herkese!

Kaynaklar:
1) Öyküleriyle İstanbul Anıtları – Adnan Özyalçıner, Sennur Sezer
2) İstanbul Gezi Rehberi – Murat Belge
3) www.millisaraylar.gov.tr