Yazı İçerikleri
UNESCO Dünya Mirası Listesi
Ülkemizde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kayıtlı, yani tüm insanlığın ortak değeri sayılacak kıymette tam 22 miras alanı var. Peki UNESCO Dünya Mirası Listesi nedir? Bu listede olmak ne anlama gelir? Hepsini tek tek anlatacağım. Türkiye’deki UNESCO Dünya Miraslarını da yazının en sonunda bulabilirsiniz.
Pek çoğumuz bu listeyi dünyadaki en kıymetli doğal ve kültürel alanlar gibi düşünüyoruz. Bu aslında kısmen doğru çünkü yalnızca belirli kriterleri karşılayan yerler bu listeye girebiliyor. Öte yandan, bu liste “ölmeden görmeniz gereken en önemli yerler listesi” işlevi görsün diye hazırlanmıyor. Gezginlere yol gösterse de, asıl işlevi bu değil yani.
Bu listeye giren yerlerin yalnızca “üstün evrensel değer” taşıdığı tescillenmiyor, aynı zamanda “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi” kapsamında belirli bir hukuki statü sahibi oluyorlar. Bu da o alana hukuki bir koruma ve uluslararası iş birliği imkanı sağlıyor.

Türkiye UNESCO Dünya Mirası Listesi Haritası. Görseli yapay zekaya hazırlattığım için birkaç küçük hata var maalesef.
UNESCO Dünya Mirası Listesi Nedir?
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nin Tarihi
Unesco Dünya Mirası Listesi bir anda “ya şöyle bir şey yapsak ne güzel olur” diye hazırlanmış bir sözleşme değil elbette. Tarihi 1945 yılına kadar uzanıyor. O dönem II. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkılmış. Savaş sırasında tarihi eserler yağmalanmış, yıkılmış, sanat eserleri çalınmış, satılmış… Müzelik eserlere ve ören yerlerine ganimet muamelesi yapılmış.
UNESCO işte böyle bir ortamda kuruluyor. Amacı devletlere farklılıklarını bir kenara bırakıp ortak hedefler için (eğitim, kültür, bilim) birlikte ve barış içinde çalışabilme motivasyonu sağlamak. Çöken eğitim sistemlerini, işlevsizleşen bilim kurumlarını ve yok olan kültürel mirasları ayağa kaldırıp korumak istiyorlar. Bu arada yayınlanan ilk hukuki metinlerinden bir tanesi Silahlı Çatışma Hâlinde Kültür Varlıklarının Korunmasına Dair Sözleşme oluyor örneğin.
II. Dünya Savaşı’nın enkazı biraz toparlanınca UNESCO’nun çalışma alanı da genişlemeye başlıyor. Doğal güzellikleri de koruyalım, onu da yapalım, bunu da yapalım derken yıl oluyor 1959. Bu tarihte Mısır Aswan’a baraj yapmak istiyor ama baraj yapılırsa dünyada eşi benzeri olmayan Abu Simbel Tapınağı sular altında kalacak. Gidip UNESCO’dan yardım istiyorlar. UNESCO 50 ülkeyi organize edip 80 Milyon Dolar para topluyor ve tapınak 1000’den fazla parçaya ayrılarak sular altında kalmayacağı güvenli bir noktaya taşınıyor. Anlıyorlar ki uluslararası iş birliği sağlandığında kültürel miras korunabiliyor. Üstelik bu yönde bir talep ve katılım da var.
Zamanla başka başvurular da geliyor ve her başvuru için ayrı kaynak toplamak yerine kalıcı bir sistem kurmanın daha mantıklı olacağı anlaşılıyor. 1972 yılında Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme imzalanıyor. 1978’den itibaren UNESCO Dünya Mirası Listesi oluşmaya başlıyor.
Türkiye bu sözleşmeye 1983 yılında taraf oluyor.

