Yazı İçerikleri
Kapadokya Gezi Rehberi ve Gezilecek Yerler
Doğal güzellikleri, mimarisi ve tarihiyle her açıdan özel bir coğrafya olan Kapadokya nasıl gezilir? Kapadokya’ya nasıl gidilir, nerede kalınır hepsine değineceğim ama önce Kapadokya’yı kısaca tanıyalım.

Uçhisar’ın eteklerinde tek başına duran bir peribacası
Kapadokya Hakkında
Kapadokya dediğimiz yer aslında Nevşehir, Niğde, Aksaray, Kayseri ve Kırşehir’ yayılan çok geniş bir coğrafya. Burayı diğer yerlerden ayırarak, farklı bir ad vermemizin nedeni ise sıra dışı jeolojik yapısı. Burada bulunan Hasandağı, Erciyes ve Melendiz dağları şu anda aktif olmasa da milyonlarca yıl boyunca lav püskürterek bölgenin coğrafyasını şekillendirmiş. Yanardağlardan püsküren lavlar 300 km2’lik bir alana yayılarak, yüzeyi kalın bir tüf tabakası ile örtmüş. Bu volkanik örtü öylesine kalın ki kimi yerlerde 100 metre derinliğe kadar uzanıyor.
Tüf oldukça yumuşak ve kolay işlenebilir bir taş. Bölgeye hayat veren, yeryüzü şekillerini oluşturan, bölgenin kültürünü, mimarisini, zanaatlarını şekillendiren işte tam olarak bu taş yapısı! Rüzgâr ve yağmur bile bu taşı kolaylıkla aşındırabiliyor. Volkanik malzemenin içeriğine göre bazı katmanlar daha kolay, bazı katmanlar daha zor aşındığı için rüzgarın ve yağmurun götürdüklerinden geriye, peri bacası dediğimiz o taş kuleleri kalıyor.
Aslında Kapadokya’nın ilk sakinleri Luviler ve Hititler. M.Ö. 2500 yıllarında Asurlar da buraya gelerek ticaret kolonileri kurmuşlar. Hititlerin çöküşünden sonra Frigyalılar, Lidyalılar, Kimmerler, İskitler, Persler ve niceleri bu topraklar için çarpışmış. M.Ö. 575-546 yıllarında yaşanan savaşlarda Persler galip gelmiş ve bölge bir süre Pers hakimiyeti altında kalmış. Asurlular’ın Katpatuta adını verdiği bölgeye Persler Kapadokya demiş. Pers İmparatorluğunun çökmesiyle bu topraklar Makedonya, Kapadokya Krallığı, Pontus Krallığı ile Roma İmparatorluğu arasında el değiştirmiş.

Peri Bacaları (Fotoğraf: Yakov Oskanov / Envanto Elements)
Kapadokya, M.S. 17 yılında Roma Kralı Tiberius tarafından Roma’ya bağlanmış. Sürekli savaş ve isyanlar yaşanan bu coğrafya belki de ilk defa sakin bir dönem yaşayarak nefes almış. Hatta nüfus bile artmış. Malum, bu dönemde Roma İmparatorluğu Hristiyan değil ve Hristiyanlar üzerinde çok ciddi baskılar mevcut. İmparatorluktan baskı gören Hristiyanlar, Kapadokya’nın gözlerden uzak yaşamaya müsait coğrafyası nedeniyle, bu bölgeye gelip saklanmış. Bu coğrafyada Roma ordusu askerlerinden korunabilecekleri yeraltı şehirleri bile var, daha ne olsun? Nitekim burası zamanla önemli bir dini merkez olmuş. Bu nedenle kayalara oyulmuş binlerce yıllık kiliselere, manastırlara ve yeraltı şehirlerine ev sahipliği yapıyor Kapadokya.
Sonrası malum, Selçuklu’nun gelişi, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti… Bölgedeki son Hristiyanlar 1924-26 yıllarında yapılan mübadeleyle buradan ayrılmışlar. Geriye birbirinden çok farklı medeniyetlerin gelip geçtiği bu zengin coğrafyanın tarihi yapıları kalmış.
Kapadokya’yı Gezerken Dikkat Edilmesi Gerekenler
1. Mutlaka Müzekart alın. Mart 2024 itibarıyla müze giriş ücretleri Euro’ya sabitlendi. 3-5 yer gezseniz bilet ücreti 40-50 Euro’yu bulur. Müzekart ise sadece 60 TL ve gezilmesi gereken yerlerin tamamına yakınında (kaleler ve özel müzeler hariç) geçiyor. Bilet gişesinde sıraya girseniz de sizden bu parayı almak yerine Müzekart almanızı önerirler zaten ama gidip orada sıra beklemeye hiç gerek yok. Müzekartınızı online olarak alarak alıp, telefonunuza uygulama yüklemeniz yeterli.
2. Arabayla gezin. Gezilecek alan çok geniş ve bölgeler arasında toplu taşıma sıkıntılı. Ben burada hiç toplu taşıma kullanmadım ama bunu deneyenler araçların çok seyrek olması nedeniyle çok beklediklerini hatta bazı yerlere hiç otobüs/minibus bulamadıklarını söylüyorlar. Eğer bu sene radikal bir değişiklik olmadıysa, Kapadokya’yı gezmek için arabaya ihtiyacınız var.
3. Eğer balona binmek istiyorsanız rezervasyonunuzu seyahatinizin ilk gününe yaptırın. Balon gezileri hava şartları nedeniyle ertelenebiliyor. Planı ilk güne yaparsanız, turunuz ertelense bile henüz dönmemiş olacağınız için balona binme şansınız olabilir. “Turu oraya gidince hallederim” demeyin; mutlaka önceden rezervasyon yaptırın.
4. Açık havada çok zaman geçireceğinizi göz önünde bulundurun ve rahat giyinin. Kapadokya’yı gezerken bol bol yürüyeceksiniz. Taş, toprak, engebeli arazilerde kaymayacak bir ayakkabı giymeniz; yazsa yanınıza şapka ve güneş kremi almanız lazım.
5. Kapadokya’yı gezmeye 3 gün ayırmanızı öneririm. Daha uzun süre de sıkılmadan gezebilirsiniz ama daha azı için ya koşturarak hızlı hızlı gezeceksiniz ya da görülmeye değer bazı yerleri pas geçeceksiniz.

Kapadokya’ya Nasıl Gidilir?
Kapadokya’ya arabayla, otobüsle ya da uçakla gidebilirsiniz. Otobüs veya uçakla gidiyorsanız, buradan araba kiralamak için pek çok seçeneğiniz olacak.
Kendi aracınızla gidecekseniz İstanbul’dan 8 saat, Ankara’dan 3 saat, İzmir’den ise 10 saat araba kullanmanız gerekiyor. O kadar yolu arabayla gitmek istemiyorsanız İstanbul’dan Nevşehir veya Kayseri Havalimanına uçakla inip, oradan araba kiralayabilirsiniz. Eğer İzmir veya Antalya’dan uçacaksanız Kayseri Havalimanını tercih etmelisiniz çünkü diğer şehirlerden Nevşehir’e aktarmasız uçuş yok. Kayseri uçuşları zaten Nevşehir uçuşlarına kıyasla biraz daha ucuz ve saat konusunda daha çok seçenek sunuyor.

Kapadokya’ya Ne Zaman Gidilir?
Kapadokya’nın her mevsimi güzel. Kimisi karla örtüldüğü kış manzaralarını tercih ediyor, kimisi balon seyahatini riske atmamak için havanın en durgun olduğu yaz aylarını. Kapadokya yazın aşırı sıcak olabiliyor. Balon sizin için her şeyden öncelikli değilse yaz aylarında gelmenizi tavsiye etmem. Bence ilkbahar ve sonbahar buranın en ideal mevsimidir.
Zaman planlamanızı yaparken resmî tatilleri göz önünde bulundurun. Burası çok popüler bir turistik nokta olduğu için bayram gibi zamanlarda aşırı kalabalık olabiliyor. Örneğin bir bayramda Derinkuyu yeraltı şehrine girmek için 40 dakika sıra bekleyip nihayet girdiğimde içeride gerçekten ezilme korkusu yaşamıştım. O daracık tünellerden aşağı gelen insan seli bitmeden siz yukarı çıkamıyorsunuz. Herkesin birbirine yol vermesi lazım. Velhasıl mümkünse resmi tatil olmayan, hafta içi bir zamanı tercih edin.
İkinci olarak Kapadokya’nın bir festivaller şehri olduğunu unutmayın. 2024 yılı için Mayıs sonunda Cappadox, 2024 etkinliği iptal olduğu için gelenekselleşip gelenekselleşemeyeceği muğlak olan Echoes from Agartha, Ağustos’ta Kapadokya Balon ve Kültür Yolu Festivali, Kaymak Festivali, Hacı Bektaşi Veli’yi Anma Törenleri Kültür ve Sanat Festivali, Eylülde Ürgüp Bağ Bozumu Şenlikleri gibi festivaller var. Daha detaylı bilgi için çok yakında “2024 Kapadokya Festivalleri Takvimi” hazırlayacağım.

