Sintra Gezi Rehberi

Sintra Gezi Rehberi ve Gezilecek Yerler

Portekiz’i gezerken mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir tanesi Sintra. Peki bu kocaman parkın içerisinde nereleri gezmek lazım? Sintra’ya nasıl gidilir, biletler nasıl alınır, ne kadar vakit ayırmak gerekir? Hepsini Sintra Gezi Rehberimde topladım!

Kısaca fikrimi söylemem gerekirse Sintra’da geçirdiğim gün benim uzun zamandır geçirdiğim en keyifli günlerden biriydi. Özellikle doğanın içinde olmayı ve değişik mimari yapıları seviyorsanız buraya mutlaka bir şans verin. Eğer çok fazla yürümeye ya da oradan oraya gitmeye mecaliniz yoksa aynı keyfi alamayabilirsiniz. Sadece Pena Sarayı’nı ve kasabayı gezip dönenler buradan benim aldığım kadar keyif almamışlar.

Eğer yolunuz Portekiz’e düştüyse, Lizbon Gezi Rehberi yazımı da okumak isteyebilirsiniz.

Sintra Gezi Rehberi

Sintra Hakkında

Sintra aslında Lizbon’un batısında kalan çok geniş bir bölgenin adı. Buraya gezmeye gidenleri ilgilendiren kısım ise “Sintra Tabiat Parkı” olarak türkçeleştirebileceğim park kısmı. Burayı özel kılan şey yemyeşil, muhteşem bir doğaya sahip olması ve yüksekliği nedeniyle Lizbon’un bunaltıcı yaz sıcaklarından kaçılabilecek bir alan olması. Hal böyle olunca zenginler malikanelerini, krallar yazlık saraylarını buraya inşa etmişler. Böylece o muhteşem doğanın içerisinde bugün müze olarak gezilebilen birçok muhteşem mimari eser birikmiş.

Sintra’nın sıra dışı özellikleri doğasından ve mimari eserlerinden ibaret değil. Burası tarihi açıdan da önemli bir nokta. Sintra Mağribilerin, yani kuzey Afrika’dan İber yarımadasına gelip buranın kontrolünü elinde tutan Müslümanların önemli yerleşim noktalarından bir tanesi olmuş. Yüksek tepeleriyle tüm coğrafyaya tepeden bakmayı sağlayan stratejik konumundan ötürü, en büyük kalelerinden bir tanesini buraya inşa etmişler.

Bitti mi? Bitmedi. Aynı zamanda Hristiyanlarca kutsal sayılan birkaç mekana da ev sahipliği yapıyor. Örneğin o meşhur Pena Sarayı yapılmadan burada bir manastır varmış. Gezilecek her yerin tarihini ve özelliklerini uzun uzun anlatacağım için şu anda pek detaya girmiyorum.

Mağribi Kalesi

Moorish Castle / Mağribi Kalesi

Sintra’da Neler Var?

Sintra Parkı çok büyük bir alan ve içerisinde gezilebilecek pek çok şey var. Bunların bir kısmı şu şekilde:

📌 Pena Sarayı ve Bahçeleri
📌 Mağribi Kalesi (Moorish Castle)
📌 Quinta da Regaleira
📌 Monserrate Sarayı
📌 Sintra Ulusal Sarayı (National Palace)
📌 Biester Sarayı
📌 Capuchos Convent (Kapuçin Manastırı)
📌 Sintra Kasabası

Bunların hepsini tek bir günde gezebilmenin imkanı yok. Bu nedenle buraya günübirlik gelenlere önerim Pena Sarayı + Mağribi Kalesi + Quinta da Regaleira üçlüsünü gezmek. Ben de bu rotayı izledim ve bu Sintra Gezi rehberinde size bu rotayı adım adım anlatacağım.

Eğer Portekiz’de geçirecek uzun bir zamanınız varsa buraya 2 gün de ayırabilirsiniz. O zaman Sintra Ulusal Sarayını, Condessa D’Edla Köşkü’nü ve Monserrate Sarayını da görecek vaktiniz olur. Saray saray gezmek yerine doğada uzun yürüyüşler yapmak ya da kasabada daha uzun vakit geçirmek de mümkün tabii.

Son olarak pek çok kişi Sintra gezisini Avrupa’nın en batı ucu olan Roca Burnu’na uğrayarak bitiriyor. Eğer havanın geç karardığı bir dönemdeyseniz siz de öyle yapabilirsiniz.

Cabo da Roca

Sintra gezinizin en sonunda Roca Burnu’na yani “Cabo da Roca”‘ya da uğrayabilirsiniz. Sintra’dan buraya araçla 40 dakikada ulaşılıyor.

Sintra’ya Nasıl Gidilir?

Sintra’ya ulaşım için iki alternatifiniz var. Trenle gelmek ya da Bolt kullanmak. Araç kiralayıp gelmenin hiçbir esprisi yok çünkü gezilecek yerlerin kapısına park edemiyorsunuz. Aracınızı kasabadaki park yerlerine bırakmak zorundasınız. Ücretsiz park yerleri var ama yer bulma sıkıntısı yaşanabiliyormuş. Gelelim mantıklı alternatiflere:

1. Bolt

Bolt tıpkı Uber gibi telefonunuzdan araba çağırabileceğiniz bir uygulama. Burada Bolt kullanımı Uber kullanımından daha yaygın çünkü daha ucuz. Üstelik çılgın indirimlere denk gelebiliyorsunuz. Örneğin biz ilk 3 binişte geçerli %30 indirim almıştık. Lizbon’un merkezinden Sintra’ya 15€ civarı bir şey ödedik. Özellikle 2-3 kişiyseniz çok daha ucuz ve konforlu oluyor.

Dolandırıcılığa dikkat: Hayatımda ilk defa bir turist dolandırıcılığına maruz kaldım. Pena Sarayı’na giderken şoför bir ara yoldan saptı ve saraydan uzaklaşmaya başladı. Burada yol sorduğu kişiler “Saraya sadece yetkisi olan araçlar çıkabilir; siz bu araçla oraya gidemezsiniz” dediler ve kişi başı 10€ karşılığında bizi Pena Sarayı’nın kapısına götürdüler. Oraya gidince bir baktık ki Bolt arabaları tam ulaşmak istediğimiz yerde yolcu indiriyor. Yani oraya çıkmaları kesinlikle yasak değil!