Taşınan Abu Simbel Tapınağı.
Taşınan Abu Simbel Tapınağı.
Listeye Girecek Yerler Nasıl Belirleniyor?
Bir yerin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilebilmesi için belirli kriterler var. Bu kriterlerden bir ya da daha fazlasını sağlayan yerler Dünya Mirası olarak tescillenebiliyor. Sadece kriterleri karşılamak yeterli değil bu arada. Alanın “Üstün Evrensel Değer” taşıması, bütünlüğünü koruması, özgün olması ve koruma/yönetim koşullarını sağlaması birer ön koşul.
Ülkesindeki kültürel mirasları tescillettirmek isteyen ülkeler başvuruda bulunuyorlar ve uzun bir bürokratik sürecin sonunda kabul ya da red kararı verilebiliyor. Henüz resmi olarak listeye alınmamış, adaylık süreci devam eden yerler ise “Geçici Liste” olarak yayınlanıyor.
Alanın “Kültür Mirası” mı “Doğal Miras” mı olduğuna göre kriterler değişiyor.
Kültürel dünya mirası sayılma kriterleri şu şekilde:
1) İnsan yaratıcı dehasının bir başyapıtını temsil etmek
2) Kültürler arasında önemli değer alışverişinin ürünü olmak
3) Bir kültür veya uygarlığa olağanüstü tanıklık
4) İnsanlık tarihindeki önemli bir aşamayı gösteren olağanüstü örnek
5) İnsan ve çevre arasındaki geleneksel ilişkiyi temsil etmek
6) Tarihî olaylar, yaşayan gelenekler, düşünceler veya sanatla doğrudan bağlantı
Doğal dünya mirası sayılma kriterleri ise şu şekilde:
7) Olağanüstü doğal fenomenler veya doğal güzellikler
8) Jeolojik tarihinin önemli aşamaları açısından kayıt sunan yerler
9) Devam eden ekolojik ve biyolojik süreçlerin işleyişini gösteren yerler
10) Biyolojik çeşitliliğin korunması açısından olağanüstü habitatlar

Kapadokya hem kültürel, hem doğal miras sayılıyor. (Fotoğraf: Yakov Oskanov / Envanto Elements)
Peki Listeye Girince Ne Oluyor?
Bu listede olmak elbette tanınırlığı arttıran bir şey. Ancak asıl olayı tanınırlık getirmek değil. Öncelikle devlete belirli sorumluluklar getiriyor. Alan hangi ülkenin sınırlarındaysa, o ülkenin o alanı korumak ve gelecek nesillere aktarmak için gerekli önlemleri alması gerekiyor.
UNESCO alanın güncel durumunu takip ediyor ve ciddi bir risk oluştuğunda bunu gündeme alıyor. Doğal afet ya da savaş gibi durumlardan etkilenmemesi için gerekli öneri ve destekleri sunuyor. Gerekli durumlarda para desteğinde bulunuyor. Örneğin alanın araştırılması ya da restore edilmesi için gerekli kaynağın bulunmasını sağlayabiliyor. Ayrıca alanın korunması, restorasyonu, alan yönetimi, araştırılması gibi konularda danışmanlık sağlıyor.
Bu listede yer alan tüm dünya miraslarını UNESCO World Heritage Commision web sitesinden görebilirsiniz.
Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirasları
1. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası Sivas’ın Divriği ilçesinde bulunuyor. Listeye ilk kabul edilen (1985 yılında) alanlardan bir tanesi olduğu için listenin başında o var. 13. yüzyıl başlarına Mengücekliler tarafından inşa edilen yapı inanılmaz bir taş işçiliğine sahip, büyüleyici bir mimari eser. Haliyle hem “İnsan yaratıcı dehasının bir başyapıtını” temsil ediyor, hem de “Bir kültür veya uygarlığa olağanüstü tanıklık” kriterini karşılıyor.
Bu olağanüstü eseri daha iyi anlamak için Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası yazımı okuyabilirsiniz.

Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası
2. İstanbul’un Tarihi Alanları
İstanbul’un tarihi alanları yine 1985 yılında listeye alınan, yani ilk tescillenen alanlardan bir tanesi. Bu alan 4 farklı bölgeden oluşuyor:
- Sultanahmet Arkeolojik Parkı (Konstantin Hipodromu, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya ve Topkapı Sarayı dâhil)
- Süleymaniye Koruma Alanı
- Zeyrek Koruma Alanı
- Kara Surları Koruma Alanı
Bu alanlar hem mimari başyapıtlara ev sahipliği yapması açısından, hem Bizans ve Osmanlı’ya tanıklık etmeleri bakımından önemli alanlar. Buradaki kültürel miras uygarlıklar arası etkileşimlerin izini sürmeyi ve insanlık tarihindeki belirli kırımları görmeyi de sağlıyor. Haliyle İstanbul’un Tarihi Alanları, listeye girmeyi sağlayan 4 kriteri birden sağlıyor.
Eğer bu alanı gezme niyetiniz varsa, bu bölgelerin bir kısmını kapsayan İstanbul Gezi Rehberi Bölüm I: Tarihi Yarımada yazım ilginizi çekebilir.

İstanbul’da Eminönü Kıyıları
3. Göreme Millî Parkı ve Kapadokya
Göreme Milli Parkı ve Kapadokya hem doğal hem de kültürel miras sayılan karma bir alan. Peri bacaları ile süslü jeolojik yapısı burayı oldukça özel bir yer haline getiriyor. Üstüne 10. – 12. yüzyıl arasında yapılmış, yani İkonakırıcılık dönemi sonrasına ait çok sayıda kilise ve manastıra ev sahipliği yapıyor. Yani buradaki yapılar hem tarihe tanıklık ediyor, hem de insan dehasının olağanüstü bir ürünü olarak kabul ediliyor. Mimarinin doğanın imkanlarına göre gelişimi, insan-doğa etkileşiminin çok etkileyici bir örneğini sunuyor.
Eğer Kapadokya’yı gezme niyetiniz varsa, Kapadokya Gezi Rehberi ve Gezilecek Yerler yazıma göz atmayı unutmayın.

Kapadokya’daki Zelve Ören Yeri
4. Hattuşa: Hitit Başkenti
Anadolu merkezli en büyük ve gelişmiş İmparatorluklardan bir tanesi olan Hititlerin başkenti Hattuşaş, Çorum’un Boğazkale ilçesinde yer alıyor. Burada Hitit toplumunun savunma, yönetim ve inanç dünyasını anlamanızı sağlayan yapıları görebiliyorsunuz. Özellikle dünyada bu kadar iyi korunmuş çok az sayıda Tunç Çağı yerleşimi olduğu düşünüldüğünde, insanlık tarihinin önemli bir aşamasını gözler önüne seren bu alanın kıymeti de artıyor.

Hattuşaş (fotoğraf: wirestock)
5. Nemrut Dağı
Kommagene Krallığı’nın günümüze miras bıraktığı bu eşsiz alan Adıyaman’da, merkeze 1,5 saat mesafede yer alıyor. Doğu kültürü ile batı kültürünü sentezlemesi bakımından çok özel bir yer olan Nemrut, aslında kral I. Antiokhos’un tümülüsü. Burada hem benzersiz heykelleri hem Kommagene krallığın tarihini, hem de Yunan, Pers ve Anadolu unsurlarının birleştirildiği özgün bir kültür var.
Nemrut ve civarını gezmeyi planlıyorsanız, Güneydoğu Anadolu Gezi Rehberi’m ilginizi çekebilir.

Nemrut Dağı (fotoğraf: Envanto Elements)
6. Hieropolis – Pamukkale
Dünya’nın en güzel traverten alanlarından bir tanesi olan Pamukkale Travertenleri ve M.Ö. II. yüzyılda Bergama Kralı tarafından kurulan Hierapolis Antik Kenti bir arada değerlendiriliyor ve alan hem kültürel, hem de doğal miras sayılıyor. Denizli’de yer alan alanda hem doğanın büyüleyici bir yüzünü hem de Roma İmparatorluğu’ndan kalma görkemli yapıları bir arada görebiliyorsunuz. Burası sadece Romalıların şifa bulmaya geldiği kutsal bir kent değil, aynı zamanda erken Hristiyanlık döneminin de önemli bir tanığı.
Denizli Gezi Rehberimi henüz tamamlayamadım ama bitince linkini buraya ekleyeceğim.