Uçhisar kalesinden Kapadokya manzarası
2 ve 3 Günlük Haritalı Kapadokya Gezi Rehberi
Haritalı Kapadokya Gezi rehberimi ilk kez gidip tüm önemli yerleri görmek isteyecek kişilere göre hazırladım. Unutmayın burada yapılabilecek çok fazla şey var; eğer gezmekten çok açık hava aktiviteleriyle ilgileniyorsanız Jeep veya ATV safari turlarına katılmak, trekking yapmak veya ata binmek gibi başka aktiviteler de ekleyebilirsiniz. Bölgede trekking için çok güzel rotalar var ama herkese hitap etmeyeceği için bu gezi programına dahil etmedim. Bu programa eklediğim ve eklemediğim tüm alternatifler hakkında detaylı bilgiyi bir sonraki bölümde, “Kapadokya’da Gezilecek Yerler” başlığının altında bulabilirsiniz.
Programı Ürgüp konaklamalı olarak hazırladım ama farklı bir şehirde kalsanız da yol süresini 15 dakikadan fazla oynatmaz. Mutlaka bu sırayla gezin de diyemem çünkü gerçekten fark etmiyor. Ben bu gezi programını gezeceklere kolaylık olması için, birbirine yakın yerleri gruplayarak çıkardım. Siz günlerin yerini dilediğiniz gibi değiştirip, istediğinizi ekleyip istediğinizi çıkarın.
1. Gün: Dervent Vadisi, Zelve Açıkhava Müzesi, Paşabağ Vadisi, Avanos, Gül Vadisi
Bugün gezmeye “Hayaller Vadisi” olarak da bilinen Dervent Vadisinden başlıyoruz. Burası çok küçük, en fazla yarım saatte rahatlıkla gezilebilecek bir yer. Ancak çok sıra dışı taş şekilleri olduğu için gezmeden geçmemek lazım. Vadiye gelmeden hemen önce Google haritalarda “Dervent Seyir Terası” olarak işaretlenmiş yerde kısa bir mola verip sonra gezmeye başlayabilirsiniz.
Bir sonraki durağımız Zelve Açıkhava Müzesi. Dervent Vadisinden buraya arabayla 10 dakikada kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Zelve benim en sevdiğim yerlerden bir tanesi çünkü burası çorak değil yeşillik bir yer. Vadide yürürken sağınızda ve solunuzda yükselen duvarlarda hayat yüzyıllarca devam etmiş. Hem tarihi hem doğası itibarıyla muhteşem. Burada sıkılmadan yaklaşık 1,5 saat geçirebilirsiniz.
Zelve’den çıktıktan sonra yine 10 dakikalık bir yolculuk yaparak Paşabağ Vadisine ulaşabilirsiniz. Paşabağ Vadisi o ikonik peribacaları oluşumlarını en net görebileceğiniz yer. 40 metre yüksekliğe kadar çıkabilen bu devasa Peri Bacalarının arasında ne kadar vakit geçirmek isteyeceğiniz size kalmış.

Zelve Açıkhava Müzesi
Sıradaki durağımız Avanos! Burada öncelikle eski Avanos evlerini görüp bir yemek molası verebilirsiniz. Haritada “Old Town” olarak işaretli caddeye girdiğinizde geleneksel taş evleri olan eski şehir bölgesine girmiş oluyorsunuz. Çömlekçilik bölgenin kültüründe önemli bir yere sahip olduğu için Güray Müze’yi de gezmek lazım. Ben ilk başta burun kıvırıp burayı gezmemiştim ama müzeyi gezenlerin yorumları “keşke gezseymişim” dedirtti. Müzede hem antik buluntular, hem geleneksel çömlekçilik kültürünü yansıtan eserler hem de sanat eseri gibi modern seramikler var. Müzeyi gezmekse 40 dakika civarı sürüyor. Burada bir de Chez Galip Saç Müzesi var. Açıkçası benim çok ilgimi çekmedi ama bir dönem “Dünyanın en ilginç Müzelerinden biri” diye epey meşhur olmuştu. İlginizi çekerse gezebilirsiniz. El sanatlarına ilgi duyuyorsanız Avanos’ta alışveriş yapabilirsiniz ya Kızılırmak Köprüsü’ne gidip bu dingin manzarada vakit geçirebilirsiniz.
Avanos’a kadar gelmişken Saruhan Kervansaray’a da uğrayabilirsiniz. Saruhan Kervansaray Avanos’un içinde değil şehrin 10 dakika dışında. Müzekart geçmese de makul bir giriş ücreti var ve 1250 yılından kalma bir Selçuklu Kervansarayı gezme imkânı sunuyor.

Normalde bu rotaya Çavuşin’i de koyardım ama buradaki önemli noktalar yıllardır ziyarete kapalı ne yazık ki. Çavuşin Kilisesi yıllardır tadilattaymış. Vaftizci Yahya Kilisesine giden köprü kırıldığı için arkalarda bir yerden epey dolaşarak zar zor ulaşılabiliyormuş. Dolayısı ile bu yıl -hatta belki 2025’te bile- burayı pas geçebilirsiniz ya da ata binmek isterseniz Güllüdere Vadisine (Gül Vadisi) uğrayıp burada ata binebilirsiniz.
Akşamüstü Kapadokya’da ne yapılır? Elbette günbatımı izlenir! Yalnız ertesi sabah erkenden gün doğumunu izlemeye gidecekseniz ikisi birden fazla gelebilir birini seçin derim ben. Kapadokya’nın o kendine has doğasını turuncuya boyayan bir gün batımı izlemek isterseniz bun yapabileceğiniz en popüler yer Gül Vadisi. Burada güneşi batırdıktan sonra otelinizin bulunduğu bölgeye geri dönebilirsiniz.
2. Gün: Dün Doğumunda Balonları İzlemece + Göreme Açıkhava Müzesi + Uçhisar + Güvercinlik + Ortahisar + Üç Güzeller + Ürgüp veya Mustafapaşa
Güne en meşhur Kapadokya fotoğraflarında görünen, gökyüzünün balonlarla kaplandığı o manzarayı görerek başlamak (ya da balonla gezmeye çıkmak) isterseniz sabah çok erken kalkmanız gerekiyor. Balonlar güneşin doğumuyla birlikte havalanmaya başlıyor ve gün doğumunu takip eden 1,5 saat boyunca güzel manzaralar seyredebiliyorsunuz.
Peki Kapadokya’da balonların kalkışı nerden izlenir? Aslında bunu yapabileceğiniz birden çok nokta var. Hepsi güzel manzaralar sunan 4 farklı seyir alanının konumlarını aşağıya listeledim; yorumlarına ve buradan çekilmiş fotoğraflara bakarak hangisine gideceğinize kendiniz karar verebilirsiniz.
Göreme Seyir Terası
Göreme Seyir Terası 2
Göreme Seyir Terası 3
Aşk Vadisi Seyir Tepesi
Malum saat çok erken, gezmeye başlamadan önce bir kahvaltı yapmak isterseniz Göreme ilçe merkezi hemen hemen yol üstü sayılır. Göreme’de bir kahvaltı yapıp gezmeye sonra başlayabilirsiniz. Bugün gezmek için ilk durağımız Göreme Açıkhava Müzesi! Göreme Açıkhava Müzesi bölgenin tarihini öğrenmek ve insanların binlerce yıl önce nasıl yaşadığını görmek için kesinlikle atlanmaması gereken bir yer. M.S. 3. yüzyılda burası çok en önemli dini ve düşünsel merkez haline geldiği için bölgede çok sayıda kilise, manastır ve yaşam alanı var. Bunların hepsini gezmek için yaklaşık 1,5 saat ayırmanızı öneririm.
Göreme Açıkhava Müzesi’nden sonra Uçhisar’a 15 dakikalık bir araba yolculuğu ile ulaşılıyor. Uçhisar Kalesine gitmeden önce, haritada “photo spot” olarak işaretlediğim yerde kısa bir mola verip fotoğraf çekebilir ya da manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Kaleye vardığınızda mutlaka tepesine çıkın. Burada Müzekart geçmiyor ama tüm coğrafyayı ayaklarınızın önüne seren bir manzarası var.

Uçhisar Kalesi
(Sadece 2 gün gezecekler için not: Eğer Kapadokya’da daha fazla kalmayacaksanız buradan çıkınca Üç Güzeller’de bir mola verin ve doğrudan Kaymaklı veya Derinkuyu Yeraltı Şehrine geçin. Yeraltı Şehrini de gezdikten sonra gezinizi bitirebilirsiniz. 3 gün gezmeye vakti olanlar yeraltı şehri gezisini bir sonraki güne bırakabilirler.)
Kapadokya’da 3 gün geçirecekseniz bir sonraki durağımız Güvercinlik Vadisi. Vadiye araçla girilemiyor bu nedenle vadiyi sadece yürüyerek gezebilirsiniz. Kısa rota yaklaşık 4 kilometre ama aşağı inip yolun bir kısmını yürüyüp dönmek de mümkün. Yürüyüş yapmak istemiyorsanız vadi manzarasını yukarıdan gören restoranlardan birine oturabilir, vadiyi gören seyir teraslarından vadinin manzarasına bakabilirsiniz. Buradan görünen Uçhisar Kalesi manzarası da çok güzel o nedenle “ben yürüyüş yapmayacağım boşuna buraya gitmeyeyim” demeyin; en azından manzarayı görüp dönün.
Bir sonraki durağımız Ortahisar Kalesi. Doğrusunu söylemek gerekirse Uçhisar’ı gördükten sonra burası biraz sönük kalabilir ancak yolumuzun üzerinde olduğu için görmek size hiçbir şey kaybettirmez. Burası bölgedeki en büyük peri bacası sayılıyor ve yine tepesine çıkarak manzarayı izleme imkânı tanıyor. Kaleye çıkmak çok kolay değil o yüzden tepesine çıkmak yerine karışına geçip kale manzarasına bakmayı da tercih edebilirsiniz. Bunun için şu konumdaki seyir terasına uğrayabilirsiniz. Ortahisar aynı zamanda narenciye ambarları ile meşhur. Mağaralara depolanan limonların olgunlaşıp daha sulu bir hale geldiği söyleniyor.
Ürgüp’e dönerken Üçgüzeller’i de görmek lazım. Kapadokya’nın sembolü olan üç adet peri bacası var ya, işte o peri bacaları burada. Seyir alanına çıkıp bu üç peribacasını buradan görebiliyorsunuz.