Sonradan öğrendik ki bu dolandırıcılar Bolt şoförlerinin sık kullandığı navigasyon uygulamalarına Pena Sarayı’nın girişini bilerek yanlış yere işaretlemişler. Bölgeyi bilmeyen bir şoför o navigasyon uygulamasını kullandığında bunların işaretlediği noktaya geliyor. Dolandırıcılar da sağa çekmeye müsait olan tek noktada bekleyip “oraya bu arabayla girmeniz yasak” yalanını söyleyerek yolcuları kendi araçlarına alıyorlar. Eğer başınıza böyle bir şey gelirse bu yalana asla inanmayın, şoförü kapıya kadar çıkmaya ikna edin. Gerekirse kendi navigasyonunuzu açıp doğru yolu tarif edin.

Quinta de Regaleira

Quinta de Regaleira

2. Tren

Lizbon’un tam merkezindeki Rossio tren istasyonundan kalkan trenler Sintra tren istasyonuna 40 dakikada gidiyor. Yaklaşık 15-20 dakikada bir tren var. Biletinizi istasyondaki otomatlardan ya da bilet gişelerinden alabiliyorsunuz. Bilet ücretleri kişi başı 2.5€.

Eskiden Sintra’da geçerli tren+otobüs kombine biletleri varmış ama web sitesine baktığımda “geçici olarak kaldırıldı” ibaresini gördüm. Eğer trenle gitme niyetiniz varsa güncel durumu ayrıca araştırmanızı öneririm.

Sintra İçerisinde Ulaşım Nasıl Sağlanır?

1) Otobüsler

Sintra içerisinde ring yapan (yani git gel yapmak yerine de aynı yöne doğru daireler çizerek yolcu alıp bırakan) otobüsler var. Burada 2 farklı hattı kullanabilirsiniz:

📌 434 Numaralı Otobüs Güzergahı:
Sintra Tren İstasyonu
Sintra Ulusal Sarayı
Mağribi Kalesi
Pena Sarayı

📌 435 Numaralı Otobüs Güzergahı:
Sintra Tren İstasyonu
Sintra Oldtown
Quinta da Regaleira
Palácio de Monserrate Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Eğer her iki otobüs için de sınırsız biniş sağlayan 24 saat geçerli bir bilet almak isterseniz Sinta Parkı resmi web sitesinden herhangi bir yere bilet alırken, otobüs biletinizi de sepete ekleyebilirsiniz. Bu web sitesinde bilet ücreti 10.96 € olarak görünüyor ama sanırım Sintra’ya gidip fiziksel bilet almak isterseniz almak istediğinizde €13.50 tutuyormuş. Tek binişlik bilet almak isterseniz bu da mümkün elbette.

Eğer günü Roca Burnu’nu (Coba de Roca) ziyaret ederek bitirmek isterseniz ya da Carcais’e gitmek isterseniz o zaman yine tren istasyonunun oradan kalkan 404 numaralı otobüse bineceksiniz.

Sintra’da otobüs kullanmak çok mantıklı bir seçenekmiş gibi görünüyor ama özellikle yaz ayları ya da paskalya tatili gibi yoğun zamanlarda otobüse biniş sıraları aşırı uzun olabiliyormuş. Otobüse binmek için 1 saate yakın sıra beklediğini söyleyen insanların yorumlarını okuyunca ben bu işten baya soğudum. Peki ulaşım işini nasıl yaptım? Pena Sarayı’na Bolt aracıyla çıkıp geri kalan yerlere yürüdüm!

Mağribi Kalesi

Lizbon’da çıktığınız yokuşlar yeterli gelmediyse daha fazla yokuşu Mağribi Kalesinde çıkabilirsiniz.

2) Yürümek

Sintra’da gezilecek yerler arasında mesafeler uzun. Ayrıca çok dik yokuşlar var ama seyahatinizi en yüksek yerden başlayıp (Pena Sarayı) yokuş aşağı yürüyecek şekilde planladığınız taktirde kesinlikle yürünebilecek mesafeler. Bölgenin doğası çok güzel dolayısıyla bu yürüyüşler sanki bir yerden bir yere ulaşmak için değilmiş de doğada vakit geçiriyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Fikir vermesi açısından bazı yürüyüş mesafelerini şöyle bırakıyorum:

Pena Sarayı’ndan Mağribi Kalesine: 15 dakika (düz sayılır)
Mağribi Kalesinden Quinta da Regaleira’ya: 30 dakika (yokuş aşağı)
Quinta da Regaleira’dan Tren İstasyonuna: 30 dakika (hafif yokuş çıkıp inmeli)
Mağribi Kalesi’nden Sintra Ulusal Sarayı’na: 20 Dakika (yokuş aşağı)
Pena Sarayından Chalet of the Countess of Edla’ya: 25 dakika (yokuş aşağı)

Tam tersi yönde yürümenizi gerçekten tavsiye etmiyorum çünkü yokuşlar çok dik. Örneğin tren istasyonundan Pena Sarayı’na yürümeye kalkarsanız, 1 saat 10 dakika civarı sürüyor. Bence hiç gerek yok.

3) Bolt

Sintra küçük bir kasaba olmasına karşın kolayca Bolt aracı bulabiliyorsunuz. Sadece gündüz saatlerinde yerleşim yerinin merkezine girmeleri yasak. Bunun dışında Pena Sarayı’na, Mağribi Kalesi’ne, Monserrate Kalesi’ne falan rahatlıkla Bolt çağırabilirsiniz.

Sintra Gezi Rehberi

Ben gezmeye Pena Sarayı’ndan başladım çünkü gezimin devamında yokuş aşağı yürümeyi tercih ettim. Quinta de Regaleira’da geç açılıp geç kapandığı için en son durağım oldu. İkisi arasında Mağribi Kalesi’ne uğradım ve kasabada bir öğle yemeği molası verdim. Akşam gezimiz bitince Roca Burnu’na uğrayıp gün batımını seyredip Lizbon’a geri döndüm.