Pamukkale Travertenleri
7. Xanthos – Letoon
Xanthos ve Letoon, Antalya ve Muğla’nın arasında, birbirlerine 4 km mesafedeki iki yerleşim yeri. Bu kentler önemli Likya yerleşimleri olarak bize Demir Çağı’nı anlama fırsatı sunan yerler. Ayrıca burada bulunan yazıtlar özellikle Hint-Avrupa Dillerinin gelişiminin anlaşılması açısından çok kıymetliymiş. Her ne kadar burada bulunan eserlerin bir kısmı bugün British Museum’da sergileniyor olsa da, her iki şehir de çok özgün bir uygarlığın ve önemli bir dönemin tanığı olması açısından önem taşıyor.

Xanthos Antik Kenti (fotoğraf: Roman Odintsov / Pexels)
8. Safranbolu
Safranbolu’nun kendine has mimari dokusunun tarihi, İpek Yolu’nda kervan ticareti yapılan Osmanlı dönemlerine (13. Yy.) kadar uzanıyor. Mimarinin, farklı kültürel grupların yaşadığı semtlere göre farklı şekiller alması ve bu kadar iyi korunup yaşatılmış olması burayı oldukça özel kılıyor.

Safranbolu (fotoğraf: esindeniz / Envanto Elements)
9. Truva Arkeolojik Alanı
4000 yıl boyunca çeşitli uygarlıkların kendi izlerini bırakarak geçip gittiği, İlyada Destanı’na konu olmuş, Ege uygarlıklarının birbirleri ile ilişkilerine tanıklık etmiş, sıra dışı bir yerleşim yeri burası. Ülkemizdeki ilk bilimsel arkeolojik kazıların burada yapılmış olması bir tesadüf değil.
Katman katman şekillenen antik kent Çanakkale’nin merkezine yarım saat mesafede bulunuyor. Gelmişken Müzesini de gezmenizi öneririm.

Truva Arkeolojik Alanı (fotoğraf: tegmen / Getty Images)
10. Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi
16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından inşa edilen Selimiye Camii, mimari bir başyapıt olmanın ötesinde, Osmanlı külliye mimarisi açısından da önemli bir örnek teşkil ediyor. İznik çinileri, bu devasa yapının hayata geçirilmesindeki teknik ustalık ve ışık kullanımı gibi özellikleriyle gerçek bir yaratıcı deha örneği.

Selimiye Camii (Fotoğraf: Vidalidali / Getty Images)
11. Çatalhöyük Neolitik Alanı
Konya’da bulunan Çatalhöyük dünyada az sayıda örneği bulunan Neolitik yerleşimlerin en iyi korunmuş örneklerinden bir tanesi. M.Ö. 7400’lerde kurulmuş bir kentin neye benzediği, o dönemde insanların nasıl barındığı, neye inandığı, nasıl beslenip yaşadığı gibi soruların yanıtları Çatalhöyük’te. Üstelik 18 katmandan oluşması, farklı tarihlerde yaşanan değişimlerin anlaşılabilmesi açısından da çok kıymetli.

Çatalhöyük
12. Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı Eserleri
Listedeki bu alan Osmanlı İmparatorluğu’nun ve ilk başkenti Bursa’nın kuruluş dönemini yansıtan 8 alanı kapsıyor. Çok kabaca özetlemek gerekirse ilk beş Osmanlı sultanının inşa ettirdikleri külliyeler zamanla bir çekim merkezi oluyor ve etrafları evlerle doldukça Bursa büyük bir şehre dönüşmeye başlıyor. Bir imparatorluk başkenti böyle doğuyor da diyebiliriz. Bu külliye alanlarının finansmanı ise Bursa civarına kurulan vakıf köyleri aracılığıyla sağlanıyor. Adı geçen Cumalızık köyü de bu köylerin en iyi korunmuş örneklerinden bir tanesi. Yani burada sadece tarihi yapılar değil, tarihi bir şehircilik başarısı görüyorsunuz.