Eğer gezmeye erken başladıysanız Ürgüp’e döndüğünüzde hala gezecek vaktiniz olabilir. Burada birkaç alternatifiniz var:
1. Ürgüp’ün içerisinde Temenni tepesini görebilirsiniz. Tepeye çıkmışken yapılacak en iyi şey Büyükakten Yeraltı Evi’ni gezmek ama burası saat 17:00’de kapanıyor, zamanınızı ona göre ayarlayın. İlginizi çekiyorsa Asmalı Konak’a gidebilirsiniz. Burası dizinin yayınlandığı dönemde çok popülerdi ancak şimdi bakımsızlıktan pek çok odanın kapalı olduğu söyleniyor. Ben Asmalı Konak’a 10 yıl önce gitmiştim, güncel halini bilemiyorum. Bence olmazsa olmaz değil.
2. Ürgüp’e 10 dakika mesafedeki Mustafapaşa Köyü’ne gidebilirsiniz. Köye girmeden yol üzerindeki Kapadokya Kahve Müzesi’ni gezebilir, köyün içinde ise Kitre Bebek Müzesi’ni ve Mehmet Şakirpaşa Medresesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Burası taş evlerden oluşan çok tatlı, tarihi bir köy dolayısı ile sokaklarında dolaşması da keyifli. Köyde Bizans, Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemine ait 200 civarında tescilli yapı varmış.
3. Gün: Derinkuyu veya Kaymaklı Yeraltı Şehri + Gümüşler Manastırı + Narlıgöl + Ihlara Vadisi
Güne bölgenin en meşhur yeraltı şehirlerinden birini gezerek başlıyoruz. Aslında Kapadokya’da çok sayıda irili ufaklı yeraltı şehri bulunuyor. Mazı, Tatlarin ve Özkonak yeraltı şehirleri de gezilebilir ama buradaki en büyük ve bence en etkileyici yeraltı şehirleri Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirleri. İkisini arka arkaya gezmenize gerek yok çünkü birbirlerine çok benziyorlar. Ben daha büyük olduğu için Derinkuyu Yeraltı Şehrini tercih ettim.
85 Metrelik derinliği ile Anadolu’daki en büyük yeraltı şehri sayılan Derinkuyu Yeraltı Şehrine Ürgüp’ten 45 dakikalık bir araba yolcuğu ile ulaşılıyor. Burayı gezmek yaklaşık bir saat sürüyor ama yoğun zamanlarda bu süre artabilir çünkü dar tünellerden yavaş yavaş ilerliyorsunuz ve her tünelden karşıdan gelenlere yol vererek, yani bir nevi sıra bekleyerek geçiyorsunuz. Ancak ayırdığınız zamana değecek çünkü burası gerçekten benzersiz bir yer.
Derinkuyu Yeraltı şehrinden çıktıktan sonra çok bilinmeyen ama buraya kadar gelmişken mutlaka görülmesi gereken bir yere; Gümüşler Manastırına gideceğiz. Kapadokya’daki en iyi korunmuş ve en büyük Manastırlardan bir tanesi olan Gümüşler Manastırı, Niğde sınırına yakın bir yerde yer alıyor. Derinkuyu’dan buraya ulaşmak yaklaşık 40 dakika alıyor. Eğer tarih pek ilginizi çekmiyorsa ve Kapadokya’yı doğası için geziyorsanız yolunuzu uzatmak istemeyebilirsiniz ama bölgenin tarihini keşfetmek isteyenler kesinlikle Gümüşler Manastırı’nı da görmeli derim.

Gümüşler Manastırı (Fotoğraf: Dosseman / Wikimedia Commons)
Buradan çıkıp Ihlara Vadisine giderken yol üzerinde bir krater gölü görme şansınız da var. Buradaki gölün adı Narlıgöl Krater Gölü. Elbette bir Nemrut ya da Salda değil yani beklentinizi yüksek tutmayın. Yine de yanından görmeden geçip gitmek yerine 5 dakikalığına ana yoldan sapıp kolaylıkla görebilirsiniz. Ben gittiğim zaman burada yoldan başka hiçbir şey yoktu ancak sanırım hemen yanına oturup bir şeyler içebileceğiniz bir tesis de açılmış.
Sıradaki hedefimiz Ihlara Vadisi! Ihlara Vadisi, 100 metre derinliğinde bir vadi boyunca, vadinin duvarlarına oyulmuş kiliselere ev sahipliği yapıyor. Burası da tıpkı Güvercinlik Vadisi gibi sadece yürüyerek gezilebiliyor ama yürüyüş oldukça kolay. Herkes gezebilir. Vadinin tamamı 12 kilometre olsa da görülmesi gereken yerlerin büyük bölümü 3,5 km’lik bir alanda kalıyor. Peki Ihlara Vadisi nasıl gezilir? Kiliselerin yoğun olduğu bölgeyi gezip dönüşte 400 merdiven basamağını çıkmadan aracınıza ulaşmak istiyorsanız, Ana girişten girip Belisırma’dan çıkmak en ideali. Bunu yapabilmek için Ihlara’nın merkezindeyken taksicilerle konuşabilir ve durak numaralarını alabilirsiniz. Böylece taksi sizi çıktığınız yerden alarak aracınızın olduğu yere bırakabilir. “Yok ben illa girdiğim yerden çıkacağım” diyorsanız Belisırma girişini kullanın çünkü ana girişteki 400 basamağı herkes kolay kolay çıkamaz.
Ihlara Vadisi Gezisini yarın günlük bir aktivite olarak düşünün. Vadinin içerisinde oturup gözleme yiyip çay kahve içebileceğiniz yerler de var. Acele etmeden sakince gezip saatler geçirebilirsiniz. Buradan Kayseri Havalimanına dönmeniz 2,5 saat, Ankara’ya dönmeniz ise 3 saat sürer; planınızı buna göre yapabilirsiniz.

Ihlara Vadisi (Fotoğraf: vvoennyy / envanto elements)
Kapadokya’da Gezilecek Yerler
Kapadokya’da gezilecek yerler yalnızca yukarıda paylaştığım gezi rotasındaki yerler ile sınırlı değil. Vaktinize ve ilgi alanlarınıza göre çok farklı programlar da çıkarabilirsiniz. Kapadokya’da görülmeye değer olan yerlerin hepsini daha detaylı açıklamalarıyla birlikte bu listede anlatıyorum.
Açıkhava Müzeleri ve Ören Yerleri
Göreme Açıkhava Müzesi
Göreme Açıkhava Müzesi MS 4. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar Hristiyanlığın en önemli dini merkezlerinden bir tanesi olmuş. Manastır hayatının yüzyıllarca devam ettiği bölgede kayalara kazınarak oluşturulan çok sayıda kilise ve yaşam alanı var. Hatta Anadolu’da manastır hayatının ilk kez burada başladığı ve bu diğer yerlere, buradan yayıldığı söyleniyor.
Kızlar Manastırı, Erkekler Manastırı, Aziz Basil Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Pantokrator Kilisesi, Malta Haçlı Kilise, Azize Catherine Kilisesi, Çarıklı Kilise, Tokalı Kilise, yemekhaneler ve oturma alanlarının tamamı Müzekart ile gezilebiliyor. Duvar resimleri en iyi şekilde korunmuş olan Karanlık Kilise’ye ise ekstra ücret vererek girebiliyorsunuz. Bu resimlerin günümüze bu kadar iyi halde kalabilmiş olmasını kilisenin gerçekten karanlık olmasına, yani çok az ışık aldığı için güneş ışığı tarafından yıpratılmamasına borçluyuz.

Göreme Açıkhava Müzesi, Karanlık Kilisenin hemen yanı
Müzeyi gezerken gördüğünüz kiliseler çok büyük ya da ihtişamlı değiller ancak duvarlarında çok güzel resimler var. Bu resimlerde Tevrat ve İncil’de geçen kişiler ve hikayeler yer alıyor. Burada sizi nelerin beklediğini merak ediyorsanız linke tıklayarak sanal müze gezintisine çıkıp, kiliselerin içlerine de bakabilirsiniz.
Kiliselerin yanı sıra volkanik tüften oluşan yeryüzü şekillerini ve kayalara kazınarak oluşturulmuş yaşam alanlarını da görme fırsatınız var. Bu yapılar bütünlükleri tamamen koruyabilmiş durumda değiller tabii. Örneğin Kızlar Manastırı ve Erkekler Manastırı, modern binalar gibi çok katlı yaşam alanları şeklinde oyulmuş ancak katlar arasındaki geçişler zamanla yıkılıp kapanmış. Yine de içerisine girip görebileceğiniz pek çok yaşam alanı bulunuyor.
Göreme Açıkhava Müzesi Kapadokya’nın tarihini, kültürünü ve coğrafyasını anlamak için mutlaka görülmesi gereken, olmazsa olmaz bir ziyaret noktası. Ayrıca park yeri var ve içerisi herkesin son derece kolay gezebileceği bir şekilde düzenlenmiş.
Göreme’de bulunan müzenin konumu için tıklayın.

Göreme Açık Hava Müzesi
Zelve Açıkhava Müzesi
Zelve Ören Yeri M.Ö. 9. yüzyıldan çok yakın bir tarihe; 1952 yılına kadar yerleşim yeri olma özelliğini korumuş bir yer. 1952 yılında erozyon nedeniyle yaşanan çökmeler, burada yaşayan halkı Aktepe köyüne göç etmeye mecbur bırakmış. Hristiyanlığın ilk yayılmaya başladığı yer olduğu düşünülen Zelve önce Roma’nın baskısından kaçan Hristiyanlara, sonrasında ise Müslüman Anadolu halklarına ev sahipliği yaptığı için vadide karşılıklı olarak duran bir cami ve bir manastır bile var. Ayrıca adını duvarlarındaki kabartmalardan alan Balıklı Kilise, Üzümlü Kilise ve Geyikli Kilise de burada bulunuyor.
Zelve Açıkhava Müzesini özel kılan yalnızca tarihi değil. Aktepe Dağı’nın yamacında çok geniş bir alana yayılan bölge sivri uçlu, devasa peribacalarından oluşuyor. Burada yaşayan halklar bu peri bacalarını oyup kayaların içindeki evlerinde yaşıyor yüzyıllarca. Bölgeyi 1705 yılında gezip (bazı kaynaklara göre 1800) kayıt altına alan ünlü Fransız Gezgin Paul Lucas buradan “Piramit Evler” diye bahsetmiş.

Zelve Açıkhava Müzesi
Zelve aslında uçları birbirine bağlanan 3 vadiden oluşuyor. Vadilerin nispeten yeşillik olması burası bambaşka bir hava katıyor. Bölge halkının kültüründe önemli bir yer tutan güvercin yetiştiriciliğinin izlerini burada da görmek mümkün. Vadinin bitiminde güvercinlikler var.
Buradaki tek sıkıntı kayalara oyulmuş pek çok yapının içerisine giremiyor oluşunuz. Çökme tehlikesi olduğu için bazı alanlara fazla yaklaşamıyorsunuz. Ancak bu haliyle bile kesinlikle görmeye değer. Ben Zelve’ye tam 3 kere gittim, her seferinde de sıkılmadan aynı keyfi aldım. Büyüleyici bir atmosferi var. Gezmesi de kolay; burayı sakın atlamayın.
Anavos yakınlarında yer alan müzenin konumu için tıklayın.
Paşabağ Vadisi (Rahipler Vadisi)
Rahipler Vadisi adıyla da bilinen Paşabağ Vadisi; bölgeye has şapkalı peribacalarının en yoğun ve en net görülebileceği yerdir. Yağışlı dönemlerde vadinin yamaçlarından akan sel suları buradaki tüf taşlarının arasını oyarak peri bacalarını oluşturmuşlar. Bence burayı gördükten sonra Üç Güzeller göze yeterince güzel gelmiyor çünkü burası gerçekten büyüleyici.
Buraya Rahipler Vadisi denilmesinin nedeni ise rahiplerin inzivaya çekilmek için bu bölgeye gelmeleriymiş. Ben de tüm dünyevi işleri geride bırakıp aylarca doğayla baş başa kalacak olsaydım, burada kalmak isterdim herhalde.
Paşabağ Vadisinde yalnızca aralarında gezebileceğiniz peri bacaları yok. Bu peri bacalarına oyulmuş kiliseler ve yaşam alanlarını içlerine girerek gezebilirsiniz. Kapadokya’ya gelmişken mutlaka görülmesi gereken yerler arasında burası da var.
Anavos yakınlarındaki vadinin konumu için tıklayın.