Bu haliyle bile gayet dolu dolu hatta yorucu bir program oldu. Daha fazlasını günübirlik bir ziyarete sığdırabileceğinizi sanmıyorum.

Pena Sarayı (Pena Palace)

İnternetteki her Lizbon veya Sintra Gezi Rehberinde bahsedilen, her yerde fotoğraflarını göreceğiniz o rengarenk saray Pena Sarayı.

Pena Sarayı Hakkında

Pena Sarayı’nı Avrupa’daki pek çok saraydan farklı kılan şey, döneme hakim olan romantizm akımına tanıklık etmenizi sağlaması. Mimarlıkta romantizm; kuralları ve mantığı bir kenara bırakıp hayal gücünü canlandıran eserler yaratmayı hedefliyor. Akla değil duyguya hitap etmek istiyor. İşte Pena Sarayı’nda farklı mimari stillerin (Neo-Gotik, Manueline, İslam mimarisi ve Neo-Rönesans) ve hiç alışık olmadığımız renk ve biçimlerin bir araya gelmesinin nedeni bu. Bu sayede alışılmışın çok dışında bir mimari eser karşılıyor bizleri.

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı 1839 yılında, Prens II. Ferdinand tarafından yazlık saray olarak yaptırılmış. Tabi prens durduk yerde “şu tepeye bir çıkayım bakayım hoşuma giderse sarayımı buraya yaptırırım” dememiş. Öncesinde de kutsal sayılan bir manastır varmış burada.

Taa Orta Çağ’da Meryem Ana burada “göründü” diye bir şapel yapmışlar buraya. Tepe böylece bir haç merkezine dönüşmüş. Kralların da ziyaret ettiği bu kutsal mekana bir de manastır yapılmış. Pena 18 keşişin yaşadığı küçük bir meditasyon alanına dönüşmüş böylece.

Manastıra yıldırım düşmüş, yanmış, Lizbon depremi olmuş derken iyice harabeye dönmüş. Aradan neredeyse 400 yıl geçmiş ve aileye Kraliçe II. Maria ile evlenerek damat olarak giren Prens II. Ferdinand tüm bu toprakları satın alıp tamir ettirmeye başlamış.

Satın aldığı dev arazinin (manastır, Mağribi kalesi ve çevredeki diğer mülkler de dahil) en tepesine de yazlık sarayı olacak olan Pena Sarayı’nı kondurmuş. 1842 ile 1854 yılları arasında süren inşaat boyunca Ferdinand’ın epey müdahaleci olduğu, Orta Çağ ve İslam mimarisine dair unsurlar konulmasını özellikle istediği ve sembolizme önem verdiği söyleniyor.

Pena Sarayı'nın mimari detayları

Pena Sarayı’na adım atar atmaz İslam mimarisinin etkilerini hissediyorsunuz.

II. Ferdinand’ın eşi ölünce saray Kral Luís’e satılmış. Portekiz’in son kraliçesi Amélia ülkeyi terk edene kadar kraliyet ailesi tarafından aktif olarak kullanılmış.
Bu arada bazı Sintra gezi rehberlerinde sarayın gri olduğu ve turistlerin ilgisini çeksin diye sonradan rengarenk boyandığı yazıyor ama bu bilgi doğru değil. Saray ilk yapıldığında yine bu renklerdeymiş. Ancak zamanla solup grileşmiş ve Portekiz halkı sarayı gri haliyle hatırlar olmuş. Restorasyon sırasında orijinal renklerine geri boyanmış.

Edla Kontesinin Köşkü (Chalet da Condessa D’Edla): Sarayın yerleşkesinde çok tatlı bir dağ evi var. Burası Pena Sarayı’nın bir parçası ve Pena Park bileti ile girilen alan içerisinde kalıyor. Ancak saraya epey uzak. Saraydan buraya yürüyüp geri dönmek demek yaklaşık 50 dakikanızı yürüyüşte geçirmek demek. Eminim çok keyifli bir yürüyüştür ama zamanı olanlar için.

Peki değiyor mu derseniz bilmiyorum çünkü benim o kadar vaktim yoktu, tam da bu nedenle buraya hiç gitmedim. Alternatif olarak tuk tuk ya da at arabalarına binerek de gidebilirsiniz tabii. Bir de belli saatlerde kapalı oluyormuş (öğle arası gibi bir şey galiba). Buraya kadar gelip gezemeden dönmek üzücü olacağı için konuyu bir araştırın derim.

Peki kimdir bu Edla Kontesi derseniz, Pena Sarayı’nı yaptıran II. Ferdinand’ın ikinci eşi Elise Hensler derim. Köşk ahşap mimarisi, diğer ikonik yapıları gören manzarası ve romantik bahçeleri ile ünlü. Konumu için buraya tıklayabilirsiniz.

Esla Kontesinin Evi

Esla Kontesinin Evi (fotoğraf: parquesdesintra.pt)

Pena Sarayı’nı Gezerken Bilmeniz Gerekenler

Saraya gitmek için biletlerinizi önceden almanızı öneririm. Kapısında bilet otomatları var ama yoğun sezonlarda inanılmaz uzun kuyruklar oluşuyormuş burada. Saray gezinizi iki farklı şekilde planlayabilirsiniz:

1. Sarayı sadece dışarıdan görmek

Sarayı sadece dışarıdan görmek için “Park of Pena” bileti almanız yeterli. Park of Pena biletinin ücreti ise 12 €. Bu biletin saat sınırı yok. Sadece gününüzü seçiyorsunuz. Bu biletle sarayın avlularını gezip parkta yürüyüş yapabiliyorsunuz. Ben sarayın avlularını gezmekle yetindim ve bence gayet yeterli ve keyifli oldu.

Sarayın içerisine girmeyecekseniz avluya çıkan yoldaki uzun sıraya girmenize gerek yok. Sağ taraftaki sıra içeriyi gezmeyi bekleyenlerin sırası. Siz soldan devam edip doğrudan avluya çıkabilirsiniz.