Bursa Ulu Camii (Fotoğraf: Hasbi Sahin / Getty Images)
13. Bergama Kültürel Peyzaj Alanı
Bergama İzmir’e 1,5 saat mesafede yer alıyor. M.Ö. 3. Yüzyılda kurulan kentte Helenistik şehircilik anlayışı, Roma yapıları ile bir arada bulunuyor. Yani her iki kültürün eserlerini aynı yerde görebilmek mümkün. Şehrin dik yamaçlardaki yerleşimi, yapıldığı dönem için oldukça sıra dışı bir örnek teşkil ediyor. Pergamon Heykeltraşlık Okulu’nun eserleri, dik tiyatrosu, su kanalları ve dev kamu yapıları da görülebilecekler arasında.

Bergama Antik Kenti ve meşhur tiyatrosu. (Fotoğraf: esindeniz / Envanto Elements)
14. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri
Diyarbakır dünyanın en büyük sularla çevrili şehirlerinden bir tanesi. Kapılar ve kuleler ile bezenmiş surların arasında kalan yerleşim ise Helen, Roma, Sasani, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerine ev sahipli yapıyor. Bölgedeki medeniyetlerin etkileşimlerinin ve tarih içerisinde yerleşimi nasıl şekillendirdiklerinin izini sürebiliyorsunuz. Suların hemen dışındaki Hevsel Bahçeleri de 8000 yıldır aralıksız tarım yapılan verimli topraklardan oluşuyor. Yani bölgenin tüm medeniyetler açısından bir cazibe merkezi olmasında bu bereketli topraklarında rolü büyük.
Eğer Diyarbakır’ı gezme planınız varsa, Diyarbakır Gezi Rehberi ve Gezilecek Yerler yazıma da göz atmanızı öneririm.

Diyarbakır Ulu Camii
15. Efes Antik Kenti
İzmir, Selçuk’ta bulunan Efes Antik Kenti, İmparatorluk Dönemi Roma mimarisinin en iyi korunmuş örneklerini ayaklarımızın önüne seren, çok büyük ve gelişmiş bir şehir. Sadece İmparatorluk mimarisi değil, Roma’nın Hristiyanlığı kabul ettiği dönemlerde şekillenen erken dönem Hristiyan Mimarisi de bu kentte görülebiliyor. Kibele Kültü’nden (Efes Artemisi) tek tanrılı dinlere uzanan inanç dünyası değişimini, Celsus Kütüphanesi gibi muhteşem korunmuş mimari yapıları ve Yamaç Evler gibi gündelik yaşamı anlamamızı sağlayan kalıntıları bir arada görebileceğiniz eşsiz bir kent burası.
Efes hakkında çok daha detaylı bir şeyler okumak isterseniz Adım Adım Efes Gezi Rehberi yazımı okuyabilirsiniz.

Efes Antik Kenti’ndeki Celsus Kütüphanesi
16. Ani Harabeleri
Kars’ın merkezine 40 dakika mesafedeki Ani Ören Yeri, Bagratuni Krallığı’nın başkenti olarak 10. yüzyılda gelişmeye başlamış. Farklı medeniyetler arasında el değiştirirken, Ermeni, Bizans, Selçuklu ve Gürcü kültürlerinin ve mimarisinin etkilerini bünyesinde toplamış. Surları, üç farklı dinin mabetleri, sarayları ve köprüleriyle, 7. ve 13. yüzyıllar arasındaki Orta Çağ mimarisinin geniş bir yelpazesini sunan bir surete bürünmüş. Özellikle Ermenilerin kontrolünde olduğu dönemde geliştirilen mimari bugün hala “ani ekolü” olarak özel bir yerde değerlendiriliyor.