Paşabağ Vadisi
Dervent Vadisi
Dervent vadisi görece küçük bir alanı kapsasa da son derece sıra dışı yeryüzü şekillerine en sahipliği yaptığı için görülmeye değer. Buraya “Hayaller Vadisi” de deniyor çünkü o garip şekilli taşlara baktığınızda çok farklı şeylere benzetebiliyorsunuz. Deve, Tavşan, suratı varmış gibi görünen peri bacaları… Burada görebilecekleriniz hayal gücünüzle sınırlı. Tam da bu masalsı atmosferi yüzünden Dervet Vadisi mutlaka görülmeye değer.
Devent Vadisi’nin ilginç yüzey şekilleri bazı efsanelere de konu olmuş. Bölge halkı düşman işgaline uğradığında, düşmanlardan kaçan bir yerli çaresizce “Allah’ım beni kuş, onları taş yap” diye dua etmiş. Duası gerçek olmuş ve saldıran kişiler hayvanlarıyla birlikte taşa dönmüşler. İşte vadide gördüğümüz ilginç şekillerin, bu taşlaşmış insan ve hayvanlar olduğu söyleniyor. Hatta duayı eden evliyanın Aktepe Dağı’nın tepesine çıkıp orada öldüğü ve burada bulunan yatırın, o evliyanın mezarı olduğu da anlatılıyor.
Eğer yanlış hatırlamıyorsam ya da bir değişiklik olmadıysa, Dervent Vadisi’ne girmek için Müzekart’a bile ihtiyacınız yok. Aracınızı yolun karşısına park edip dümdüz vadiye girebiliyorsunuz. Azıcık vaktiniz olsa bile bir göz atın derim.
Anavos yakınlarındaki vadinin konumu için tıklayın.

Dervent Vadisindeki deveye benzeyen taşlar
Kaleler
Uçhisar Kalesi
Uçhisar beldesinin hemen merkezinde yer alan Uçhisar Kalesi, birbirine bitişik iki peri bacasından oluşuyor. Kale güneyden 50 metreyi, kuzeyden 100 metreyi aşan bir yüksekliğe sahip ve bölgedeki en yüksek seyir noktalarından bir tanesi. Öyle ki hem Erciyes’i hem Hasan Dağı’nı buradan görebiliyorsunuz. Göreme, Kızılçukur hatta Avanos bile bu kalenin tepesinden görülebiliyor.
Tarihçiler kalenin M.Ö. 1. yüzyıldan beri kullanıldığını söylüyor. Farklı dönemlerde farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan kalede bugün izlerini görebildiğimiz yapıların çok büyük bölümü 17. yüzyıl ortalarında buradaki Hristiyan nüfus tarafından yapılmış. Kaleye oyulmuş şekilde bulunan çok sayıda ev, oda, sığınak ve depo bulunuyor. Kalenin en tepesinde ise oyulmuş mezarlar ve büyük bir sarnıç var. Buranın bir yaşam alanı olmanın yanı sıra gözetleme ve savunma amaçlı kullanıldığını içeride bulunan taş güllelerden biliyoruz. Uçhisar 1398 yılında Osmanlı topraklarına katılmış. 1530 yılında yapılan ilk nüfus sayımında, Uçhisar’da yaklaşık 3 bin kişinin yaşadığı tespit edilmiş. O dönem için bu hiç de azımsanacak bir nüfus değil. Kalenin içinde yaşam 1960’lı yıllara kadar devam etmiş.

Uçhisar Kalesi
Kaleye girmek için giriş ücreti ödemeniz gerekiyor çünkü kale belediyeye bağlı olduğu için burada müzekart geçmiyor. “Kaleye girmek” için dediğime bakmayın, aslında burayı gezerken yaptığınız şey yukarı çıkmak. İçeride birkaç koridor ve oda gördükten sonra kalenin dışına yapılmış merdivenlerden yukarı çıkmaya başlıyorsunuz. Yukarı tırmanmak biraz yorucu ama buna kesinlikle değiyor. Bu tırmanış sırasında kaleye oyulmuş yaşam alanlarının önünden geçerek buraları yakından görme fırsatınız oluyor. Yukarı çıktığınızda ise hem muhteşem bir manzara hem de küpler ve mezarlar gibi arkeolojik buluntular sizi bekliyor. Bence Kapadokya’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir tanesi Uçhisar Kalesi. Kapadokya’ya geldiyseniz burayı görmeden dönmeyin.
Konumu için tıklayın.
Ortahisar Kalesi
Ortahisar Kalesi aslında Kapadokya’nın en büyük peribacası. Gökyüzüne yükselerek (1200 rakıma kadar) tüm coğrafyayı ayaklar altına sermesi büyük bir stratejik avantaj olduğu için tarih boyunca pek çok medeniyet burayı yaşam, savunma ve sığınma alanı olarak kullanmış. Yapının ilk olarak M.Ö. 1500’de Etiler tarafından kullanıldığı söyleniyor. Sonrasında Frigyalılar, Likyalılar, Persler, Roma ve Bizans da burayı kullanmaya devam etmiş. Selçuklular ve Osmanlılar da burayı sığınak olarak kullanmışlar. Tarihi İpek Yolu Kervanlarının uğrak noktası olmuş.
Ortahisar kalesinin dünyadaki ilk çok katlı yerleşim olduğu söyleniyor. En azından belediyenin resmî web sitesinde böyle bir bilgi var. Kalenin kuzey cephesi 85 metre, güney cephesi ise 120 metre yüksekliğe sahip.
Ortahisar Beldesinin hemen merkezinde bulunan bu kale belediyeye bağlı olduğu için Müzekart ile girilemiyor. Ayrıca ücret vererek kalenin tepesine çıkabilirsiniz ancak uyarmam lazım, çıkış yolu pek güvenlikli değil. Pek çok kişi inip çıkarken çok zorlanıyor. Özellikle yükseklik korkunuz varsa kaleye çıkmak yerine kaleyi gören manzaralı bir yere gidip bu manzaraya karşı keyif yapmayı tercih edebilirsiniz.
Konumu için tıklayın.

Ortahisar Kalesi (Fotoğraf: Theugursevinc / Wikimedia)
Müzeler
Güray Müze
Çömlekçiliğin Avanos için önemli bir kültürel değer olduğunu düşünürsek Avanos’ta bir çömlek müzesinin olması hiç de şaşırtıcı değil. Binlerce yıldır babadan oğula aktarılan bu zanaata adanmış müzenin adı ise Güray Müze. Müzede hem arkeolojik kazılardan elde edilen buluntular, hem de günümüz sanatçılarının seramik eserleri yer alıyor. Müze yerin 20 metre altında yer alıyor ve 1600 m2’lik bir alan yayılıyor. Mimarisi ve tasarımıyla zaten başlı başına güzel ve çok hoş bir atmosfere sahip.
Eğer geleneksel el sanatlarına ilginiz varsa kaçırmayın. Özel bir ilginiz yoksa gezip gezmemeye vakit durumunuza göre karar verebilirsiniz yani “olmazsa olmaz” diyemem. Ben gezmedim ama ne yalan söyleyeyim fotoğraflarını görüp yorumlarını okuyunca aklım kalmadı değil.
Avanos’un merkezinde bulunan müzenin konumu için tıklayın.

Güray Müze (Fotoğraf: guraymuze.com)
Chez Galip Saç Müzesi
Avanos’ta yer alan ilginç bir müze de Chez Galip Saç Müzesi. Doğrusunu söylemek gerekirse benim hiç ilgimi çekmediği için gitmedim. Ancak bu müze bir dönem çok meşhur olmuştu. Eğer duyup merak ettiyseniz ya da değişik bir müze gezmek isterseniz bir şans vermek isteyebilirsiniz.
1998 yılında Guinness Rekorlar kitabına giren müzede 16.000’den fazla kadının saçı bulunuyor. Aslında bu koleksiyonun başlangıcı çok tesadüfi olmuş. Müzenin sahibi olan çömlek ustası Galip Körükçü 1979 yılında tanıştığı Fransız bir turisti. Kadının dönme vakti geldiğinde kendisini hatırlatacak bir anı bırakmak için (Sanıyorum Galip Usta istemiş)
Kadın saçından bir tutam kesip, adını ve adresini yazdığı bir kağıtla birlikte atölyenin duvarına asmış. Bu saç başka bir turistin ilgisini çekmiş ve o da aynı şeyi yapmış. Bu şekilde başlayan yolculuk
Avanos’un merkezinde bulunan müzenin konumu için tıklayın.