Avluda “Triton Kapısı” denilen ve tepesinde bir deniz canavarı süslemesi bulunan kapıyı, Mağribi mimarisinde görülen at nalı biçimli kapıları, Manuelin mimarisinin olmazsa olmazı olan halat ve perçin desenlerini görebileceksiniz. Sanki farklı tarihlerde farklı coğrafyalarda yapılıp burada birleştirilmiş gibi görünen o farklı üsluptaki binaların bütünlüğünü ve elbette muhteşem Sintra manzarasını da avluları gezerken görebiliyorsunuz.

Sintra, Sritao Kapısı

Tritao Kapısı’nda sizi karşılayan deniz canavarı

Parkın geri kalanı, “doğalmış” gibi görünecek şekilde tasarlanmış ama aslında dünyanın dört bir yanından gelen bitkilerle süslenmiş 85 hektarlık bir alan. Arada havuzlar, heykeller, çardaklar, göller, mağaralar, heykeller, seralar, yürüyüş rotaları, Edla Konsesi’nin Dağ Evi ve bölgede ata binerek gezebileceğiniz bir var. Yani dilerseniz tüm gününüzü bile burada geçirebilirsiniz.

2. Sarayın hem dışını hem içini gezmek

Dürüst olmak gerekirse ben bunu tercih etmedim çünkü Google yorumlarında ve videolarda 1 saatten uzun sıra bekleyip, mahşeri bir kalabalıkla gezip kendisini dışarı zor attığını söyleyen çok fazla kişi vardı. Başka bir değişle içeri girmek için o kadar zaman harcadığına pişman olan çok fazla kişi olması beni de içeri girme fikrinden vazgeçirdi. Yine de vaktiniz varsa ve sıra beklemek sizin için sorun değilse girip görün tabii.

Sarayın içini de gezmek istiyorsanız “Park and Palace of Pena: Essential Visit” biletinden almanız gerekiyor. Bilet ücreti 20€. İçeriyi gezmek kalabalığın yoğunluğuna göre 1 ila 1,5 saat kadar sürebiliyormuş. İçeriye girdiğinizde 16. yüzyıldan kalan manastırın avlusunu ve şapelini, oturma odasını, yemek odasını, yatak odalarını, saray mutfağını ve karşılama holü gibi alanları gezebiliyorsunuz. Sarayın içerisinde Mağribi ve Gotik üslupta boyanmış seramik duvar kaplamaları, sıva ile oluşturulmuş zarif freskler ve güzel vitraylar mevcut.

Saatiniz geldiğinde sıraya girmiş olmak için biraz erken gelmenizi öneririm çünkü alt kapıdan sarayın giriş kapısına yürümek 15-20 dakika sürüyor.

📍 Ziyaret Saatleri:
Pena Park: 09:00 – 19:00 arası
Pena Sarayı: 09:30 – 18:30 arası
Biletlerin satıldığı resmi siteye bu linkten ulaşabilirsiniz.

Mağribi Kalesi (Moorish Castle)

Mağribi Kalesi biraz yorucu ama özellikle doğal güzelliklerle iç içe vakit geçirmekten hoşlanan kişileri mutlu edecek bir yer. Öte yandan “tarihi keşfetme” beklentisiyle giderseniz çok tatmin olmayabilirsiniz çünkü tamiratlar sırasında orijinal kimliğini biraz yitirmiş. Bilgilendirme levhaları da çok yeterli değil.

Mağribi Kalesi

Mağribi Kalesi

Mağribi Kalesi Hakkında

Adından da anlaşılacağı üzere kale Mağribiler; yani İber yarımadasına Kuzey Afrika’dan gelen Müslümanlar tarafından inşa edilmiş.

8. ve 9. yüzyıllarda inşa edilen kale uzun süre boyunca stratejik açıdan önemli bir nokta olmuş. Bir noktada Portekizlilerin “Fatih” sıfatıyla andığı Afonso Henriques gelip bu toprakları da ele geçirip Portekiz’in bağımsızlığını ilan etmiş ve kale böylece kaybedilmiş.

Alfonso Kaleyi bölgede yaşayan kişilere verip, “burada yaşayıp buranın güvenliğini sağlayacaksınız” falan demiş ama giderek daha çok kişi Sintra’nın köylerinde yaşamaya başladığı için bölgenin askeri önemi giderek azalmış. Öte yandan burada önemli bir şapel olduğu için dini önemi artmaya başlamış. Burası neredeyse tam anlamıyla bir dini inziva merkezine dönüşürken Lizbon depremi (1755) yaşanmış. Kale ve manastır büyük ölçüde zarar görünce kaderine terk edilmiş. 1840’ta Portekiz Kralı II. Ferdinand Pena Sarayı’nın da bulunduğu tüm bu toprakları satın alıp kaleyi yeniden tamir ettirmiş.

Mağribi Kalesi

Mağribi Kalesi (Moorish Castle)

Mağribi Kalesini Gezerken Bilmeniz Gerekenler

Biz kaleye girerken “biraz yürür yorulduğumuz yerden döneriz” diye düşünmüştük ama gezi rotası sizi döndürüp çıkışa geri ulaştıracak şekilde oluşturulmuş. Yani herhangi bir yerinden geri dönmek yerine tüm rotayı yürümek daha mantıklı çünkü yolunuz uzamıyor.

Kalenin girişi ve çıkışı tam olarak şu noktada. Hemen önünde bir bilet satış ofisi var ama ben gittiğimde kapalıydı. Riske atmamak adına bileti online olarak almak daha iyi olabilir.

Mağribi kalesi biletinizi resmi web sitesi olan bu adresten alabilirsiniz.  Biletin ücreti 12€. Belirli bir saat aralığı yok, bilet alırken sadece gününüzü seçmeniz yeterli.