Ani Harabeleri (Fotoğraf: Emirkoo / Envanto Elements)
17. Aphrodisias
Aydın’ın merkezine 1,5 saat mesafedeki Afrodisias Antik Kenti, sanat eserini andıran yapıları, kabartmaları ve heykelleri ile birçok başyapıta ev sahipliği yapıyor. Afrodit’e adanan kentin güzellikle tek ilişkisi, adını aldığı tanrıça değil yani. Buradaki yapıların güzelliğini bir kenara bırakıp tarihi önemine de bakarsak, özellikle Roma dönemine dair çok kıymetli bilgiler barındırdığını ve o dönemleri anlayabilmemizi sağladığını görüyoruz. Örneğin Bazilika duvarlarını kaplayan enflasyonla mücadele yazıtları bize ekonomik hayatı anlatırken, Anadolu’nun en iyi korunmuş stadyumu, halkın gündelik eğlencelerini daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Afrofisias Antik Kenti’ndeki Sebasteion
18. Göbekli Tepe
M.Ö. 9500 yılına uzanan tarihi ile insanoğlunun yerleşik hayata geçtiği o kritik dönemi anlamamızı, hatta tarihsel sürece dair bilgilerimizi yeniden sorgulamamızı sağlayan Göbeklitepe belki de yüzyılın en önemli arkeolojik buluşlarından bir tanesi. Şanlıurfa’nın merkezine oldukça yakın olan alanda anıtsal mimarinin bilinen ilk örneklerinden birini görürken, bu mühendislik eserini hayata geçirebilmek için gereken toplumsal örgütlenme üzerine düşünme fırsatı buluyoruz.
Göbeklitepe’yi daha iyi anlamak için Göbeklitepe’yi Gezmeden Önce Bilmeniz Gerekenler yazımı, eğer Şanlıurfa’yı gezmeyi planlıyorsanız, Şanlıurfa Gezi Rehberi ve Gezilecek Yerler yazımı okumak isteyebilirsiniz.

19. Arslantepe Höyüğü
Malatya’da yer alan Arslantepe Höyüğü; 8000 yıl boyunca süregelen kesintisiz iskana, bölgeyi ele geçiren farklı kültürlerin (Uruklar, Hititler, Asurlar, Romalılar) izlerine ve özellikle Geç Kalkolitik dönemde insanlığın nasıl bir hayat sürdüğüne tanıklık eden çok özel bir arkeolojik alan. Özellikle Geç Kalkolitik dönemden kalma az sayıda saray arasında, en büyük ve iyi korunmuş örneklerden bir tanesini görebilmemizi de sağlıyor.

Arslantepe Tümülüsü (Fotoğraf: Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı)
20. Gordion
Ankara’nın merkezine bir saat mesafedeki Gordion, Demir Çağı’nda bu topraklara hakim olan Friglerin başkenti. Özellikle tümülüslerde bulunan çok iyi korunmuş gündelik eşyalar ve tören malzemeleri bize Friglerin inanışları, ölü gömme gelenekleri ve yönetici sınıfı hakkında çok fazla şey anlatıyor. Tümülüslerin devasa ölçekleri ve mühendislikleri de ayrıca dikkat çekici.
Bu yazımda Gordion’dan bahsetmiyorum ama buraları gezme niyetiniz varsa yolunuz Ankara’ya düşecek demektir. O halde Ankara Gezi Rehberi ve Gezilecek Yerler yazım da tam size göre olabilir.

Gordion (Fotoğraf: Servet Uygun / Türkiye Kültür Portalı)
21. Anadolu’daki Ortaçağ Ahşap Hipostil Camileri
Bu UNESCO Dünya Mirası, 13. yüzyılın sonları ile 14. yüzyılın ortaları arasında inşa edilmiş beş farklı camiyi kapsıyor. Farklı mimari tasarımları ve ahşap işçilikleri ile İslam mimarisindeki spesifik bir eğilimin eseri olan bu camiler şu şekilde:
- Afyon Ulu Camii (Afyon)
- Sivrihisar Ulu Camii (Eskişehir)
- Ahi Şerefettin Camii (Ankara)
- Eşrefoğlu Camii (Konya)
- Mahmut Bey Camii (Kastamonu)

Afyon Ulu Camii (fotoğraf: Sinan Doğan / Getty Images)
22. Sardes Antik Kenti ve Bin Tepe Lidya Tümülüsleri
UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne henüz 2025 yılında alınan alanda, Lidya Krallığı’nın başkenti olan ve daha sonrasında Pers, Helen, Roma ve Bizans uygarlıkları arasında el değiştiren Sardes Antik Kenti ve Lidyalı soylularının mezarlarının yayıldığı 119 tümülüs bulunuyor. Burası hem bu topraklarda yaygın bir ölü gömme pratiği olan tümülüslerin olağanüstü bir örneği olma özelliğini taşıyor, hem de Lidya Krallığı’nı tanımamızı sağlıyor.

Sardes Antik Kenti’ndeki Gymnasium