Chez Galip Saç Müzesi (Fotoğraf: chezgalip.com)
Asmalı Konak
Asmalı Konak dizisinin çekildiği 42 odalı, 180 yıllık Asmalı Konak Ürgüp’ün merkezinde bulunuyor. Ancak şöyle bir sıkıntı var, bazı odalar kötü durumda olduğu için gezi programından çıkarılmış, geri kalanlar da epey bakımsızmış. Dolayısı ile yakın zamanda gezmeye giden kişiler burası hakkında epey olumsuz yorumlar bırakmışlar.
Ben buraya gideli 10 yıl olmuştur o nedenle çok hatırlayamıyorum. Mayıs 2024 itibarıyla tadilata girmiş bile olabilir çünkü Google Haritalar’da “geçici olarak kapalı” yazıyor. Diziye ilginiz varsa ya da bir konak gezmek isterseniz aklınızda olsun, güncel durumunu kontrol ederek gitmek isteyebilirsiniz.
Ürgüp’ün merkezinde bulunan konağın konumu için tıklayın.
Kahve Müzesi (Mustafapaşa)
Kahve Müzesi Mustafapaşa Köyü yolu üzerinde yer alıyor ve buradaki geniş bir turistik kompleksin bir parçasını oluşturuyor. Müzede Türk Kahvesi çeşitlerini tanıyıp hikayelerini dinleyebiliyorsunuz, farklı pişirme ve sunum şekillerini görüp değişik kahveleri tadabiliyorsunuz. Yüzlerce yıllık el yapımı kahve fincanları gibi tarihi değeri olan eşyalar da yine bu müzede sergileniyor.
Ben müzeyi gezmedim ancak okuduğum yorumlar epey olumlu. Kahveye yalnızca bir içecek değil bir kültür olarak bakmak isteyenler bir şans vermeli bence. Müzenin bulunduğu komplekste hayvanat bahçesi, seramik atölyesi gibi farklı alanlar da bulunuyor. Ayrıca farklı kahve çeşitlerini ve öğütme aleti gibi ekipmanları satın alma şansınız da var. Burası da özel müze olduğu için Müzekart geçerli değil.
Mustafapaşa’da bulunan müzenin konumu için tıklayın.
Kitre Bebek Müzesi (Kapadokya Sanat ve Tarih Müzesi)
Kapadokya Sanat ve Tarih Müzesi adıyla da bilinen müze aslında bir bebek müzesi. Burada dünyanın çeşitli yerlerinden toplanmış 2000’den fazla bebek sergileniyor. Bebeklerin büyük bölümü Türk tarihi, sanatı ve halk söylencelerinde yeri olan karakterlerin bebekleri diye biliyorum. Müze Mustafapaşa Köyü’nde, 150 yıllık tarihi Sinasos Konağı’nın içinde yer alıyor. Burası da özel müze olduğu için Müzekart geçerli değil ve 2024 yılında giriş ücreti 200 TL olmuş.
Mustafapaşa’da bulunan müzenin konumu için tıklayın.

Kitre Bebek Müzesi (Fotoğraf: Anadolu Ajansı)
Ürgüp Büyükakten Yeraltı Evi
Bölgede kayalara oyulmuş yeraltı evlerinde hayat devam ediyor. Üstelik bu evlerin büyük bölümü yeraltı tünelleri ile birbirine bağlı. İşte tam ta böyle bir ev 2016 yılında müzeye dönüştürülerek Büyükakten Yeraltı Evi olarak ziyarete açılmış. Müze sahibi Yüksel Büyükakten’in babaannesi 1920’li yıllarda bu evde yaşıyormuş. Babaannesi vefat ettiğinde ise ev kendisine kalmış ve burayı restore etmeye karar vermiş. Evi 700 traktör toprak çıkartılarak temizlenmiş ve ortaya tünellerle birbirine bağlı 7 katlı bir yeraltı evi çıkmış. İçeriyi tam 100 yıl öncesinin yaşantısını ortaya koyacak şekilde restore etmiş ve burayı ziyarete açmış.

Ürgüp Büyükakten Yeraltı Evi (Fotoğraf: www.büyükaktenyeraltievi.com)
Büyükakten Yeraltı Evi; terası, salonu, mutfağı, 150 metre uzunluğunda tünelleri, ahırlı yatak odası, çömlek peyniri yapılan peynir damı, erzak deposu, gelin odası, dikey merdiveni ve sofa adı verilen yaşam alanıyla gündelik hayattan pek çok ayrıntılı görmenizi sağlıyor. Yanlış anlamadıysam bir zamanlar Temenni Tepesine iniş çıkış için kullanılan dik tarihi tüneller de bu evin bir parçası olduğundan bu yeraltı evine bağlanmış.
Eve Temenni tepesinden giriliyor ve aşağıdan çıkılıyor. Özel Müze olduğu için Müzkart geçmiyor ancak çok makul bir ücreti var.
Ürgüp’te bulunan müzenin konumu için tıklayın.
Ürgüp Müzesi
Ürgüp civarından çıkan arkeolojik buluntuların ve etnografik eserlerin sergilendiği bu müze Ürgüp’ün merkezinde bulunuyor. Müze aslında iki kısımdan oluşuyor. Arkeolojik buluntular bölümünde Eski Tunç Çağı, Helenistik, Roma ve Bizans Dönemlerine ait toprak seramikler ile metal ve cam eserler bulunuyor. Grek, Roma, Selçuklu, Beylikler, Bizans, Osmanlı Dönemlerine ait sikke ve madalyalar da sergileniyor. Müzenin Etnografya Müzesi bölümünde ise bölgenin kültüründe önemli bir yer tutan dokuma, maden ve taş işleri sergileniyor.
Not: Bu müze yeni bir binaya taşınacağı için 2024 yılında ziyarete kapanmış. Ne zaman açılacağı ile ilgili net bir bilgi bulamadım.
Yürünerek Gezilen Vadiler
Ihlara Vadisi
Ihlara vadisi aslında gezilecek yerlerin çoğunun bulunduğu Avanos-Ürgüp-Göreme üçgeninin biraz dışında; Aksaray ili sınırlarında kalıyor. Nevşehir’den yaklaşık 1 saatlik bir araba yolculuğu ile ulaşılabilen bu vadiyi Kaymaklı ya da Derinkuyu Yeraltı Şehrini gezdiğiniz güne denk getirirseniz daha az yol yapmış olursunuz. Ihlara vadisi gezisinin yaklaşık yarım günlük bir aktivite olduğunu göz önünde bulundurup buna göre vakit ayırmayı unutmayın. Vadiye Müzekart ile girip içeride dilediğiniz gibi gezebiliyorsunuz.
Yukarıda (Haritalı Kapadokya Gezi Rehberi’nde) de bahsettiğim gibi buraya gelmeden önce Ihlara’nın içerisindeki taksi duraklarıyla konuşup telefon numarası almanızı tavsiye ederim çünkü vadiye indiğiniz yerden geri çıkmak hiç mantıklı değil. Ana giriş kapısından (2 Nolu Giriş) girdiğinizde yaklaşık 400 basamağı olan merdivenlerden iniyorsunuz. Vadide saatlerce yürüdükten sonra aynı yolu geri dönüp bir de bu merdivenleri geri çıkmak istemezsiniz. Öte yandan ana girişten girip vadinin Belisırma çıkışına kadar yürürseniz hem görülmesi gereken önemli yerlerin tamamı görmüş olursunuz hem de buraya çağıracağınız taksiyle geri arabanıza dönebilirsiniz. Belisırma yolunda tur otobüsleri nedeniyle trafik olabiliyor. Eğer buradan çıkıp yetişmeniz gereken bir yer varsa saatinizi buna göre ayarlayın. Eğer “Yok ya ben bununla uğraşamam” derseniz Ihlara Vadisini kapsayan paket turlara katılmayı da düşünebilirsiniz. Ben buraya turla geldiğimde otobüs bir kapıdan bırakıp diğerinden aldığı için acayip pratik oldu.

Ihlara Vadisinin ana giriş kapısının (2 Nolu Giriş) bitmek bilmeyen merdivenleri
Peki Ihlara vadisinde ne var? Ihlara vadisi aslında 18 kilometre uzunluğunda, ortalama 150 metre derinliğinde bir vadi; ancak görülmesi gereken yerler vadinin yaklaşık 3,5 km’lik bir bölümünde yer alıyor. Yani birkaç saatlik bir yürüyüş yapmayı göze aldığınız zaman hem vadinin doğal güzelliklerinin tadını çıkarıp hem de burada bulunan tarihi kiliseleri, içlerine girerek gezebiliyorsunuz. Ayrıca nehir kıyısında oturup gözlemenizi yiyip çayınızı içebileceğiniz tesisler de var. Yürümesi kolay, pek yokuşu inişi de yok. Yanınızda rahat bir yürüyüş ayakkabısı varsa kolaylıkla yürünebilecek bir rota. Ailem bana burayı 4 yaşımdayken yürütmüş öyle söyleyeyim.
Ihlara Vadisi, Hasandağı’nın püskürttüğü volkanik tabakanın Melendiz Çayı tarafından aşındırılması sayesinde oluşmuş. Vadinin etrafını çeviren dik yamaçlar, burayı bir duvar gibi çevirerek gözlerden uzak, korunaklı bir yer haline getirmiş. Vadinin içerisindeki iklim de dışarıdan olarak yaşamaya ve zengin bir bitki örtüsünün yetişmesine olanaklı bir iklim olduğundan; burası Roma baskısından kaçan Hristiyanlar için mükemmel bir saklanma noktası olmuş. Buraya sığınan Hristiyanlar duvarlara yüzlerce kilise ve yaşam alanı oymuş. Aslında vadi boyunca 105 adet kilise bulunuyor ancak bunlardan 14 tanesini içerisine girerek gezebiliyorsunuz. Ağaçaltı, Sümbüllü, Yılanlı, Kokar, Prenliseki, Eğritaş, Direkli, Saint Georgeus, Karagedik, Ala, Bezirhane, Bahattin Samanlığı ve Batkın Kiliseleri, Ihlara vadisindeki ziyarete açık kiliseler. Bu kiliselerin çoğuna çizilmiş olan duvar resimleri (freskler) günümüze kadar ulaşmış ve çok net bir şekilde görülebiliyor.

Ihlara Vadisi
Ihlara Vadisindeki ilk yerleşimler M.S. 4. yüzyılda başlamış. Burada din adamları önderliğinde sürdürülen manastır tipi yaşam, dönem dönem önemli dini figürlerin yönlendirmeleri ile değişmiş. Kayserili Basilius Mısır ve Suriye tipi manastır kuralları getirirken daha sonra aziz Nazianzoslu Gregoriu, baba-oğul-kutsal ruh üçlemesine (teslis) yeniden yorumlatan bambaşka bir mezhep kurmuş bu topraklarda. Zaten vadidin Ihlaraya yakın kısmındaki kiliseler Doğu Tipi, Belisırmaya yakın tarafındaki kiliseler ise Bizans tipi fresklere sahip.
Buraları gezerken incelikle işlenmiş, ihtişamlı yapılar beklemeyin. Buranın asıl olayı 1500 yıl önce insanların nerelerde yaşayıp nasıl ibadet ettiğini görebilmek ve vadinin muhteşem doğasında huzur bulmak.
Önemli not: Mayıs 2024 itibarıyla Müze.gov.tr adresinde “ANA KAPI (2 NOLU) GİRİŞ TADİLAT SEBEBİYLE KAPALIDIR. IHLARA VADİSİNE GİRİŞLERİ DİĞER KAPILARDAN YAPABİLİRSİNİZ.” şeklinde bir not var. Bu not güncel mi, ne zaman kadar kapalı kalır bilemiyorum. Yakın zamanda gidecekseniz kontrol etmekte fayda var.