Kalenin ortasında küçük bir sarnıç, bir kafe, tuvaletler ve müze var. Bunun dışında surların üzerinde bir tam tur atıp başladığınız yere yakın bir noktaya geliyorsunuz. Ciddi miktarda basamak ve yokuş çıkıyorsunuz dolayısıyla bu yürüyüş herkese uygun olmayabilir. Eğer Mağribi Kalesi’ni gezme niyetiniz varsa mutlaka en rahat ayakkabılarınızı giyin.

Burayı tamamen gezmeniz 1,5 saat kadar sürüyor. Yavaş yürüyüp keyfini çıkarma payı da eklerseniz buraya 2 saatinizi ayırmanızı öneririm.

Mağribi Kalesi

Mağribi Kalesi (Moorish Castle)

Quinta da Regaleira

Geldik Sintra’da en sevdiğim yere! Belki ben böyle hayal gücü yüksek kişilerin elinden çıkmış deli deli mekanları çok sevdiğim için konuya nesnel yaklaşamıyorumdur ama Quinta da Regaleira’ya kesinlikle bayıldım!

Quinta da Regaleira Hakkında

Kısaca özetlemek gerekirse burası “gizli ezoterik bilgilere” nail olabilmeyi kafasına koymuş çok zengin bir adamın malikanesi ve bahçesine yayılmış türlü sembolik yapılardan oluşan bir yerleşke.

Quinta da Regaleira’ya yaptıran kişi António Augusto Carvalho Monteiro adında bir iş insanı. Kendisi bir koleksiyoner, böcek bilimci ve mason. Babasının Brezilya’dan kahve ve değerli taş ihraç ederek biriktirdiği servet, miras yoluyla kendisine kalınca, tam bir aristokrat hayatı yaşıyor. Bir yandan akademik çalışmalarla, bir yandan da ezoterik işlerle ilgileniyor. Bu arada Baron Walter de Rothschild’dan, yani “the” Rothschild’dan sonra dünyanın en büyük ikinci kanatlı böcek koleksiyonunun sahibi bu abimizmiş. Bu da garip bir bilgi olarak dursun burada.

Quinta da Regaleira

Quinta de Regaleira’nın konut olarak yaptırılan binası

Quinta de Regaleira 1904-1910 yılları arasında inşa edilmiş. Mimarı ise İtalyan mimar Luigi Manini. Mimari olarak gotik, manuelin, rönesans üsluplarını harmanlayan romantik bir üslubu var. Tabii bolca simya, masonluk, Tapınak Şövalyeleri ve Gülhaçlı sembolü boca edilmiş bir şekilde…

Nedir bu manuelin mimari derseniz kısaca şöyle açıklayayım; hani denizcilik Portekizlilerin ulusal kimliğinin bir parçası ya… İşte Portekiz’de Neo-Gotik mimarinin revaçta olduğu bir dönemde çok gurur duydukları bu kimliklerini yansıyacak unsurlar eklemeye başlıyorlar neo-gotik binalara… Denizci düğümleri, deniz canlıları, yelken ya da çapa gibi gemi detayları ile süsleniyor binalar. Bu akım pek çok kamu binası inşa ettiren Kral I. Manuel’in döneminde yaygınlaştığı için kralın adına atıfla “Manuelin Mimari” olarak adlandırılıyor. Yani sadece Portekiz’de görebileceğiniz buraya özgü bir mimari akımdan bahsediyoruz.

Quinta da Regaleira Manuelin Mimarisi Detayları

Manuelin mimarisine özgü süslemeleri görebileceğiniz birkaç detay.

Monteiro 1920 yılında ölünce tüm arazi oğluna kalmış. Oğlu burayı başkalarına satmış ve birkaç kez el değiştirdikten sonra Sintra Belediyesi’ne satılıp bir müze olarak ziyarete açılmış.

Quinta da Regaleira’da görebileceğiniz çeşitli ilginç yapılar var. Bunlardan bazıları şu şekilde:

Malikane: Her ne kadar fotoğraflarda buranın en havalı yeri malikanesiymiş gibi görünse de içeri girerken beklentinizi çok yüksek tutmamanızı öneririm. Yine de girip görmek lazım elbette.

Binanın içi müze olarak düzenlenmiş ama çok fazla odaya girmenize izin verilmiyor. Orijinal eşyalar da sayıca çok az. Malikanenin muhteşem bir yemek odası var ama odaya kapıdan yani uzaktan bakabiliyorsunuz. Binanın tarihini anlatan yazılarla dolu bir oda, bilardo odası ve oktagonal odayı gezip çıkıyorsunuz. Sonrasında malikanenin etrafında şöyle bir turlayabilirsiniz çünkü dış cephedeki süsleme ve detaylar gerçekten vakit ayırıp incelediğinize değiyor.

Quinta da Regaleira

Malikanenin içi

Şapel: Malikanenin hemen yanındaki ufak bina aslında minik bir kilise. Tıpkı malikane gibi burası da Gotik, manuelin ve rönesans stillerinin bir birleşimi şeklinde inşa edilmiş. Kiliseyi ilginç kılan ise süslemelerde kullanılan sembolizm.

Örneğin yere baktığınız zaman Portekiz’in coğrafi keşiflerini simgeleyen bir daire üzerinde bir tapınak şövalyeleri tarikatı tarafından kullanılan bir haç sembolünü ve pentagramları görüyorsunuz. Tavanda ise Mason loncası sembolünü görebiliyorsunuz. Bunlar dışında güzel kabartmalar ve vitraylar da mevcut.

Buranın üst katına çıkan bir merdiven varmış ve çıkıp üst kata bakmak da mümkünmüş ama biz gittiğimizde kapalıydı ne yazık ki. Kalıcı olarak mı kapatıldı yoksa bize mi tesadüf etti bilmediğim için gitmişken bir bakın derim. Şapelin altındaki tünellerden bir yeraltı mezarlığına da çıkılıyormuş ama burası ziyarete açık değil.

Quinta da Regaleira Şapeli

Evin yanında yer alan şapel

İnisiyasyon kuyusu (Inıtiation Well): Burası Quinta da Regaleira’nın en ikonik yerlerinden bir tanesi. İnisiyasyon kelimesi “sınama” kökeninden geliyor. Genellikle bazı ezoterik, sipiritüel topluluklarda, belirli inisiyasyon rütüelleri oluyor ve topluluğa katılan kişiler bu inisiyasyon aşamasını tamamladıktan sonra daha az kişinin bilmesine izin verilen “gizli öğretilere” ulaşabiliyorlar. Yani bir nevi o bilgileri öğrenmeye hazır olup olmadığını kanıtlama süreci olarak düşünebilirsiniz. İnisiyasyon sembolik bir yeniden doğum, hayata yeni bir pencereden bakmaya hazır olma gibi anlamlar da taşıyor.

Kuyunun 9 katlı olması, Dante’nin ilahi Komedya’sında betimlediği cehennemin 9 katı ile ilişkilendiriliyor. Kuleye iniş ölümü, yeraltı tünellerinden ışığa doğru tekrar çıkış ise doğumu sembolize ediyor deniliyor. Karanlıktan sıyrılıp aydınlığa ulaşabilme anlamı da var elbette. Öte yandan başka tarihçiler 9 sayısının Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nı kuran sekiz Tapınak Şövalyesi ve Büyük Üstadı işaret ettiği görüşündeler.

Quinta da Regaleira İnisiyasyon Kuyusu

İnisiyasyon Kuyusu

İnisiyasyon kuyusunda ne tarz ritüellerin yapıldığı kesin olarak bilinmiyor. Ancak malikanemizin sahibi Monteiro’nun inançları göz önünde bulundurulduğunda bazı çıkarımlar yapılıyor. Ritüele katılan kişinin gözlerini bağlayıp, eline bir kılıç tutuşturup, aşağı yolladıkları söyleniyor. Bu kişi kendisini nelerin beklediğini bilmeden ve görmeden aşağı inip, tüneller arasında rastgele seçimler yapmak zorunda kalıyor. Çıkışı bulabilirse gölün önüne geliyor ve burada su hizasına yerleştirilmiş basamaklardan yürüyüp (tıpkı İsa’nın suyun üzerinde yürümesi gibi) inisiyasyonu tamamlamış oluyor.

Burayı yeraltına uzanan, tersine bir kule gibi düşünebilirsiniz. Kuyu 27 metre derinliğe iniyor. Aslında su tutması için yapılmamış ama bitki ve yeraltı suları yüzünden hep ıslak. Kafanıza gözünüze su damlıyor yani inerken. Bastığınız yere dikkatli basmanızı hatta cep telefonunuzun ışığını kullanmanızı öneririm çünkü bayağı karanlık bir yer burası.

Muhtemelen gece karanlığında, buraya kendisini neyin beklediğini bilmeden, tek başına gönderilen kişiler dışarı çıkış yolunu bulmaya çalışırken epey zorlanıyordu.

Bitmemiş Kuyu (Unfinished Well): Bahçede İnisiyasyon kuyusuna benzer bir yapı daha var ancak buranın yapımı tamamlanmamış ve yarım kalmış. Burası insiyasyon kuyu kadar derin değil. Ayrıca taşlar diğer kuyudaki gibi işlenmemiş ve daha doğal görünecek şekliyle bırakılmış.

Bitmemiş Kuyu aynı yeraltı tünellerine bağlandığı için altından geçip gökyüzüne bakabiliyorsunuz. görebiliyorsunuz.

Quinta da Regaleira Bitmryrn Kuyu

Bitmeyen Kuyu ve bahçeler

Yeraltı Tünelleri: İnisiyasyon kuyusundan indiğinizde kendinizi yeraltı tünellerinde buluyorsunuz. Tüneller doğal bir mağara gibi görünecek şekilde inşa edilmiş olsalar da aslında doğal değil insan yapımı tüneller. Dolaşırken şelalenin arkasından, yanından bakabileceğiniz açıklıklara ulaşıyorsunuz. Çıkışta da yine doğalmış gibi görünen ama aslında insan yapımı olan tatlı bir göle ulaşıyorsunuz.

Bu tüneller şu anda aydınlatılmış olsalar da yapıldıkları dönemde karanlık olduklarını düşünmek insanı ürpertiyor.

Quinta de Regaleria Yeraltı Tünelleri

Yeraltı tünelleri

Gardiyanlar Geçidi (Portal of Guardians): Gardiyanlar geçidi aslında İnsiyasyon kuyusunun devamındaki tünellere bağlanan bir giriş çıkış kapısıymış ama bu giriş şu anda ziyaretçilere açık değil. Yine de mitolojik süslemelerle bezenmiş iki kuleli anıtsal bir kapı görmüş oluyorsunuz. Önünde ise yine kulelerle bezeli güzel bir teras var.

Portal of The Guardians

Gardiyanlar Geçidi (Portal of The Guardians)

Regaleira Kulesi: Sıradan bir gözetleme kulesi gibi görünen bu kulenin içerisine girdiğinizde sarmal biçimli merdivenlerin sizi aşağı götürdüğünü fark ediyorsunuz. Merdivenleri takip ederseniz Leda’nın Mağarası’na ulaşacaksınız.

Leda’nın Mağarası (Leda’s Grotto) : Leda’nın mağarası içerisinde bir çeşme ve bir kadın heykeli bulunan küçük ama yüksek bir mağara. Leda Yunan mitolojisinde efsanevi güzellikte bir kraliçe olarak biliniyor. Tabii her güzel kadın gibi Zeus’un radarına giriyor. Zeus Leda’nın ilgisini çekebilmek için kuğu kılığına girerek yaklaşıyor ve kadınla birlikte oluyor. Bu birliktelikten doğan kişilerden biri de Truva Savaşı’nın nedeni olan Helen.

Regaleira Kulesi ve Leda'nın Mağarası

Solda Regaleira Kulesi, Sağda Leda’nın Mağarası

Akvaryum: Burada mağaramsı bir alanın önündeki kayayı oyarak etrafını camlarla kapatmışlar ve doğayla bütünleşmiş bir akvaryum yapmışlar. Benim için biraz hayal kırıklığı olduğu çünkü gittiğimde akvaryum boş ve çamurla kaplıydı.