Ihlara Vadisindeki kiliselerden bir tanesi (hangisi olduğunu hatırlayamadım)
Güvercinlik Vadisi
Kapadokya’nın sadece yürüyerek gezilebilen bir diğer meşhur vadisi de Güvercinlik Vadisi. Eğer yürüyüş yapmayacaksanız hem Güvercinlik Vadisini hem de Ortahisar Kalesini görebileceğiniz bir manzara noktasından vadiye bakabilirsiniz. Bu noktanın google konumu için tıklayın. Civarda bu manzaraya karşı bir şeyler yiyip içebileceğiniz çeşitli mekanlar da varmış.
Güvercinlik Vadisi adını Kapadokya kültüründe önemli bir yer tutan Güvercin yetiştiriciliğinden alıyor. Vadi 9. yüzyıldan itibaren güvercin yetiştiriciliği için önemli bir merkez haline geliyor. Güvercinlerin gübresi üzüm üretiminde, yumurtası ise duvar alçısı ve boyası yapımında kullanılıyor. Doğrusunu isterseniz çok daha büyük güvercin yuvalarını çok daha yakından görebileceğiniz başka vadiler de var. Amacınız güvercinlerin izini sürmekse Gomeda vadisine de bir bakın derim.
Güvercinlik vadisini sadece yürüyerek gezebiliyorsunuz. Mutlaka görülmesi gereken bir yer mi derseniz ben öyle olmadığını düşünüyorum. O yüzden vadide yürüyüş yapmak yerine yukarıdan manzaraya bakmakla yetindim. Yine de Güvercinlik Vadisi’nin trekkingciler arasında popüler bir rota olduğunu not düşeyim, bence vardır bir bildikleri. Doğa yürüyüşlerini seviyorsanız burayı daha detaylı araştırabilirsiniz.
Güvercinlik Vadisi’nin uzun rotası 14 km (Göremden Uçhisar’a kadar), kısa rotası ise 4 km (Uçshisar’ın güneyinden kuzeyine) uzunluğunda. Vadide yönünüzü bulmanızı sağlayan yön levhaları da varmış. Ben trekkingci olmadığım için kimseyi yanlış yönlendirmemek adına çok detaya girmiyorum; ilginizi çekiyorsa yabancı bloglarda daha detaylı bilgi bulabilirsiniz.
Gül Vadisi (Güllüdere Vadisi)
Gül Vadisi, Kızılçukur Vadisinin hemen kuzeyinde, Kızılçukur vadisine paralel olarak ilerleyen vadidir. Bazı yerlerde Güllüdere Vadisi olarak da geçiyor. Bu vadiye araçla girilmiyor, aracınızı vadinin epey bir gerisinde bırakıp vadiye kadar yürümeniz gerekiyor.
Google haritalarda “Gül Vadisi – Rose Valley” olarak işaretli yer aslında vadinin kendisi değil o sizi yanıltmasın. Vadi işaretli yerin güneybatısında, “Kolonlu Kilise” yakınlarında başlıyor ve Kızılçukur vadisinin bittiği tepeye kadar uzanıyor. Vadinin başlangıç konumunu buraya bırakıyorum. Bu arada Kolonlu Kilise’nin çok güzel bir kilise olduğunu ve buraya geldiyseniz mutlaka uğramanız gerektiğini not düşeyim.

Gül Vadsi’nde gün batımı (fotoğraf: antonpetrus / Freepik)
Bu vadinin bir özelliği burada çok fazla doğa sporu imkanı bulunması. ATV, Jeep safari, bisiklet kiralama, ata binme gibi pek çok aktivite için vadiye uzanan yollar kullanılıyor. Trekking ve kamp gibi aktiviteler için de tercih edilen bir rota burası. Yalnız bölgenin çok tozlu olmasından şikayet edenler de var. Eğer burada bir aktiviteye girişecekseniz yanınıza güneş gözlüğü ve burnunuza çekebileceğiniz bir buff alabilirsiniz.
Özetle Gül Vadisine gitmek size sivri peri bacalarıyla çevrili sıra dışı bir coğrafyada doğayla baş başa zaman geçirme vakti sunuyor aslında. Buraya doğa yürüyüşü ya da açık hava aktiviteleri için geldiyseniz değerlendirebileceğiniz seçeneklerden bir tanesi. Eğer Kapadokya’ya ilk kez gelip kısıtlı zamanda mümkün olduğunca çok yerlerini görmek niyetindeyseniz o zaman pas geçebilirsiniz çünkü zaman alan bir yer.
Kızılçıukur Vadisi (Kızıl Vadi)
Kızılçukur Vadisi, Meskendir vadisinden batıya doğru uzanan, aslında çok da büyük olmayan bir vadidir ancak bölgenin tamamına “Kızıl Vadi” diyenler de var. Vadinin tam konumunu bu linke tıklayarak görebilirsiniz:
Kızıl Çukur vadisinin bu adı almasının nedeni bölgedeki peri bacalarının kızıla çalan bir renge sahip olmaları. Özellikle günbatımı saatlerinde bu turunculuk daha belirgin bir hal aldığı için pek çok kişi vadiye inip yürüyüş yapmak yerine vadiye yüksekten bakan bir seyir tepesinden günbatımını izlemeyi tercih ediyor. Elbette vadiye inip yürüyüş yapmak, hatta buradan Melendiz Vadisine bağlanan uzun bir trekking rotası çıkarmak da mümkün.
Kılıçlar Vadisi
Kılıçlar Vadisi, Göreme Açıkhava Müzesinin hemen kuzeyinde yer alan nispeten küçük bir vadidir. Buradaki peri bacaları gökyüzüne çok sivri bir şekilde uzandığı için Kılıçlar adını almıştır. Buraya gitmediğim için detaylı bilgi veremiyorum ancak Göreme Açıkhava Müzesi otoparkından kısa bir yürüyüşle bölgeye ulaşıp yürüyüş yapmak, Kılıçlar Kilisesini gezmeye ya da burada yapılan ATV turlarına katılmak mümkünmüş.
Aşıklar Vadisi
Ben bizzat gidip görmediğim için çok detayına giremesem de Aşıklar Vadisi Kapadokya’daki en popüler vadilerden bir tanesi. Burası Kapadokya’nın kendine özgü yeryüzü şekillerine ev sahipli yapan bir nokta. İsterseniz vadiye bakan yüksek noktalara çıkarak tepeden bakabilirsiniz, isterseniz vadiye inen patikaları takip ederek peri bacalarının arasında yürüyüş yapabilirsiniz. Vadiye bakan yüksek tepeler, balonların kalkışını izlemek isteyen kişilerin de uğrak noktası.

Aşıklar Vadisi’nin Uçhisar Kalesinden görünümü
Meskendir Vadisi
Meskendir Vadisi Çavuşinden başlayıp Ortahisar’a kadar uzanan, bölgenin en uzun vadilerinden bir tanesidir. Bölgeye doğa yürüyüşü yapmak için gelen kişiler genellikle Meskendir, Gül Vadisi ve Kızıl Vadiyi kapsayan bir rota takip ediyorlar. Benim pek trekking deneyimin olmadığı için kimseyi yanlış yönlendirmek istemiyorum. Yabancı kaynaklarda yürüyüşlere yönelik daha detaylı bilgiler mevcut. Eğer amacınız trekking yapmak değilse buraya uğramanıza gerek yok.
Gomeda Vadisi
Gomeda Vadisinde volkanik kayalara oyulmuş büyük güvercinlikler, kiliseler, yaşam alanları, mezarlıklar ve bir yeraltı şehri bulunuyor. Üstelik oldukça yeşillik olduğu için doğası bakımından da çok keyifli. Bu yönüyle de hem yürüyüşçüleri hem de bölgenin tarihi ve kültürü ile ilgilenen kişileri tatmin edecek bir yer Gomeda Vadisi.
Gomeda Vadisi’ne trekking için gelenler buraya Güvercinlik Vadisinden ya da Ürgüp’ten yürüyebiliyor. Farklı rotalar oluşturmak mümkün. Sizin amacınız öyle hardcore yürüyüş yapmak değilse Google haritalara işaretlediğim bu noktanın çok yakınına kadar arabayla gelebilir, buradan vadiye inip kısa bir yürüyüş yapıp geldiğiniz yoldan geri dönebilirsiniz. Daha uzun bir yürüyüşü göze alıyorsanız güvercinlikleri, Aziz Basilios Bilisesini, Alakara Kilisesini, Yeraltı Şehrini ve yeraltı şehrinin biraz ilerisindeki Kaya Kemerlerini de görebilirsiniz.

Gomeda Vadisi (Fotoğraf: Ji-Elle / Wikimedia Commons)
Diğer Gezilesi Yerler:
Üç Güzeller
Kapadokya’nın simgesi kabul edilen o şapkalı peribacaları Üç Güzeller olarak adlandırılıyor ve hemen Ürgüp’ün girişinde, şehre 1 kilometre mesafede yer alıyor. Aslında Paşabağ tarafında çok daha fazla peri bacasını bir arada görebilirsiniz ama burası hem bölgenin sembolü olduğu için hem de tam yol üstünde kaldığı için uğrayıp bir bakmanızı öneririm.
Üç Güzeller Peribacalarının bir de efsanesi var. Bu efsaneye göre Kapadokya’da yaşayan bir kralın kızı yine burada yaşayan bir çobana aşık olmuş. Babası bu aşka onay vermeyince prenses çobanla kaçarak evlenmiş. Çiftin bir de çocuk sahibi olduğu kralın kulağına gidince kral iyice öfkelenmiş ve askerlerini göndermiş. Prens askerlerin gelişini görünce ailesinden ayrılmamak için dua etmeye başlamış. Duası kabul olduğunda ise tüm ailesiyle birlikte “bir daha ayrılmamak üzere” taşa dönüşmüşler. Öndeki büyük peribacası çoban, arkadaki prenses, ortadaki küçük olan ise çocuklarıymış. Bu efsane uzun süre buranın “duaların kabul edildiği yer” sayılmasına sebep olduğu için zamanında gelip dua edeni de bolmuş.
Ürgüp’in girişindeki Üç Güzeller’in konumu için tıklayın.