Diğer Güzellikler: Malikanenin bahçesinde ikinci bir yapay bir göl, Antik Yunan tanrılarının heykellerinin dizildiği Promenade of Gods bahçesi, sera, tenis kortu ve çok sayıda mağara daha mevcut.

Quinta de Regaleira

Solda İnisiyasyon Kuyusu’nun çıkışındaki yapay gölet, sağda Gardiyanlar Geçidi

Quinta de Ragaleiara’yı Gezerken Bilmeniz Gerekenler

Quinta da Regaleira neredeyse kasabanın içerisinde kaldığı için öğle yemeği molasından sonra gezip günü bitirmek için ideal bir nokta. Sabah 10.00’da açılıyor. Kışın 18.30’da, yazın 19.30’da kapanıyor. Biz içeride 2,5 saat kaldık ve daha çok zamanım olsa daha uzun süre de kalırdım. Öyle bir saatte gezip çıkarız diye düşünmeyin ve kendinize bahçelerin keyfini sürebileceğiniz bir zaman tanıyın derim.

Quinta de Ragaleira’nın giriş ücreti 20 €. Giriş saatinizi seçerek bilet alıyorsunuz ve bazı saatlerin biletleri çabuk tükeniyor. Bu nedenle biletinizi gelmeden önce online olarak almanızı öneririm. Bilet satışı yapan resmi siteye ulaşmak için tıklayın.

Quinta da Regaleira yokuş bir alan. En tepeden başlayıp geze geze aşağı inerseniz daha az yorulursunuz. Biz bu nedenle ilk olarak İnisiyason kuyusuna çıktık. Sonra S şekli çize çize çıkış kapısına ulaştık. Buraya mekanın haritasını bırakıyorum ama daha okunaklı olması için yüksek çözünürlüklü halini şu linkten indirebilirsiniz.

Giriş ve çıkış farklı kapılardan yapılıyor bu arada. Emanet dolabına eşya bırakırken aklınızda bulunsun.

Quinta de Regaleira

Quinta de Regaleira

Sintra’da Gezilebilecek Diğer Yerler

Eğer Sintra’ya günübirlik geliyorsanız, önceliğinizi Pena Sarayı ve Quinta de Regaleria’ya vermenizi öneririm. Ben bu ikisine bir de Mağribi Kalesi ekledim. Eğer Kaleye çıkmak yerine başka yerler görmek isterseniz ya da burada geçirecek daha uzun vaktiniz varsa şu seçenekleri de değerlendirebilirsiniz:

Monserrate Sarayı

Eğer güzelliğine bakmaya doyamayacağınız bir mimari eser görmek isterseniz, Monserrate Sarayı’nı ziyaret edebilirsiniz çünkü burası Portekiz’deki Romantizm akımının en güzel mimari eserlerinden bir tanesi olarak kabul ediliyor.

Eskiden bir şapel ve bir çiftlik bulunan bu tepe, Lizbon depreminden sonra harabeye dönmüş ve satılmış. Birkaç İngiliz iş insanı arasında el değiştirmiş ve hepsi araziye yeni düzenlemeler yaptırmış. Sarayı bugün gördüğümüz son haline getiren ise 1. Monserrate Vikontu (Barondan üstte, Konttan altta bir unvan) Francis Cook olmuş.

Saray Binası Neo-Gotik, Neo-Rönesans ve Neo-İslam mimarisini birleştiren oldukça şık bir yapı. Kütüphanenin kapısı, müzik odasının tavanı ve sütunlu galerisi ile sanat eserinden hallice bir estetik haz veriyor. En azından fotoğraf ve videoların bana hissettirdiği bu. Vaktim olsa kesinlikle burayı da görebilmek isterdim.

Sadece saray binası değil, bahçeleri de vakit geçirdiğinize değecek güzellikler sunuyor. Sarayın bahçeleri fıskiyeler, mağaralar, havuzlar ve nadir bulunan bitkilerden oluşan peyzajlar ile süslü. Bir kısmı ise hala çiftlik olarak kullanılıyor.

Biler Ücreti 12.00 €. Bileti bu linkten  alabilirsiniz. Parkın en batı ucunda kaldığı için yürümeye çalışmak pek mantıklı değil. Bolt kullanmak ya da otobüse binerek ulaşmak daha mantıklı. Saray 9:30 – 18:00 saatleri arasında açık. Bahçeler ise bundan yarım saat daha erken açılıp yarım saat daha geç kapanıyor.

Monserrate Sarayı

Monserrate Sarayı (Fotoğraf: parquesdesintra.pt)

Sintra Ulusal Sarayı (Sintra National Palace)

Sintra, bölgenin Mağribi kontörlü altında olduğu dönemlerden beri önemli bir yönetim merkezi. İlk saray 10. yüzyılda Mağribiler tarafından yaptırılımış olsa da, bugün gördüğümüz saray yüzyıllar içerisinde yıkılıp yeniden yapılan, yeni parçalar eklenerek organik olarak büyüyen, ilk haline hiç benzemeyen bir yapı.

Neredeyse tüm Portekiz kral ve kraliçeleri bu saraya gelip uzun uzun kalmış. Birçoğu kendi zevkine göre yeni eklentiler ve değişiklikler yaptırmış, kendi izlerini bırakmış. Ortaya bugün müze olarak gezilebilen bu büyük kraliyet sarayı çıkmış.

Sintra Ulusal Sarayı, kasabanın neredeyse içinde sayılır. Yürüyerek rahatlıkla ulaşırsınız. 09.30 -18:30 saatleri arasında gezilebiliyor ve biletleri 13€ tutuyor.

Sintra Kasabası (Old Town)

Sintra’nın tarihi merkezi Ulusal Saray ve önlerinde kalan küçük bir alan. Dar sokakları, tarihi binaları ve küçük şehir meydanıyla çok tipik bir Avrupa Kasabası. Elbette yemek yemek, alışveriş yapmak ve şöyle bir turlamak için uğranabilir ama pek çok kişi gibi ben de buraya pek vakit ayırmamayı tercih ettim.