Temenni Tepesi (Ürgüp)
Ürgüp’in tam merkezinde yer alan Temenni tepesi antikçağlarda bir mezarlık olarak kullanılmış. Buradaki mezarların taka mezar olması nedeniyle buranın kutsal sayıldığı ve ayrıcalıklı kişilerin buraya gömülebildiği düşünülüyor. Buraya talep çok olduğu için ikişer kişi alabilen derin raf mezarlar da kazılmış. Burası kendisine atfedilen kutsallık vasfını uzun süre yitirmemiş. Yıllarca çaput bağlanıp dilek dilenen bir yer olması nedeniyle buraya “Temenni Tepesi” adı verilmiş. Bildiğim kadarıyla antik dönemden kalan mezarlara şu an için erişim yok.
Tepenin en üst noktasına çıktığınızda bütün Ürgüp’ü seyredebileceğiniz bir terasa ulaşıyorsunuz. Burada oturup bir şeyler içebileceğiniz mekanların yanı sıra bir de kümbet bulunuyor. Bu kümbet Anadolu’nun bilinen en eski kütüphanelerinden bir tanesi olan Tahsin Ağa Kütüphanesiymiş. Tahsin ağa 1855 yılında yaşadığı saraydan sürülünce, saraydan çıkardığı 817 cilt kitabı develere yükleyip buraya getirmiş. Ancak şu anda içeride kütüphane yok. Burayı işleten mekânın sedirleri ve eski Ürgüp fotoğrafları var. Tepenin diğer ucunda ise Kılıçarslan Gazi Türbesi var. Selçuklu sultanları IV. Rüknettin Kılıçarslan aslında burada gömülü değilmiş (Konya’ya gömülmüş). Türbe ise bölgede yaşamış bir Sultan olduğu için Kılıçarslan Gazi’nin anısına saygı amacıyla yapılmış.
Temenni Tepesine çıkmak için en iyi sebep Büyükakten Yeraltı Evi’ni gezmek. Ürgüp yerlilerinin 100 yıl önce nasıl bir yaşam sürdüğünü gösteren 7 katlı bir yeraltı evi olan bu müzeye Temenni Tepesi’nden girilip şehir merkezinden çıkılıyor. Peki Temenni tepesine çıkmaya değer mi derseniz bu müzenin açık olduğu saatler için değer derim. Aksi taktirde zamanınız bolsa çıkın, kısıtlı zamanda çok yer görmek istiyorsanız başka zamana bırakın.
Yeraltı Şehirleri
Derinkuyu Yeraltı Şehri
20.000 kişinin aynı anda yaşayabildiği, yerin 18 kat altına uzanan, kompleks bir şehir planlamasına sahip bir yeraltı şehri gezmek sizi heyecanlandırıyorsa doğru yerdesiniz! Aslında bölgede 30’un üzerinde gezilebilir yeraltı şehri var ancak Derinkuyu Yeraltı Şehri, Kaymaklı ile birlikte bölgenin de en popüler ve en büyük iki yeraltı şehri olma özelliğini taşıyor. Bence Kapadokya’nın olmazsa olmazı, mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Derinkuyu Yeraltı Şehri’nin gezilebilen odaları sarı ile gösterilmiş.
Derinkuyu Yeraltı Şehri, karınca yuvası gibi tamamen yer altına oyulmuş kocaman bir yerleşim yeri. Tam sınırları halen kesin olarak bilinmese de 85 metre derinliğe uzandığı, toplamda 18 kattan oluştuğu ve yüzey alanı olarak 4,5km2 ‘lik bir yüzey alanına yayıldığı tahmin ediliyor. Bugün yalnızca 8 katı (55 metre derinliğe kadar) ziyarete açık olan şehir aslında gezdiğinizden çok çok büyük ama ziyarete açık olan kısmı bile büyülenmek için yeterli. Bu şehrin içerisinde evler, gıda ambarları, kilise, kilise, misyoner okulu, vaftiz havuzu, mutfak alanları, şaraphane, su kuyuları, havalandırma bacaları ve hatta ahır bile var.
Buradaki yerleşimin tarihi M.Ö. 2750 yılına kadar uzansa da burayı gerçek bir yeraltı şehri haline ilk getirenin kimler olduğu tam bilinmiyor. İlk kazmaya başlayanın Asur kolonileri, en çok şekillendirenin ise Roma’dan kaçan Hristiyanlar olduğu tahmin ediliyor. Eh kolay değil, peşinde koskoca Roma orduları var. Kaçıp saklanmak için sıra dışı bir yol geliştirmeyeceksin de ne yapacaksın zaten?

Derinkuyu Yeraltı Şehri (fotoğraf: ninelutsk / envanto elements)
Burası öylesine korunaklı bir yer ki, 1963 yılında bir köylü tesadüfen kazı yapana kadar bu yeraltı şehrinin varlığını bile bilmiyorduk. Zaten insanların burada yaşamasının temel nedeni de buymuş. Tehlike dönemlerinde şehrin giriş noktaları kapatılıp gizlendiği için hiç kimsenin buradan haberi bile olmuyormuş. Böylece şehir halkı her türlü düşman saldırısını atlayabiliyormuş. Olur ya bu da yetmezse diye, tüm katların bağlantı noktalarına yalnızca içeriden açılıp kapatılabilen, ağırlığı 200 ile 500 kilo arasında değişen sürgü taşları konulmuş. Eğer bir kat düşerse, alt katın başka tüneller aracılığıyla başka bir çıkıştan kaçma şansı varmış. Şunu unutmamak lazım, buranın halkı yeryüzü ile tüm bağlarını keserek ve sürekli olarak yeraltında yaşamamış. Yalnızca tehlike dönemlerinde şehir yüzeyden izole ediliyormuş.
Derinkuyu Yeraltı Şehri’ne Ürgüp’ten 44 dakikalık bir araba yolculuğu ile ulaşabilirsiniz. Yeraltı şehrine giriş Derinkuyu beldesinin merkezinde kalıyor. Bayram gibi zamanlarda çok kalabalık olduğu için gezmek biraz bunaltıcı olabiliyor ve aşırı uzun sıralar oluşuyor. Buraya tatil olmayan bir zamanda gelmenizi öneririm. Ayrıca geçilen tünellerin bir kısmı çok dar olduğundan çok büyük sırt çantaları ile sıkıntı yaşarsınız. Mümkünse eşyalarınızı aracınızda bırakın.
Yeraltı şehrinin konumu için tıklayın.
Kaymaklı Yeraltı Şehri
Derinkuyu’dan birkaç yüzyıl sonra inşa edilen Kaymaklı Yeraltı şehri, Kapadokya’nın en popüler iki yer altı şehrinden bir diğeri. Burası Derinkuyu’nun hemen hemen yarısı büyüklüğünde. Şehir 5000 kişi kapasiteye sahip ve 8 kattan oluşuyor. Bu şehrin de tamamı değil 4 katı ziyarete açık durumda. Kaymaklı yeraltı şehrinin ilk katını Hititlerin kurduğu ve sonrasında Roma’dan kaçan Hristiyanların yeni katlar ve odalar ekleyerek büyüttüğü tahmin ediliyor.

Kaymaklı Yeraltı Şehri (Fotoğraf: ABBPhoto / Envanto Elements)
Kaymaklı yeraltı şehrine ilk girdiğinizde önce ahır, buranın altında ise kilise ve kilise görevlilerinin gömüldüğü düşünülen bir mezarlık var. Üçüncü katta mutfak, depolar, şaraphane, bakır atölyesi gibi alanlar mevcut. Dördüncü kat ise evler ve depolar bulunuyor. Bu şehirde de yaşamı idame ettiren havalandırma bacaları, su kuyuları ve tünelleri koruyan sürgü taşları mevcut.
Kaymaklı beldesinin merkezinde yer alan yeraltı şehrine Ürgüp’ten 40 dakikalık bir araba yolculuğuyla kolayca ulaşabilirsiniz. Müzkart ile ücretsiz olarak girilebilen Kaymaklı yeraltı şehrinde de çok dar ve alçak tüneller bulunduğu için mümkünse eşyalarınızı, özellikle de büyük sırt çantalarınızı araçta bırakın. Burası Derinkuyu yeraltı şehrine çok benzediği için ikisini arka arkaya gezmek etkileyiciliğini alıp götürebilir diye düşünüyorum. Kapadokya’yı farklı zamanlarda tekrar tekrar ziyaret ettiyseniz ilk gelişinizde birini, ikinci gelişinizde diğerini gezebilirsiniz.
Konumu için tıklayın.

Kaymaklı Yeraltı Şehri (Fotoğraf: ABBPhoto / Envanto Elements)
Mazı Yeraltı Şehri
Mazı Yeraltı Şehri Ürgüp’e 18 kilometre mesafede yer alıyor ve Müzkart ile ücretsiz olarak gezilebiliyor. 6000 kişi kapasiteli şehir tıpkı Kaymaklı gibi 8 kattan oluşuyor. Ben Mazı Yeraltı şehrini gezmedim ancak diğerlerinden daha geniş ve havadar alanları olduğu söyleniyor bu nedenle Derinkuyu ya da Kaymaklıya girmekten çekinenler belki buraya bir şans verebilirler. Yine zamanınız kısıtıysa, burada daha az sıra bekleyerek daha kısa süren bir yeraltı şehri turu yapabilirsiniz.
Mazı Yeraltı Şehrinin Bizans döneminde kurulduğu tahmin ediliyor. Buranın saklanmaktan ziyade yaşamak için tasarlandığını gösteren bazı farklılıkları var. Örneğin ahır alanı çok büyük ve çok sayıda yalak mevcut. Ayrıca giriş yapısı dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı savaşabilecek şekilde tasarlanmış. Diğer şehirlerde kat aralarında bulunan sürgü taşları burada şehrin 4 farklı girişinde bulunuyor ve buradan mızrak çıkarmayı sağlayan boşluklar görülüyor.
Konumu için tıklayın.