Sintra Ulusal Sarayı

Sintra Ulusal Sarayı

Capuchos Convent (Kapuçin Manastırı)

Sintra’daki her yer çok görkemli, ihtişamlı ve büyüleyici ya… Burası da tam tersine ıssızlığın ortasında, olabildiğince sade ve mütevazı bir yer. Keşişlerin yaşadığı odalar hatta mobilyalar mantar kaplı olduğu için günümüzde “Convent of Cork” olarak anılıyor. Çünkü doğada ücretsiz olarak bulup kullanabildikleri en kullanışlı malzeme bu.

Kapuçin Manastırı denme nedeni ise Kapuçin rahipleri tarafından kullanılan bir manastır olması. Kapuçinler Katolik kilisesine bağlı bir Fransisken tarikatı. En ayırt edici özellikleri ise dünyevi konforlardan uzak durarak, tevazu içerisinde yaşamanın en erdemli yol olduğuna inanmaları. Bu inanç manastırlarına ve günlük yaşamlarına yansıyor elbette.

Malum Sintra’nın neredeyse tüm tepelerinde bir “Meryem Ana burada görünmüş” diyerek şapel yapma ve kutsal ilan etme geleneği var. Sintra zamanla dini açıdan özel bir yer haline geliyor. Buraya ilk manastır binası 1560’larda yapılıyor ve zamanlar “Convent of the Holy Cross of the Sintra Hills” olarak anılıyor. 1834 yılında tarikatlar yasaklanınca cemaat dağılıyor ve manastır terk ediliyor.

Manastır bence görülmeye değer bir yer ama diğer gezilip görülmeye değer yerlere uzak kalıyor. Eğer Sintra’ya doğada vakit geçirmek ya da trekking yapmak için geldiyseniz, burayı da rotanıza rahatlıkla dahil edebilirsiniz. Eğer burada geçirecek geniş bir vaktiniz varsa yine görün derim. Ama burayı görmek için diğer yerlerden fedakarlık etmeniz gerekecekse, buna değer mi emin değilim.

Kapuçin Manastırı’nın giriş ücreti 11.00 €. Biletler şu adreste online olarak satılıyor. 09:00–17:30 saatleri arasında gezilebiliyor ama buraya Pazar günleri gelmenizi tavsiye etmem çünkü pazar günleri Portekiz vatandaşları için ücretsiz ziyaret imkanı var. Yani çok kalabalık olabilir ve ortamın o huzurlu, ıssız atmosferini pek hissedemeyebilirsiniz.

Konumu için tıklayın.

Kapuçin Manastırı

Kapuçin Manastırı (fotoğraf: parquesdesintra.pt)

Villa Sasetti

Villa Sasetti aslında gezilecek bir yer değil ama önünden geçerken mimarisine ve bahçesine bakıp geçebileceğiniz bir yer. Başka bir değişle özel mülk olduğu için ziyarete açık değil. Eğer Mağribi Kalesi’nden kasabanın içine yürüyerek inerseniz buranın önünden geçiyorsunuz zaten. Böylece bahçesindeki tatlı düzenlemeleri görüp 100 yıllık bir mimari esere dışarıdan da olsa bakma fırsatınız oluyor.

Konumu için tıklayın.

Biester Sarayı / Malikanesi (Biestyer Palace)

Beister Sarayı sadece birkaç yıl önce restore edilip ziyarete açıldığı için pek bilinen bir yer değil. Bu nedenle pek kalabalık olmuyor. Üstelik neredeyse kasabanın içerisinde olduğu için ulaşımı da kolay. Quinta de Rageliara’nın yan komşusu.

Bu malikanenin sahibi Portekizli bir oyun yazarı olan Ernesto Biester. Araziyi 1880 yılında almış ve dönemin en önemli mimarlarından kabul edilen José Luis Monteiro ile anlaşmış. Binanın yapımı 1907 yılında tamamlanmış. Hiç varisi olmadan öldüğü için arazi kardeşine geçmiş. Kardeşi ve eşi çok gezen, Paris’teki mimari trendleri hayranlıkla takip eden, aşırı zengin kişiler olduğundan ötürü evin iç dekorasyonunu baya havalı şekilde yenilemişler. Yani bugün göreceğiniz o süslemer büyük ölçüde kardeşi Frederico ve eşi Amélia Freitas Guimarães Chamiço’nun çeşitli ülkelerden getirttikleri mimar, ressam, set tasarımcısı ve ahşap ustalarının eseri.

Sarayda Romantik ve Neo Gotik stillerin yanı sıra Art Nouveau, Neo-Mudéjar ve Alpine mimari stillerinin etkisi görülüyor. Ayrıca iç mekanlarda muhteşem tavan süslemeleri ve duvar resimleri var. Saray Polanski’nin “The Ninth Gate” filminde, Barones Kessler’in evi olarak kullanılmış.

Geldiğiniz zaman sadece Sarayın içinde değil bahçelerinde de vakit geçirmek isteyeceksiniz çünkü burada da yapay göller, mağaralar, sera, egzotik bitkiler ve yürüyüş yolları var. Bahçedeki çay evi de yorumlarda epey övülmüş. Anladığım kadarıyla hem atmosfer hoş hem de uygun fiyatlara büyük porsiyonlar sunuyorlar.

Saray sabah 10.00’da açılıyor. Kışın 18.30’da, yazın 20.00’da kapanıyor. Bilet ücreti 16€. Biletinizi şu adresten online olarak alabilirsiniz.

Konumu için tıklayın.

Beister Sarayı

Beister Sarayı (fotoğraf: parquesdesintra.pt)

Sintra gezi rehberim burada sona eriyor. Lizbon gezi rehberimi de çok yakında yazmış olacağım. Ufukta bir Portekiz seyahati planınız varsa takipte kalın. 😊

Eğer Portekizle birlikte komşu ülkeleri de gezme niyetiniz varsa haritalı Barselona Gezi Rehberim ve İspanyol Mutfağı: İspanya’da Ne Yenir? yazım da ilginizi çekebilir.