Mazı Yeraltı Şehri (Fotoğraf: turkishmuseums.com)
Tatlarin Yeraltı Şehri
Tatlarin yeraltı şehri aslında gezilecek yerlerin yoğun olduğu bölgenin biraz uzağında; Nevşehir’in Tatlarin Beldesinin girişinde kalıyor. Eğer Kapadokya’ya geliş ya da dönüş yolunuz buradan geçiyorsa uğramadan dönmeyin derim çünkü burası diğer yeraltı şehirlerinden daha farklı. Tatlarin’e her ne kadar adına yeraltı şehri desek tarihçiler buranın sığınma ya da savunma görevi gören bir şehir olmaktan ziyade bölgenin mimari geleneğine uygun yapılmış bir manastır kompleksi olduğunu düşünüyor. Bir diğer teori ise buranın bir askeri garnizon olduğu yönünde.
Tatlarin yeraltı şehri aslında büyük bir alana yayılsa da henüz 1991 yılında keşfedilmiş ve yalnızca 2 katı temizlenerek ziyarete açılabilmiş. Burayı diğer yeraltı şehirlerinden farklı kılan bir özelliği freskleri çok güzel korunmuş bir kilise bulunuyor olması. Ayrıca burada diğer yeraltı şehirlerinde bulunmayan bir tuvalet ve giriş kapısını korumaya yönelik bir güvenlik sistemi de var.
Konumu için tıklayın. (Google’da işaretli olan konumlar hatalı. Ben de tam nokta atışı işaretleyemedim ama bu arada gelirken tabelaları görürsünüz. Tabelaları takip edin)
Bonuslar:
Gümüşler Manastırı
Gümüşler Manastırı Kapadokya’nın merkezinden biraz uzakta kalsa da bence kesinlikle görülmeye değer bir yer. Derinkuyu yeraltı şehrine gidiyorsanız buradan yolunuzu bir 40 dakika daha uzatarak ziyaret edebilirsiniz. Manastır Niğde’ye gelmeden, Gümüşler Köyünün girişinde yer alıyor. Müzkart ile ücretsiz bir şekilde gezilebiliyor. Fazla bilinmediği için sessiz sakin gezebiliyorsunuz ve fotoğraflarda görünenden bile büyük olması insanı gerçekten etkiliyor.
10. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Gümüşler Manastırı Kapadokya’nın en büyük manastırı olma özelliğini taşıyor. Burası Osmanlı Döneminde bile Hristiyanlar tarafından ibadethane olarak kullanılmaya devam edilmiş ve günümüze kadar çok iyi korunmuş bir şekilde gelmiş.
Manastır kare şeklinde bir avludan ve bu avluya bağlanan bir kilise ve odalardan oluşuyor. Kilisenin içerisinde çok iyi durumda freskler var ve kilisenin altında da işlevi bilinmeyen bazı yeraltı odaları bulunuyor.

Narlıgöl (Acıgöl)
Narlıgöl’e tek başına gitmeye hiç gerek yok ama Ihlara Vadisine gidecekseniz bu gölün hemen yanından geçeceksiniz demektir. Yoldan yalnızca 5 dakikalığına saparak bir krater gölü görme şansınız var ve bunu değerlendirmek isteyebilirsiniz. Nar Gölü veya Acıgöl isimleriyle de bilinen bu göl Aksaray Niğde Sınırına, Ihlara’ya yarım saat mesafede yer alıyor.
Narlıgöl bir “Maar Gölü” sayılıyor. Yani vaktiyle buradan püsküren lavların yarattığı krater suyla dolarak sığ bir göl oluşturmuş. Gölün altındaki magma cepleri ise bölgeyi jeotermal sular çıkan bir yer haline getirmiş.
Buraya uğrayacaksanız Salda ya da Nemrut gibi görkemli bir şey beklemeyin. Ben gittiğimde tamamen hiçliğin ortasında kalmış bir göldü ama sanırım yakın zamanda yanına bir şeyler yenilip içilebilecek bir tesis de açılmış.
Mustafapaşa Köyü
Antik dönemlerde Sinasos adıyla bilinen Mustafapaşa Köyü; çok sayıda kilise ve konağa ev sahipliği yapan tarihi bir köy. Burası aslen bir Rum köyü olduğundan nüfus mübadelesi öncesinde çoğunlukla Hristiyan nüfusun yaşadığı bir yermiş. Mimarisi ve tarihi çok güzel korunduğundan sokakları bugün bile tarih kokuyor.
Mustafapaşa Köyüne gidecekseniz yol üzerinde Kahve Müzesini gezebilir, mimarisiyle öne çıkan Mehmet Şakir Paşa Medresesi’ni görebilir, eski bir Rum kilisesi olan Eski bir Rum Konstantin – Eleni Kilisesi’ni gezebilir ve taş evlerle bezeli sokaklarda yürüyüş yapabilirsiniz. Kitre Bebek Müzesi de yine Mustafapaşa’da bulunuyor.

Mustafapaşa Köyü’nde terk edilmiş bir konak
Kapadokya’da Ne Yenir?
Kapadokya denilince akla testi kebabı gelir. Çok uzun sürede yavaş yavaş piştiği içim yumuşacık olmuş etleri ve yemeğe aromasını veren sebzeleriyle gerçekten güzel bir yemek. Garsonlar yemeğin gerçekten testide, geleneksel yöntemlerle piştiğini göstermek için testiyi kapalı olarak getirip masanızda kırıyorlar. Dolayısı ile bir mekânda bir elinde testi diğerinde satır ile dolaşan inanlar varsa orası testi kebabı servis ediyor demektir.
Kapadokya’nın bir diğer meşhur yiyeceği de kuru kaymak. Asıl olarak Kaymaklı’ya ait bir lezzet olsa da pek çok yerde karşımıza çıktı. Bildiğimiz kaymak özel yöntemlerle kurutuluyor ve ortaya akışkan ya da sürülebilir olmayan daha sert kaymak parçaları çıkıyor. Kahvaltıda balla birlikte yeniyor. Benim bildiğim bir de Ürgüp Köfte var. Bunun tadına bakmadım ama özelliği içerisinde patates olmasıymış. Ayrıca sarma, mantı ve erişte de bölgede sık tüketiliyor.
Kapadokya’nın geleneksel mutfağı sayılmasa da ilginç bir restorana gitmek isterseniz Ürgüp’te Barbarian Medieval Tavern’e (konumu için tıklayın) bir şans vermek isteyebilirsiniz. Burası bir orta çağ hanı olarak tasarlanmış. Ben gittiğimde elektrikler kesildiği için tam orta çağa dönmüştük. Özellikle isli yiyecekleri seviyorsanız ve farklı atmosferlerde bulunmaktan keyif alıyorsanız burayı deneyin.

Testi Kebabı
Kapadokya’da Nerede Kalınır?
Kapadokya’da görülmesi gereken yerlerin yoğun olduğu bölgeye yakın olmak İçin Ürgüp, Göreme, Ortahisar ya da Uçhisar’da konaklayabilirsiniz. Bu dört yer de birbirine çok yakın olduğu için hangisini seçtiğiniz çok fark etmiyor. Ben bugüne kadar hep Ürgüp’te kaldım, bir başkası hep Göreme’de kalmış. Uçhisar’dan şaşmam diyen de var. Dolayısı ile bence içinize sinen otel neredeyse orada kalın.
Kapadokya’da otel seçerken iki seçeneğiniz olacak, bir tanesi bildiğimiz normal binalara sahip standart oteller, bir diğeri ise “cave hotel” olarak geçen mağaralara oyulmuş ve taş yapılarla tamamlanmış oteller. Bölgedeki fiyat skalası da çok geniş. Çok uygun oteller olduğu gibi çok lüks ve pahalı oteller de var. Eğer imkanınız varsa bölgenin kendine has atmosferini yaşatan iyi bir cave otelde kalmanızı öneririm. Eğer daha hesaplı bir şeyler arıyorsanız cave oteller bütçenizi zorlayabilir. Bu arada kamp yapmayı seviyorsanız bölgede çok sayıda camping alanı olduğunu da ekleyeyim.
Kendi kaldığım ya da beğenip henüz kalma imkânı bulamadığım bazı otel önerilerim şu şekilde:
Sacred House (Ürgüp)
Ürgüp’ün Merkezinde kalan Sacred House, cennet-cehennem konseptiyle tasarlanmış bir butik otel. Çalışanlar ilgili, kahvaltı güzel, dekorasyon zaten muhteşem. Gerçekten her ayrıntısı incelikle dizayn edilmiş, her detayı hikâye anlatan aşırı huzurlu bir atmosferi var. Buraya giderseniz hangi mevsim olursa olsun yanınıza mayo alın; alt kattaki havuza girmek isteyeceksiniz.
Ayrıntılı bilgi ve rezervasyon için tıklayın.

Sacred House Otel’in Archangel Suite Odası (fotoğraf: www.sacredhouse.com.tr)
Dinler Otel (Ürgüp)
Eğer mağara otellere kıyasla daha hesaplı bir seçenek arıyorsanız Ürgüp Dinler Otel iyi bir seçenek. Aslında biraz eski bir otel ama gayet temiz, konforlu, yarım pansiyon konaklanabilecek gerçek bir fiyat/performans oteli.
Ayrıntılı bilgi ve rezervasyon için tıklayın.
Argos in Cappadocia (Uçhisar)
Argos otel muhteşem bir manzaraya sahip ve bunu kaliteli hizmet ile birleştirdiği için Kapadokya’nın en meşhur otelleri arasında yerini almış. Coğrafyaya tepeden baktığı için hem peri bacalarını hem de gün doğumunda kalkan balonları otelinizden izleyebiliyorsunuz. Otelin çok sayıda ödülü var ve lüks bir hizmet sunuyorlar. Tabii tüm bunlar karşılığında fiyatı da ortalamanın epey üzerinde.
Ayrıntılı bilgi ve rezervasyon için tıklayın.
Museum Hotel (Uçhisar)
Kapadokya bir başka çok lüks ve dolayısı ile pahalı oteli Museum Hotel. Konumu itibarıyla çok güzel bir manzarası ve bu manzaraya bakan bir de havuzu bulunuyor. Sabah kalkan balonları otelden izleme imkânı sunuyor. İçerisi çok şık ve zevkli döşenmiş. Ben burada konaklamadım ama puanlarına ve yorumlarına baktığımda bütçesi uygun olanlar için gerçekten iyi bir seçenek gibi duruyor.
Ayrıntılı bilgi ve rezervasyon için tıklayın.
Kayakapı Premium Caves Cappadocia (Ürgüp)
Ürgüp’te çok uçuk fiyatlar ödemeden (tabii havuzlu süitleden bahsetmiyorum), şık ve kaliteli bir cave otelde kalmak isterseniz Kayakapı Premium Caves’e bakabilirsiniz. Otelin çok hoş bir atmosferi var ve çok olumlu yorumlar almış.
Ayrıntılı bilgi ve rezervasyon için tıklayın.
Millstone Cave Suites (Uçhisar)
Güzel odalarda çok uçuk fiyatlar ödemeden kalabileceğiniz bir cave otel de Millstone Cave Suites. Otel hem çok şık bir şekilde döşenmiş hem de inanılmaz bir manzaraya sahip. Otelden hem peri bacalarını hem de balonları görebiliyorsunuz.
Ayrıntılı bilgi ve rezervasyon için tıklayın.